02.02.2023 Pazar Sohbeti

Soru

02.02.2023 Pazar Sohbeti

Cevap

Sevgili kardeşlerim, Kur’ân-ı Kerîm, Allah’ın son nebisine, nebîler Sultanı Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’e indirdiği son şeriat kitabıdır. Hicr 9’da:

HİCR-9: İnnâ nahnu nezzelnez zikre ve innâ lehu le hâfizûn(hâfizûne).

Muhakkak ki zikri (Kur'ân-ı Kerim'i), Biz indirdik. O'nun koruyucuları (da) mutlaka Biziz.

Allah Resûlü (S.A.V) buyuruyor:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Buhârî, İ’tisam 1, Fedâilü’l-Kur’ân 1; Müslim, Îmân, 279

"Gönderilen her peygambere, insanların hidayetine vesile olacak bir mucize muhakkak verilmiştir. Bana verilen de Allah’ın bana vahyettiği kelâm nev’inden olan Kur’ân-ı Kerim’dir."

Nasıl nebiler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e son şeriat kitabı, Kur’ân-ı Kerîm verilmişse ondan önceki her peygambere de bu hadîste zikredildiği gibi bir şeriat kitabı verilmiştir. Hz. İsa (A.S)’a İncil’i vermiş, Hz. Musa (A.S)’a Tevrat’ı vermiş, Hz. İbrahim (A.S)’a sahifeleri vermiş, Hz. Nuh (A.S)’a şeriat kitabı vermiş. Yani kısacası bunların hepsi Allah’ın ilmini içeriyor.

İnsanların Kur’ân’la röntgenini çekecek olursak üç grup insan karşımıza çıkıyor: Cahiller, ilim verilenler ve ilmin sahipleri. Öyleyse her devirde ilmin sahibi insanlar var mıdır? Vardır.

İLİM SAHİPLERİ (ÖĞRETENLER)

1. KUR’ÂN’IN LAFZINI ÖĞRENENLER

CUMA-2: Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden O’dur. Onlara, O’nun (Allah’ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder (nefslerini temizler), onlara Kitab’ı (Kur’ân-ı Kerim’i) ve hikmeti öğretir. …

2. KUR’ÂN’IN RUHUNU ÖĞRENENLER

ÂLİ İMRÂN-20: … "Ben ve bana tâbî olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah’a teslim ettik." O kitap verilenlere ve ümmîlere: "Siz de vechinizi (fizik vücudunuzu) (Allah’a) teslim ettiniz mi?" de. Eğer teslim ettilerse, o takdirde, hidayete ermişlerdir.

3. HİKMETİ ÖĞRENENLER

NİSÂ-113: Ve eğer Allah’ın fazlı ve rahmeti senin üzerine olmasaydı, onlardan bir grup mutlaka seni saptırmaya kastedecekti. Ve onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar. Ve sana hiçbir şeyle zarar veremezler. Ve Allah, sana Kitab’ı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediğin şeyleri öğretti. Ve Allah’ın senin üzerindeki fazlı çok büyüktür.

4. HİKMETİN ÖTESİNİ ÖĞRENENLER

BAKARA-151: Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden (kendinizden) bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup, açıklasın) ve sizi (nefsinizi) tezkiye (ve tasfiye) etsin, size Kitab’ı (Kur’ân-ı Kerim’i) ve hikmeti öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.

5. MÂRUFLA EMREDEN MÜNKERDEN NEHYEDENLER

ÂLİ İMRÂN-104: Sizin içinizden hayra davet eden (mürşidlerden) bir cemaat olsun ve mârufla emretsin ve münkerden nehyetsin (men etsin). İşte onlar, onlar felâha erenlerdir.

6. RESÛLLER

ÂRAF-62: Size Rabbimin risalelerini (gönderdiklerini) tebliğ ediyorum (ulaştırıyorum). Ve size nasihat ediyorum (öğüt veriyorum). Ve sizin bilmediğiniz şeyleri ben Allah’tan öğreniyorum (biliyorum).

7. DEVRİN İMAMLARI

ENBİYÂ-73: Ve onları, emrimizle hidayete erdiren (ölmeden önce ruhları Allah’a ulaştıran) imamlar kıldık. Ve onlara, hayırlar işlemeyi, namaz kılmayı ve zekât vermeyi vahyettik. Ve onlar, Bize kul oldular.

SECDE-24: Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık, sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize yakîn hâsıl etmiş oldukları için.

İşte ilmin sahibi insanlar en üstünde tasarrufta olan devrin imamı vardır. Ondan sonra kavim resûlleri vardır. Ondan sonra velî mürşidler vardır. Özellikle Allah’ın irşada memur ve mezun kıldığı devrin imamı, Enbiyâ 73’te en üst seviyede ilim sahibi olarak karşımıza çıkıyor.

ENBİYÂ-73: Ve cealnâhum eimmeten yehdûne bi emrinâ ve evhaynâ ileyhim fi’lel hayrâti ve ikâmes salâti ve îtâez zekâh(zekâti), ve kânû lenâ âbidîn(âbidîne).

Ve onları, emrimizle hidayete erdiren (ölmeden önce ruhları Allah'a ulaştıran) imamlar kıldık. Ve onlara hayırlar işlemeyi, namaz kılmayı ve zekât vermeyi vahyettik. Ve onlar, Bize kul oldular.

Nebîler arasında fetret dönemi vardır. Allah’ın Kur’ân-ı Kerîm’de âyetlerle bize bildirdiği mürşidin 19 ayrı ismi var.

KUR'ÂN-I KERİM'DE GEÇEN MÜRŞİDLERİN 19 AYRI İSMİ

1. NEBÎ

BAKARA-213, ÂLİ İMRÂN-81, AHZÂB-7, BAKARA-121, BAKARA-136

2. İMAM

ENBİYÂ-73, İSRÂ-71, SECDE-24

3. HALİFE

BAKARA-30, EN’ÂM-165, NÛR-55

4. VELÎ RESÛL

ÂLİ İMRÂN-81, BAKARA-101, BAKARA-252

5. MÜJDELEYİCİ VE NEZİR

HÛD-2, HÛD-25, FURKÂN-51, BAKARA-119, BAKARA-213, NİSÂ-165, KEHF-56, FURKÂN-56, İSRÂ-105,

6. HİDAYETÇİ

A’RÂF-186, HACC-8, MU’MİN-33

7. VELÎYYİN VE LÂ NASÎR

ŞÛRÂ-8, BAKARA-107, BAKARA-120, TEVBE-74

8. VELÎYYİN VE LÂ ŞEFÎİ

SECDE-4

9. VELÎYYUN HAMÎM

FUSSİLET-34

10. VELÎYYEN MURŞİDÂ

KEHF-17

11. VELÎYYİN VE LÂ VÂK

RA’D-37

12. VELÎYYUL MU’MİNİN

ÂLİ İMRÂN-68, ÂLİ İMRÂN-122

13. VELÎYYUL HAMÎD

ŞÛRÂ-28

14. EHLİ ZİKİR

NAHL-43, ENBİYÂ-7

15. MUNADİ MEHDİ

ÂLİ İMRÂN-193, KAF-41, A’RÂF-44, RA’D-33, YÂSÎN-21, ZUMER-36

16. SADIK

BAKARA-177, ÂLİ İMRÂN-17, TEVBE-119

17. SALİH

ÂLİ İMRÂN-114, İSRÂ-25, CİNN-11

18. SULTAN

RAHMÂN 33

19. HİKMET SAHİBİ ÂLİM

BAKARA-269, ZUMER-9, ÂLİ İMRÂN-18

Bu isimlerin başında nebî geliyor. Nebî Arapçadır. Onun karşılığı Türkçemizde peygamber, Farsçadır. Öyleyse Allah’ın bütün peygamberleri, bütün nebîleri en üst seviyede Allah’ın tayin ettiği mürşiddir. Her nebî kendi yaşadığı dönemde asaleten devrin imamıdır. Ama her imam nebî değildir. Her nebî yaşadığı dönemde Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. Ama her halife nebî değildir. Her nebî Allah’ın kavmi için tayin ettiği bir velî resûldür. Ama her velî resûl nebî değildir. Velî resûller var, nebî resûller var.

İster nebî resûl olsun, ister devrin imamı olsun, ister halife olsun, ister velî resûl olsun, bunlar ilmin sahipleridir. Ama sadece ilim sahibi bunlar mı? İlmin sahibi kavim resûlleri de var. İşte kavmin resûllerini ifade eden A’râf 42. âyetinde: “Size Rabbimin risalelerini tebliğ ediyorum, size nasihat ediyorum, (öğüt veriyorum). Ve sizin bilmediğiniz şeyleri ben Allah’tan öğreniyorum, (biliyorum).”

Âli İmrân 104: “Mârufu emreden, münkerden nehyeden bir topluluk...” Allahû Tealâ’nın velî mürşidleridir.

İşte bunlar ilmin sahibi ama diğerleri de ilim verilenler oluyor. Bu ilmi diğerleri devrin imamından alabilirler, kavim resûllerinden alabilirler, velî mürşidlerden alabilirler.

Öyleyse insanların bütününü Kur’ân-ı Kerîm’le röntgenini çektiğimiz zaman ilim sahipleri, Allahû Tealâ’nın velî mürşidleri, velî resûlleri ve her devirde bir tek kişi olan en üst seviyede Devrin İmamıdır. Diğer insanlar kendilerine ilim verilenlerdendir.

Ama bir de kutsal kitaplardaki ilmi kalbe indirmeyenler, onlar cahildirler.

Resûlullah (S.A.V) Efendimiz buyuruyor ki: “Bu ümmet için en korktuğum şey, diliyle âlim ama kalbiyle cahil olmasıdır.” Öyleyse Allah’a göre cahil kimdir? Kalbinde Allah’ın âyetleri bulunmayan, onlar câhildirler.

Sevgili kardeşlerim, nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) hadisinde şöyle buyuruyor:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Ebû Dâvûd, “İlim”, 10; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, I/321, H.no: 2947; Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsât, VI/19, H.no: 5668; Beyhakî, Şuabü’l-Îmân, III/249, H.no: 1609.

Abdullah b. Abbas (R.A)’dan rivayet edilen bir Hadîs;

“Siz (bu sözleri) benden dinliyorsunuz, başkaları sizden dinleyecek ve sonra gelenler de onlardan dinleyecek.”

“Siz bu sözleri benden dinliyorsunuz. (Sahâbeye söylüyor) Başkaları da sizden dinleyecek.” (Sahâbenin tebliğiyle). Allah Resûlü sahâbeye tebliğ ediyor, sahâbe de başkalarına tebliğ ediyor, dinleyecekler, sonra gelenler de tâbiîn de, tebei tâbiîn de tâbiînden dinliyor. Demek ki dinleme esas.

Tekrar ediyorum: Siz bu sözleri benden dinliyorsunuz, başkaları da sizden dinleyecek. Yani sahâbeden dinleyecek. Kimdir sahâbeden dinleyen? Tâbiîn. Sonra gelenler de onlardan dinleyecek, tebe-i tâbiînden dinleyecek. Ama dinleme esas. Dini yaşamanın temelinde dinleme var.

Nitekim Nebiler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in hadîsinde:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Tirmîzi 3022, Ahmed bin Hanbel Müsned 16042, Hâkim Müstedrek, İbni Hibban.

"… Size Allah’ın bana emrettiği beş şeyi emrediyorum: Dinlemeyi, İtaat etmeyi, Cihad etmeyi, Hicret etmeyi ve Cemaat olmayı.

Kuşkusuz ki, kim cemaatten bir karış ayrılırsa, Andolsun ki, Dîn bağını boynundan çıkarmış olur. Ancak cemaate tekrar dönerse bu müstesna. Kim cahiliye davasını iddia ederse (cahiliye sistemlerini müdafaa ederse) kuşkusuz ki o, cehennemlik kimselerdendir.

Bunun üzerine bir adam:

−Ey Allah’ın Resûlü, bu kimse namaz kılsa da oruç tutsa da aynı mıdır? diye sordu.

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyurdu:

−"Namaz kılsa da oruç tutsa da durum aynıdır. Siz, Allah’ın davasına, Allah’a davet ediniz! Çünkü Allah, size Müslümanlar, mü’minler ve Allah’ın kulları diye isimlendirmiştir."

Öyleyse Resûlullah (S.A.V): “Size dinlemeyi emrediyorum.” Kimi dinleyecekler? İlim sahibi kişiyi dinleyecekler. Nitekim Allah Resûlü (S.A.V) buyuruyor ki: “Hikmet sahibi âlimin sohbetinde bulunmak, kelâmını işitmek üzerinize farzdır.”

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Taberâni, Muvatta, İlim, 1.

"Hikmet sahibi ulemanın meclisinde bulunmak, kelâmını işitmek üzerinize farz kılındı. Muhakkak ki Allah bu meclislerde hikmet nuruyla ölü kalpleri diriltir. Yağmur suyuyla ölü toprakları dirilttiği gibi…”

En üst seviyede hikmet sahibi âlim devrin imamıdır. Ondan sonra da hikmet sahibi âlim velî resûllerdir. Ondan sonra hikmet sahibi âlim velî mürşidlerdir ve hikmet sahibi âlimin sohbetinde bulunmak, kelâmını işitmek farzdır. Yani dinleyen kişi işitebilir. Hangi âyet gereğince? A’râf 204:

A'RÂF-204: Ve izâ kuriel kur’ânu festemiû lehu ve ensıtû leallekum turhamûn(turhamûne).

Kur'ân okunduğu zaman artık onu dinleyin! Ve susun ki; böylece rahmete kavuşturulursunuz.

“Hikmet sahibi âlim Kur'ân'ı kıraat ettiği zaman, okuduğu zaman artık onu dinleyin! Ve susun ki; böylece rahmete kavuşturulursunuz.”

Ancak dinleyen ve susan, “Dinleyin ve susun!” Ancak o zaman rahmet size gelir. Rahmet, Allah’ın yardımını oluşturuyor.

O zaman Resûlullah (S.A.V) diyor ki: “Siz benden dinliyorsunuz," (sahâbeye) "sonra, sizden sonra gelenler de sizden dinleyecek." Onlardan sonra gelenler de onları dinleyecek. Yani “Size dinlemeyi emrediyorum.” Dinlediği kişi kim? Tekrar ediyoruz: En üst seviyede devrin imamını dinleyebilir, kendi kavim resûlünü dinleyebilir, velî mürşidi dinleyebilir.

“Ve size dinlemeyi emrediyorum, itaati emrediyorum.” İtaat nedir? Hikmet sahibi âlim diyor ki: “Ruhunuzu teslim edin.” Teslim etmeyi dileyenler itaat edenlerdir. “Fizik vücudu Allah’a teslim edin.” Teslim etmeyi dileyenler itaat edenlerdir. “Nefsinizi teslim edin.” Teslim etmeyi dileyenler itaat edenlerdir. “İradenizi teslim edin.”

“Sonra size cihadı emrediyorum. Sonra size hicreti emrediyorum ve sonra size cemaati emrediyorum. Cemaatten ayrılan şeytana lokma olur. Sürüden ayrılanı da kurt kapar.”

Nebiler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki: "Yahudiler 71 fırkaya ayrılıyor, bir tanesi hariç hepsi cehenneme gidiyor. Hristiyanlar 72 fırkaya ayrılıyor, bir tanesi hariç 71’i cehenneme gidiyor. Müslümanlar 73 fırkaya ayrılıyor, 72 tanesi cehenneme, bir tanesi hariç."

İşte bu cemaat üzere olanlar, yani Allah’a ulaşmayı dileyenler, Sıratı Mustakîm üzerinde olanlar, onlar kurtuluştadır. Diğerleri dinde fırkalara ayrılmıştır. “Cemaat rahmettir, tefrika azaptır.”

Öyleyse dinimizin üç esasından bir tanesi vahdet, tevhid ve teslim. Tevhid akidesi en önemli unsuru oluşturuyor. Tevhidde yer almayanlar fırkalara ayrılanlardır ama tevhidde olanlar, cemaat üzere olanlardır: “Size cemaati emrediyorum.”

Ve cemaati oluşturanlar, onlar dinleyenler, dinlemişlerdir. Dinlemeyenler, bunlar Allah’tan yardım alamayacaklardır.

Resûlullah (S.A.V)’ın Nasr Suresi’yle örtüşen bir hadîsi:

NASR-1: İzâ câe nasrullâhi vel feth(fethu).

Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman.

“Allah’ın yardımı ve fetih geldiği zaman” Allah’ın yardımı, Rahîm esmasıyla kime gelir? Cemaat üzere olanlara, Allah’a ulaşmayı dileyenlere gelir çünkü cemaat rahmettir.

NASR-2: Ve reeyten nâse yedhulûne fî dinillâhi efvâcâ(efvâcen).

Ve insanların grup grup Allah'ın dinine girdiğini gördüğün (zaman).

“İnsanların fevc fevc, grup grup Allah’ın dinine girdiğini göreceksin.” Ne zaman olacak bu iş? Dinler birleştiği zaman. Herkes şu anda ayrı dinin mensubu olduğunu, farklı dinin mensubu olduğunu zannediyor kendisini. Yahudiler, “Benim dinim, diğerleri küfür üzeredir.” Hristiyanlar, “Benim dinim, diğerleri küfür üzeredir.” Müslümanlar, “Benim dinim, diğerleri küfür üzeredir.”

Hâlbuki yaptığımız araştırmalarda kesinlikle Tevrat’ta 7 safha farz, rabbâniyyunun 7 safhayı yaşadığı, İncil’de 7 safha farz ve havarilerin 7 safhayı yaşadığı, Kur’ân-ı Kerîm’de 7 safha farz ve sahâbenin 7 safhayı yaşadığı görülüyor.

TEVRAT ÂYETLERİ İLE HZ. MUSA’YA TÂBÎ OLAN RABBÂNİYYÛNUN YAŞADIĞI 7 SAFHA

VAHDET

1. Allah’a Ulaşmayı Dilemek

2. TARİHLER 19: 3,4

Ancak bazı iyi yönlerin de var. Ülkeden Tanrıça Aşera’yı simgeleyen sütunları kaldırıp attın ve yürekten Allah’a yönelmeye karar verdin. Yehoşafat Yeruşalim’de yaşadı. Beer-Şeva’dan Efrayim dağlık bölgesine kadar yine halkın arasında dolaşarak onları atalarının Allah’ı RAB’be döndürdü.

TEVHİD

2. Mürşide Tâbî Olmak

2. TARİHLER 15: 14,15

Yüksek sesle bağırarak, borazan ve boru çalarak RAB’bin önünde ant içtiler. Yahudalılar bütün yürekleriyle içtikleri ant için sevindiler. RAB’bi istekle arayıp buldular. O da onları her yandan esenlikle kuşattı.

2. TARİHLER 30: 12

Birlik ruhu vermek için Allah’ın eli Yahuda’nın üzerindeydi. Öyle ki, Allah kral ve önderlerin RAB’bin sözü uyarınca verdikleri buyruğa halkın uymasını sağladı.

TESLİM

3. Ruhun Allah’a

2. KRALLAR 20: 5

Geri dön ve halkımı yöneten Hizkiya’ya şunu söyle: ‘Atan Davut’un Allah’ı RAB diyor ki: Duanı işittim, gözyaşlarını gördüm, seni sağlığına kavuşturacağım. Üç gün içinde RAB’bin Tapınağı’na çıkacaksın.’

4. Fizik Vücudun Allah’a Teslimi

YEŞU 24: 24

Halk, “Allahımız RAB’be kulluk edip O’nun sözünü dinleyeceğiz” diye karşılık verdi.

1. KRALLAR 19: 10

İlyas, “Herşeye Egemen RAB Allah’a büyük bir istekle kulluk ettim” diye karşılık verdi, “...

5. Nefsin Allah’a Teslimi

1. KRALLAR 3: 6

Süleyman, “Kulun babam Davut’a büyük iyilikler yaptın” diye karşılık verdi, “O sana bağlı, doğru, bütün yüreğiyle dürüst biri olarak yolunda yürüdü...”

1. KRALLAR 5: 4

Oysa şimdi Allah’ım RAB her yönden bana rahatlık verdi. Ne bir düşmanım var, ne de kötü bir olay.

6. İrşada Ulaşmak

2. TARİHLER 31: 21

Allah’ın Tapınağı’nda üstlendiği görevi bütün yüreğiyle yerine getirdi; Kutsal Yasa’ya, buyruklara uydu; Allah’ına yöneldi. Bu sayede başarılı oldu.

HEZEKİEL 1: 3

...RAB Buzi oğlu Kâhin Hezekiel’e seslendi. RAB’bin eli orada onun üzerindeydi.

7. İradeyi Allah’a Teslim Etmek

MİKA 3:8

Ama Yakupoğulları’na isyanlarını, İsrail halkına günahlarını bildirmek için Ben RAB’bin Ruhu’yla, güçle, adalet ve cesaretle donatıldım.

MİKA 4: 5

Bütün halklar ilahlarının izinden gitse bile, biz sonsuza dek Allah’ımız RAB’bin izinden gideceğiz.

İNCİL ÂYETLERİ İLE HZ. ÎSÂ’YA TÂBÎ OLAN HAVARİNİN YAŞADIĞI 7 SAFHA

VAHDET

1. Allah’a Ulaşmayı Dilemek

2. SELANİKLİLER 2: 14

Devrin İmamı İsa Mesih’in yüceliğine kavuşmanız için, bildirdiğimiz Müjde’yle sizi bu kurtuluşa çağırdı.

İBRANİLER 4: 6

Demek ki, bazılarının huzur diyarına gireceği kesindir. Daha önce iyi haberi almış olanlar söz dinlemedikleri için o diyara giremediler.

TEVHİD

2. Mürşide Tâbî Olmak

FİLİPİLİLER 1: 19

Çünkü dualarınızla ve İsa Mesih’in Ruhu yardımıyla bunun bana kurtuluş getireceğini biliyorum.

1. KORİNTLİLER 15: 57

Devrin İmamı İsa Mesih aracılığıyla bizi zafere ulaştıran Allah’a şükürler olsun!

TESLİM

3. Ruhun Allah’a Teslimi

ROMALILAR 5: 2

İçinde bulunduğumuz bu lütfa Mesih aracılığıyla, imanla kavuştuk ve Allah’ın yüceliğine erişmek umuduyla mutluyuz ve neşeliyiz.

İBRANİLER 4: 6

Demek ki, bazılarının huzur diyarına gireceği kesindir. Daha önce iyi haberi almış olanlar söz dinlemedikleri için o diyara giremediler.

4. Fizik Vücudun Allah’a Teslimi

LUKA 1: 6

Her ikisi de Allah’ın gözünde doğru kişilerdi, Rab’bin bütün buyruk ve kurallarına eksiksizce uyarlardı.

ELÇİLERİN İŞLERİ 20: 24

Canımı hiç önemsemiyorum, ona değer vermiyorum. Yeter ki yarışı bitireyim ve Rab İsa’dan aldığım görevi, Allah’ın lütfunu bildiren Müjde’ye tanıklık etme görevini tamamlayayım.

5. Nefsin Allah’a Teslimi

1. KORİNTLİLER 4: 12

Kendi ellerimizle çalışıp emek veriyoruz. Bize sövenlere iyilik diliyoruz, zulmedilince sabrediyoruz.

1. KORİNTLİLER 6: 11

Bazılarınız böyleydiniz; ama yıkandınız, kalbiniz arındırılarak kutsal kılındınız, Devrin İmamı İsa Mesih adıyla ve Allahımız’ın Ruhu aracılığıyla aklandınız.

6. İrşada ulaşmak

ELÇİLERİN İŞLERİ 24: 18

Beni tapınakta adaklar sunarken buldukları zaman arınmış durumdaydım. Ne bir kalabalık ne de karışıklık vardı.

YUHANNA 3: 34

Çünkü Allah’ın gönderdiği kişi Allah’ın sözlerini söyler. Çünkü Allah’ın gönderdiği kişi Ruh’u ölçüsüz dağıtır.

7. İradeyi Allah’a Teslim Etmek

YUHANNA 5: 30

“Ben kendiliğimden hiçbir şey yapamam. İşittiğim gibi yargılarım ve benim yargım adildir. Çünkü amacım kendi istediğimi değil, beni gönderenin istediğini yapmaktır.”

ROMALILAR 11: 5

Aynı şekilde, şimdiki dönemde de Allah’ın lütfuyla seçilmiş küçük bir topluluk vardır.

KUR’ÂN-I KERÎM ÂYETLERİ İLE HZ. MUHAMMED (S.A.V) TÂBÎ OLAN SAHÂBENİN YAŞADIĞI 7 SAFHA

VAHDET

1. Allah’a Ulaşmayı Dilemek

ZUMER-17

Ve onlar ki; tağuta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

TEVHİD

2. Mürşide Tâbî Olmak

FETİH-10

Muhakkak ki onlar, sana tâbî oldukları zaman Allah’a tâbî olurlar. Onların ellerinin üzerinde (Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan) Allah’ın eli vardır...

TESLİM

3. Ruhun Allah’a Teslimi

RAD-21

Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

4. Fizik Vücudun Allah’a Teslimi

ÂLİ İMRÂN-20

Bundan sonra eğer seninle tartışırlarsa o zaman onlara de ki: “Ben ve bana tâbî olanlar veçhimizi (fizik vücudumuzu) Allah’a teslim ettik.” O kitap verilenlere ve ümmîlere: “Siz de vechinizi (fizik vücudunuzu) (Allah’a) teslim ettiniz mi?” de. Eğer teslim ettilerse, o takdirde, hidayete ermişlerdir...

5. Nefsin Allah’a Teslimi

ÂLİ İMRÂN-191

Onlar (ulûl’elbab, lüblerin, Allah’ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (dalma) Allah’ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler...

6. İrşada Ulaşmak

HUCURÂT-7

Ve aranızda Allah’ın Resûl’ü olduğunu biliniz. Eğer işlerin çoğunda size itaat etseydi, mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irşad olanlardır.

7. İradeyi Allah’a Teslim Etmek

ÂLİ İMRÂN-110

Siz, insanlar için çıkarılmış (seçilmiş) olan, ümmetin hayırlı kişileri oldunuz. Mâruf ile emredersiniz ve münkerden nehyedersiniz. Ve siz, Allah’a îmân ediyorsunuz. Eğer kitap ehli de îmân etselerdi elbette onlar için hayırlı olurdu. Onlardan bir kısmı mü’mindir ve onların çoğu da fâsıklardır.

Öyleyse eğer olay buysa farklı dinler olduğunu söyleyebilir miyiz? Hayır, farklı dinler yok, tek bir din var. İşte bu, mürşidin önünde tövbe; yani dinler birleştiği zaman, İslâm Birliği kurulduğu zaman. İslâm Birliği demek, ne demek? Hz. Musa (A.S) ve ona tâbî olanlar 7 safha İslâm’ı yaşadı. Hz. İsa ve ona tâbî olanlar 7 safha İslâm’ı yaşadı. Hz. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e tâbî olanlar 7 safha İslâm’ı yaşadı. Yani Mehdi (A.S)’la da bu İslâm Birliği kurulacak.

Yahudiler Tevrat’ta Rabbâniyyûnun yaşadığı 7 safhayı, Hristiyanların havarilerin İncil’de yaşadığı 7 safhayı, sahâbenin Kur’ân’da yaşadığı 7 safhanın aynı dini teşkil ettiğini, farklı dinlerin olmadığını ve İslâm Birliği’nin, din birliğinin gerçekleşmesinin söz konusu olduğunu görüyoruz.

Bu ancak kimin görevidir? Mehdi (A.S)’ın görevidir. 14 asır evvel Nebiler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V), O’nun geleceğini bize müjdeledi.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Kitab-ül Burhan Fî Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, 2.

“Mehdi (A.S) benim soyumdandır. Ben nasıl vahiy üzere mücadele veriyorsam, o da benim sünnetim üzerine mücadele verir. Allahû Tealâ nasıl bu dini bizimle başlattıysa, Mehdi (A.S) ile sona erdirecektir. İnsanlar nasıl bizimle şirkten kurtulmuşlarsa, Mehdi (A.S) ile fitneden kurtulacaklardır.”

“Ümmetimin hayırlısı…” Allah Resûlü (S.A.V) buyuruyor ki: “Mehdi (A.S), evlâd-ı resûldür, benim soyumdan. Ben nasıl vahiy üzerine mücadele verdiysem o da benim sünnetim üzerine mücadele verecek.”

Yani Kur’ân’la ben mücadele verdim, o da Kur’ân’la mücadele verecek. Ve Kur’ân’la havarilerin yaşadığı 7 safhayı, Kur’ân’la rabbâniyyunun yaşadığı 7 safhayı açıklayacak ve Kur’ân’da sahâbenin yaşadığı 7 safhayı açıklayacak. Ve böylece Ben nasıl bu dini başlattıysam, O’nunla sona erdirecek. Ben insanları nasıl şirkten kurtarmışsam onlar da fitneden kurtulacaklardır.

En büyük fitne nedir? Aynı dinin mensubu olan insanların farklı dinden olduğunu zannetmeleri. Yahudilerin dini de İslâm, Hristiyanların dini de İslâm, Müslümanların dini de İslâm. Ama düşünün günümüzde farklı dinin mensubu olduğunu zannediyorlar. Yahudiler, “Benim dinim Yahudilik, İslâm’la hiçbir alakam yoktur.” Hristiyanlar, “Benim dinim Hristiyanlık, İslâm’la hiçbir alakam yok.” Müslümanlar diyor, “Öbürleri gâvurdur, benim dinimle onların alakası yoktur.”

Hâlbuki Allah’ın onlara indirdiği kutsal kitapları incelediğiniz zaman hiç de ayrı dinin mensubu olduğunu göremeyeceksiniz. Ve böylece büyük fitne, ‘insanların dinde fırkalara ayrılması’ fitnesi tamamen devreden çıkacak ve dinler birleşecek.

Allahû Tealâ, En’âm Suresi’nin 159. âyet-i kerimesinde: “İnne’l-lezîne ferrakû dinehum...” Muhakkak onlar dinini tefrik ettiler, parça parça ayırdılar, grup grup oldular. Senin onlarla bir ilgin yok.

EN'ÂM-159: İnnellezîne ferrekû dînehum ve kânû şiyean leste minhum fî şey’(şey’in), innemâ emruhum ilâllâhi summe yunebbiuhum bimâ kânû yef’alûn(yef’alûne).

Muhakkak ki; onlar, onların dinini tefrik ettiler (parça parça ayırdılar) ve grup grup oldular. Senin onlarla bir ilgin yok. Onların işi sadece Allah'a aittir. Sonra yapmış oldukları şeyleri, onlara haber verecek.

Yahudilerden 70 fırka, onlar dini parça parça ettiler. Hristiyanlardan 71 fırka, onlar dini parça parça ettiler. Müslümanlardan 72 fırka, onlar dini parça parça ettiler. Ama Yahudilerden de bir fırka, fırka-i nâciye; Hristiyanlardan da bir fırka, fırka-i nâciye; Müslümanlardan da bir fırka, fırka-i nâciye. Onlar İslâm Birliği’ni, din birliğini gerçekleştirenlerdir ve Hidayet Çağı onların birlik ve beraberliğiyle gerçekleşecektir. Dinler birleşecek.

İşte sevgili kardeşlerim, şunu görüyoruz: Allah Resûlü (S.A.V) bu Tevbe Suresi’yle ilgili âyetlerde beyan etti. Sırra binaen:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: İbn Mâce, “Mukaddime”, 22.

“Muhakkak ki benden sonra bir takım topluluklar sizlere gelerek ilim talip edeceklerdir. Siz onlara merhaba edip selamlayınız ve onlara ilim öğretiniz.”

İlim nedir? İlim hidayettir, Allah’a ulaşmayı dilemektir. Nereden biliyoruz? Son şeriat kitabı Kur’ân-ı Kerîm’den. Allahû Tealâ, Bakara 120’de hidayeti tarif ediyor, Âli İmrân 73’te hidayeti tarif ediyor. Bakara 120’de tarif ettiği hidayet:

BAKARA-120: Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve leinitteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).

Ve sen onların dinine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah'a ulaşmak (Allah'ın kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir” . Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah'tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.

“Yahudiler ve Nasraniler, sen onların dinine tâbî olmadıkça senden razı olmazlar.” Ama Allahû Tealâ din birliğini söylüyor, dinleri birleştirecek olan ilmi söylüyor. “kul inne hudâllâhi huvel hudâ.” De ki: Muhakkak ki Allah’a ulaşmak, Allah’ın Kendisine ulaştırması, işte o hidayettir. Öyleyse din birliği hidayetle gerçekleşecek. “Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah'tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.”

Gelen ilim ne? Hidayetin (hayattayken ruhun Allah’a ulaşması) olduğu ilmi sana geldikten sonra eğer sen onların hevalarına uyarsan senin için Allah’tan bir dost, bir yardımcı yok.

Resûlullah (S.A.V) Efendimiz:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Beyhakî, Şuabü’l-İmân, XIII, 174/10132

"Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey, hevâ ve tûl-i emeldir. Hevâ insanı Hak’tan alıkoyar.

Tûl-i emel ise âhireti unutturur. Şu dünya, arkasını dönmüş gidiyor. Âhiret ise yüzünü dönmüş geliyor.

Her birinin kendine has evlatları (tâlibleri) vardır. Eğer âhiret tâliplerinden olup dünyanın evlatlarından olmamaya gücünüz yeterse bunu yapın! Bolca amel-i sâlihler işleyin! (Zikir yapın) Zira siz bugün amel diyarındasınız, burada hesap yok. Yarın ise hesap olan ancak amel işleme imkânı bulunmayan bir diyara geçeceksiniz."

“Bu ümmet için en çok korktuğum şey heva ve tûl-i emel. Heva haktan ayırır, tûl-i emel ahireti unutturur.”

Sevgili kardeşlerim, heva, Kur’ân-ı Kerim’in unutulması, Kur’ân-ı Kerim’deki hakikatlerin yerine bid’atlerin yerleşmesidir. Bid’atler, hepsi insanların hevasını oluşturuyor. Heva ve tûl-i emel. Heva insanı Hakk’tan alıkoyar. İşte 19 tane bid’at insanları Hakk’tan alıkoymuştur. Tûl-i emel ise ahireti unutturur.

“Şu dünya arkasını dönmüş gidiyor, ahiret ise yüzünü bize çevirmiş geliyor. Her birinin kendine has evlatları var. Eğer ahiret taliplerinden olup dünyanın evlatlarından olmamaya… “ Kimdir dünyanın evlatlarından olmayan kişi? Allah’a ulaşmayı dileyen kişidir. Yûnus 7-8: “Onlar bize ulaşmayı dilemez. Dünya hayatından razıdır. Onlar âyetlerimizden gafildirler.”

YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).

Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

YÛNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).

İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).

O zaman hevaya tâbî olmak istemeyen kişi ne yapması lâzım? Allah’a ulaşmayı dilemesi lâzım. Hevaya tâbî olanlar, onlar Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerdir. Ama Allah’a ulaşmayı dileyenler, onlar hevaya tâbî olmayanlardır.

“Bu ümmet için en çok korktuğum şey heva ve tul-i emeldir. Heva Hakk’tan ayırır.” Yani Allah’a ulaşmayı dilemeyenler, Allah’tan ayrılmışlardır. Tul-i emel ise ahireti unutturur. Her birinin kendisine has evlatları var. Eğer ahiret taliplerinden olup dünyanın evlatlarından olmamaya gücün yeterse o zaman bolca salih amel işleyin.”

Yani hevasına uymak istemeyen kişi Allah’a ulaşmayı dilemesi lâzım. Ahiret hayatını dileyen kişi ise mutlaka mürşidine tâbî olup ruhunu hayattayken Allah’a ulaştırmayı dilemesi gerekir. Olay bu ise “Benden sonra birtakım topluluklar size gelerek ilim talep edeceklerdir.” Yani bu ilim, hayattayken ruhun Allah’a ulaşması, onu size soracaklar, talep edecekler. “Siz onlara merhaba edip selamlayınız ve onlara ilim öğretiniz.” Yani ruhun dünya hayatında Allah’a ulaşmasını öğrettiniz.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Tirmizi, İlim, 4; İbn Mâce, Sünnet, 22.

“Sizden ilim öğrenmek için insanlar gelecektir. Size geldiklerinde onlara iyiliği tavsiye ediniz.”

İşte bu âyetlerden hareketle insanların üç gruba ayrıldığını görüyoruz: Cahiller, ilim verilenler ve ilmin sahipleri.

Cahiller, hevasına uyan insanlardır, zanlara tâbî olan insanlardır.

CAHİLLER - ZANLARINA TÂBÎ OLANLAR

1. NİSÂ-157 …. Ve muhakkak ki onun hakkında ihtilafa (anlaşmazlığa) düşenler, ondan (bu hususda) mutlaka şüphe içindeler. Onların, onunla ilgili olarak, zanna tâbî olmaktan başka bir ilimleri (bilgileri) yoktur. Ve onu kesinlikle öldürmediler (öldüremediler).

2. ENÂM-116 Ve yeryüzünde bulunanların çoğuna itaat edersen, seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar, ancak zanna tâbî olurlar. Ve onlar, ancak yalan uydururlar.

3. ENÂM-148 …De ki: “Sizin yanınızda ilimden bir şey var mı? Öyleyse (varsa) onu bize çıkarın. Siz ancak zanna tâbî oluyorsunuz. Ve siz sadece yalan söylüyorsunuz.”

4. YÛNUS-36 Ve onların çoğu zandan başka bir şeye tâbî olmaz. Şüphesiz zan, haktan bir şey kazandırmaz. Muhakkak ki Allah, onların yaptıklarını bilendir.

5. YÛNUS-66 …Allah’tan başka ortaklara dua edenler (ibadet edenler) neye tâbî oluyorlar? Ancak zanna tâbî olurlar ve onlar sadece tahmin ederler (yalan uydururlar).

6. NECM-23 … Allah onlara hiçbir sultan (delil) indirmedi. Onlar sadece zanna ve nefslerinin arzuladığı şeylere tâbî oluyorlar. Ve andolsun ki, onlara Rab'lerinden hidayet geldi.

7. NECM-28 Ve onların (melekler konusunda) bir ilmi yoktur. Onlar sadece zanna tâbî olurlar. Ve muhakkak ki zan, Hak’tan yana hiçbir şeye fayda sağlamaz.

7. âyet-i kerimede de hevaya tâbî olanları görüyoruz.

HEVALARINA TÂBÎ OLANLAR

1. A’RÂF-176: Ve şayet dileseydik onu, onunla (ayetlerimizle) elbette yükseltirdik. Ve fakat o dünyaya meyletti ve hevasına (nefsinin afetlerine) tâbi oldu. Artık onun hali, köpeğin hali gibidir ki; onunla ilgilensen de solur, onu terk etsen de solur. ...

2. İBRÂHÎM-43: ... Onların bakışları, kendilerine dönemez. Ve onların kalpleri heva ile (nefsin afetleriyle) doludur (nefsin afetlerinden ibarettir).

3. KEHF-28: ... Dünya hayatının ziynetini dileyerek gözünü onlardan çevirmem! Kalbini zikrimizden gafil kıldığımız ve hevasına (heveslerine) tâbî olan kimselere isteyerek, onunla haddi aşmayın!

4. TÂHÂ-81: ... Ve onda (yediğiniz şeylerde) azgınlık (nankörlük) etmeyin. Aksi halde size gazabım iner. Ve kimin üzerine gazabım inerse, artık o heva olmuştur (nefsinin hevasına tâbî olup dalâlete düşmüştür).

5. SÂD-26: Ey Dâvud! Muhakkak ki Biz, seni yeryüzünün halifesi kıldık. Bunun için insanlar arasında hak ile hükmet! Ve hevaya (nefsê) tâbi olma! Aksi halde seni, Allah’ın yolundan saptırır.

6. MUHAMMED-14: ... kötü ameli kendisine süslü gösterilen ve hevalarına tâbi olan kişiler gibi midir?

MUHAMMED-16: ... “Biraz önce (O) ne dedi?” dediler. İşte onlar, Allah’ın, kalplerini mühürledikleri kişilerdir ve onlar hevalarına tâbi olanlardır.

7. KAMER-3: Ve yalanladılar ve de kendi hevalarına tâbi oldular. Ve bütün işler kararlaştırılmıştır.

Hevaya tâbî olanların hepsi cahillerdir. Yani Kur’ân’a muhalif olan bid’atleri din edinmiş kişiler, hevalarına tâbî olanlardır. İşte “Bu ümmet için en korktuğum şey heva ve tul-i emel.” Heva, hevasına tâbî olanlar, Kur’ân âyetlerine tâbî olmayıp da hevasına tâbî olanlardır.

A’râf 176: “Fakat dünyaya meyletti, hevasına, nefsinin âfetlerine tâbî oldu.” Onlar kalpleri nefsin âfetleri ile doludur. Kalbini zikrimizden gafil kıldığımız, (Zikir yok kalpte) hevasına tâbî olan kişi.

Tâhâ 81: “Kimin üzerine gazabım inerse artık o…” Heva, artık o heva olmuştur.

Sâd 26: “Hevaya, nefse tâbî olma. Aksi hâlde seni Allah’ın yolundan saptırır.”

Ve Kamer 3: “Ve yalanladılar, kendi hâllerine tâbî oldular.” Neyi yalanladılar? Kur’ân âyetlerini yalanladılar, mürşidi yalanladılar ve hevasına tâbî oldular.

Yani dinleyecekler. “Onları dinleyiniz; Hikmet sahibi âlimi dinleyiniz, velî resûlü dinleyiniz, velî mürşidi dinleyiniz.” Onu dinlemek yerine, itaat etmek yerine, dinlemiyorlar ve hevaya tâbî oluyorlar.

Fussilet Suresi’nin 29. âyet-i kerimesine bakacak olursak ne görüyoruz?

FUSSİLET-29: Ve kâlellezîne keferû rabbenâ erinellezeyni edallânâ minel cinni vel insi nec’al humâ tahte akdâminâ li yekûnâ minel esfelîn(esfelîne).

Kâfirler dediler ki: “Rabbimiz, insanlardan ve cinlerden bizi saptıranları bize göster. Onları ayaklarımızın altına alalım ki en aşağıda kalanlardan olsunlar.”

Kâfirler diyorlar: “İnsanlardan ve cinlerden bizi saptıranlar…” Yani insan ve cinlerden mücrimler “Bize göster onları, ayaklarımızın altına alalım, en aşağıda kalanlardan olsunlar.”

ŞUARÂ-99: Ve mâ edallenâ illel mucrimûn(mucrimûne).

Ve bizi mücrimlerden (hidayete mani olanlardan) başkası dalâlette bırakmadı.

Her devirde hidayete mâni olanlar var. Ve bu cinlerden kâfirler diyorlar ki: "Cinlerden, insanlardan bizi dalâlette bırakanları… Onları bize göster, ayaklarımızın altına alalım, en aşağıda kalanlar olsunlar."

Bunlar kimlerdir? Bunlar kâfirler ama henüz başkasının hidayetine mâni olmayan kâfirler. Başta kendisi küfürde ama başkasının dilemesine de mâni olmuyor. Mücrimler ise kendi günahlarından başka, başka insanların günahlarına yüklenen kişilerdir.

Fussilet 26’dan 29’a kadar Allah Teâlâ bakın ne diyor?

FUSSİLET-26: Ve kâlellezîne keferû lâ tesmeû li hâzel kur’âni velgav fîhi leallekum taglibûn(taglibûne).

Kâfirler: “Bu Kur'ân'ı dinlemeyin, (okuma süresi) içinde gürültü yapın. Umulur ki böylece siz gâlip olursunuz.” dediler.

FUSSİLET-27: Fe le nuzîkannellezîne keferû azâben şedîden ve le necziyennehum esveellezî kânû ya’melûn(ya’melûne).

Bundan sonra inkâr edenlere, mutlaka şiddetli azabı tattıracağız. Ve onları yaptıklarının en kötüsüyle mutlaka cezalandıracağız.

FUSSİLET-28: Zâlike cezâu a’dâillâhin nâr(nârun), lehum fîhâ dârul huld(huldi), cezâen bimâkânû bi âyâtinâ yechadûn(yechadûne).

İşte bu Allah'ın düşmanlarının cezası ateştir. Âyetlerimizi bilerek inkâr etmiş olmaları sebebiyle ceza olarak, onlar için orada ebedîlik yurdu vardır.

FUSSİLET-29: Ve kâlellezîne keferû rabbenâ erinellezeyni edallânâ minel cinni vel insi nec’al humâ tahte akdâminâ li yekûnâ minel esfelîn(esfelîne).

Kâfirler dediler ki: “Rabbimiz, insanlardan ve cinlerden bizi saptıranları bize göster. Onları ayaklarımızın altına alalım ki en aşağıda kalanlardan olsunlar.”

Fussilet 26: Kâfirler, yani kendisi Allah’a ulaşmayı dilemeyen, başkasının dilemesine mâni olan insanlar: “Bu Kur’ân’ı dinlemeyin, okuma süresi içinde gürültü yapın, umulur ki böylece siz galip gelirsiniz.”

Allah Resûlü hadîsinde diyor ki: “Size dinlemeyi emrediyorum, size itaati emrediyorum, size cihadı emrediyorum, size hicreti emrediyorum, size cemaati emrediyorum. Cemaat, anılan şeytana lokma olur.” demesine karşılık bu, kendisi dilemeyen, başkasının dilemesine mâni olanlar… Onlar, “Kur’ân’ı dinlemeyin, gürültü yapın, belki galip gelirsiniz.” diyorlar.

Fussilet 27: “Bundan sonra inkâr edenlere mutlaka şiddetli azabı tattıracak, onlara yaptıklarının en kötüsüyle mutlaka cezalandıracağız.”

28: “İşte bu, Allah’ın düşmanlarının cezası ateştir. Bunlar Allah’ın düşmanlarıdır. Âyetlerimizi bilerek inkâr etmiş olmaları sebebiyle ceza olarak onlar için orada ebedîlik vardır.”

Ve işte o, kendisini saptıranlar 29’da: “Bize göster, biz onları ayaklarımızın altında ezelim.” diyorlar.

Ama tersi, bu câhillerin dışında ilim verilenler ve ilim sahiplerine baktığımız zaman…

Nahl Suresinin 30. âyet-i kerîmesinde Allahû Tealâ: "Takva sahiplerine: “Rabbiniz ne indirdi?” denildi. “Hayır (güzellikler).” dediler."

NAHL-30: Ve kîle lillezînettekav mâ zâ enzele rabbukum, kâlû hayrâ(hayren), lillezîne ahsenû fî hâzihid dunyâ haseneh(haseneten), ve le dârul âhıreti hayr(hayrun), ve le ni’me dârul muttekîn(muttekîne).

Ve takva sahiplerine: “Rabbiniz ne indirdi?” denildi. “Hayır (güzellikler).” dediler. Ahsen olanlara (iradesini Allah'a teslim edenlere) bu dünyada haseneler (iyilikler, güzellikler, sevaplar, pozitif dereceler) vardır. Ve elbette ahiret yurdu daha hayırlıdır. Ve gerçekten muttakilerin (takva sahiplerinin) yurdu ne güzeldir.

Sevgili kardeşlerim, Nebiler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V), bu âyetle örtüşen hadîs-i şerifte diyor ki: Zenginlik de, fakirlik de kalptedir.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Taberânî, 55 el-Mu’cemü’l-kebîr, II, 154.

“Zenginlik de, fakirlik de kalptedir. Gönlü zengin olana dünyada karşılaştığı zorluklar zarar vermez. Kalbinde (manevî) fakirlik bulunan kişiyi ise dünyadan nasiplendiği yığın yığın mal âbâd etmez. Bilakis bunlara bağlanıp pintilik etmesi nefsine zarar verir.”

Nitekim nebiler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) ne buyuruyor? Diyor ki: “Fakir kimdir?" Herkes "parası olmayandır.” “Bilemediniz.” diyor. “Fakir, kalbinde Allah’ın âyetleri bulunmayandır.” Bakın, fakirlik de kalptedir ama kalpte Allah’ın âyetleri bulunmayandır. “Zengin kimdir?” “Parası çok olandır.” “Yine bilemediniz. Kalbi Allah’ın nuruyla dolan, Allah’ın kendisine verdiğine kanaat edendir. Yani mutmain olan kişi zengindir.”

Öyleyse görüyorsunuz ki Allah Karun’u bize örnek veriyor. Zengin gibi insan, çok parası olan kişi olarak görünüyor ama baktığımız zaman zengin, parası olan değil, kalbi mutmain olan kişidir.

Kasas 76, 77, 78, 79, 80’e baktığımız zaman ne görüyoruz? Beraberce bakalım.

KASAS-76: İnne kârûne kâne min kavmi mûsâ, fe begâ aleyhim, ve âteynâhu minel kunûzi mâ inne mefâtihahu le tenûu bil usbeti ulil kuvveh(kuvveti), iz kâle lehu kavmuhu lâ tefrah innallâhe lâ yuhıbbul ferihîn(ferihîne).

Kârûn, Musa (A.S)'ın kavmindendi. Sonra onlara karşı azdı. Ona hazineler verdik. Öyle ki gerçekten onun anahtarlarını mutlaka kuvvetli bir topluluk zor taşıyordu. Kavmi ona "Sevinme (gururlanma), muhakkak ki Allah şımaranları (gururlananları) sevmez." demişti.

KASAS-77: Vebtegı fîmâ âtâkellâhud dârel âhırete ve lâ tense nasîbekemined dunyâ ve ahsin kemâ ahsenallâhu ileyke ve lâ tebgıl fesâde fîl ard(ardı), innallâhe lâ yuhıbbul mufsidîn(mufsidîne).

Ve Allah'ın sana verdiği şeylerin içinde bulunan ahiret yurdunu iste. Ve dünyadan nasibini (de) unutma. Allahû Tealâ'nın sana ihsan ettiği gibi sen de ihsan et (karşılıksız ver). Ve yeryüzünde fesat isteme (çıkartma). Muhakkak ki Allah, müfsidleri (fesat çıkaranları) sevmez.

KASAS-78: Kâle innemâ ûtîtuhu alâ ilmin indî, e ve lem ya’lem ennellâhe kad ehleke min kablihî minel kurûni men huve eşeddu minhu kuvveten ve ekseru cem’â(cem’an), ve lâ yus’elu an zunûbihimul mucrimûn(mucrimûne).

(Kârûn): "O (servet) ancak bendeki ilim sebebiyle bana verildi." dedi. Ondan önce, "Allah'ın ondan daha kuvvetli (güçlü) olan ve ondan daha çok şey toplayan nesilleri (zenginleri) helâk etmiş olduğunu" bilmiyor mu? Ve mücrimlere günahlarından sorulmaz.

KASAS-79: Fe harece alâ kavmihî fî zînetih(zînetihî), kâlellezîne yurîdûnel hayâted dunyâ yâ leyte lenâ misle mâ ûtiye kârûnu innehu le zû hazzın azîm(azîmin).

Böylece ziyneti ile (büyük bir ihtişam ile) kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını isteyenler: "Keşke Karun'a verilenler kadar bizim de olsaydı. Muhakkak ki o gerçekten en büyük hazzın sahibidir." dediler.

KASAS-80: Ve kâlellezîne ûtûl ilme veylekum sevâbullâhi hayrun li men âmene ve amile sâlihâ(sâlihan) ve lâ yulekkâhâ illes sâbirûn(sâbirûne).

Ve ilim verilenler: "Size yazıklar olsun! Âmenû olan ve salih amel (nefs tezkiyesi) yapanlar için Allah'ın sevabı daha hayırlıdır. Buna (hayırlı sevaba), sabredenlerden başkası mülâki olmaz (kavuşturulmaz)." dediler.

Kasas 76’da Musa (A.S)'nın kavminden Karun’u misal veriyor. O sonra onlara karşı azdı. Ona hazineler verdik. Öyle ki gerçekten onun anahtarlarını mutlaka kuvvetli bir topluluk zor taşıyordu. Ama kavmi ona, “Sevinme, gururlanma. Muhakkak ki Allah şımaranları sevmez.” demişti.

77: “Allah’ın sana verdiği şeyler içinde bulunan ahiret yurdunu iste, dünyadan nasibini de unutma. Allahû Tealâ’nın sana ihsan ettiği gibi sen de ihsan et.”

Şimdi bakın, “Kalbinde fakirlik bulunan kişiye dünyada nasiplendiği yığın yığın mal âbâd etmez.” Tonlarca hazine vermiş Allahû Tealâ ama bundan faydalanamamış Karun. “Allah sana nasıl verdiyse sende insanlara ver. Ve yeryüzünde fesat çıkarma. Allah müfsidleri sevmez.” Ama Kasas 78’de Karun, “O servet ancak bendeki ilim sebebiyledir." Allah’ın ondan daha güçlü, ondan daha çok şey toplayan nesilleri, (zenginleri) helâk etmiş olduğunu bilmiyor mu? Mücrimlere günahlarından sorulmaz.”

İşte Karun, bir mücrimdir. Kendisi dilemiyor, servetiyle başkasının dilemesine mâni oluyor.

Ve 79: “Böylece, ziyneti ile,…” O zenginliği kendisine fayda vermedi. “Ve dünya hayatını isteyenler, “Keşke Karun’a verilenler kadar bizim de olsaydı. Ama muhakkak ki o çok mutludur.” Fakir zannediyor ki, zenginliğe ulaşırsa mutlu olacak.

‘Fakir olan bir insan zengin olursa mutlu olacak, hasta olan bir insan hastalıktan kurtulursa mutlu olacağını zannediyor. Evi olmayan bir insan ev sahibi olursa mutlu olur.’ Bunların hiçbirisi geçerli değil. Geçerli olan mutluluk, Allah’ın unutulmaması, Allah’ın zikridir. Allah Teâlâ bunu söylüyor.

Yûnus 57’de

YÛNUS-57: Yâ eyyuhen nâsu kad câetkum mev'ızatun min rabbikum ve şifâun limâ fîs sudûri ve huden ve rahmetun lil mu'minîn(mu'minîne).

Ey insanlar! Size, Rabbinizden öğüt (vaaz) ve göğsünüzde olana (nefsinizin kalbindeki hastalıklara) şifa ve mü'minlere hidayet ve rahmet gelmiştir.

İşte Allah Resûlü (S.A.V) bir kere daha söylüyor:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Tirmizi, Fazâilü’l-Kur’ân 18

“Kalbinde Kur’ân’dan bir miktar bulunmayan kimse, harap ev gibidir.”

Evet, kalbinde âyetlerin bulunması, Rahîm esmasının tecellisiyledir. Rahîm esmasının tecellisi de ancak Allah’a ulaşmayı dilemekledir. Kim kalben Allah’a ulaşmayı dilerse Allah o zaman Rahîm esmasıyla tecelli eder. Allahû Teâlâ, Allah’a ulaşmayı dileyenlerin üzerine Rahîm esmasıyla tecelli eder.

YÛSUF-53: Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûı illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun).

Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir). Rahîm'dir (rahmet nurunu gönderen ve merhamet edendir).

“Ben nefsimi ibra edemem. Çünkü nefs şiddetle kötülüğü emreder. Ama Rahîm esmasıyla tecelli ettiği hariç, (Ancak Rabbimin merhamet ettiği nefs müstesna).”

Öyleyse Allah kimin üzerine Rahîm esmasıyla tecelli ederse o, Allah’tan yardım alır.

Hûd Suresi’nin 118-119. âyet-i kerimeleri

HÛD-118: Ve lev şâe rabbuke le cealen nâse ummeten vâhideten ve lâ yezâlûne muhtelifîn(muhtelifîne).

Ve Rabbin, şâyet dileseydi insanları tek bir ümmet yapardı. Oysa ihtilâflar devam edecek.

HÛD-119: İllâ men rahime rabbuk(rabbuke), ve li zâlike halakahum, ve temmet kelimetu rabbike le emleenne cehenneme minel cinneti ven nâsi ecmaîn(ecmaîne).

Rabbinin rahmet ettiği (Rahîm esmasıyla tecelli ederek rahmet nuru gönderdiği) kimseler (ihtilâfa düşmeyip Allah'a ulaşmayı dileyenler) hariç. Ve onları (insanları), bunun için (ihtilâfa düşenlerle düşmeyenleri ayırmak için) yarattı. Rabbinin (ihtilâfa düşenler yani Allah'a ulaşmayı dilemeyenler için) sözü tamamlandı: Cehennemi mutlaka tamamen insanlar ve cinlerle dolduracağım.

Hûd 118: “Allah dileseydi sizi tek bir ümmet kılardı.” İslâm dininin üç esas üzerine bina edildiğini biliyoruz: Vahdet, Allah’ın tekliği; tevhit, tek cemaati, tek ümmeti oluşturmaktır. Ve teslim. İşte “Rabbin şayet dileseydi insanları tek bir ümmet yapardı, tek bir fırkada toplardı.” Oysa ihtilaflar devam edecek. Yani serbest iradenin bir sonucu olarak herkes Allah’ın kendisine verdiği imkânları ya Allah’ın emrettiği biçimde kullanacak veya kendi nefsinin istikâmetinde kullanacak.

Sevgili kardeşlerim, görüyorsunuz ki âyetlerle hadîsler birbiriyle %100 örtüşüyor. İşte Resûlullah (S.A.V) Efendimiz’in hadîsi: “Bir zamanlar gelecek, hadîslerim tartışma konusu olacak. Tartışma konusu olduğu günlerde Kur’ân-ı Kerim’e bakınız. Kur’ân-ı Kerim’e aykırı hadîs benden değildir. Kur’ân’a uyanlar bendendir.”

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Müslim - Zühd, Müsnedi Ahmet - 3/12, 21, 33

“Benim hadislerim tartışılacaktır. Bu durumda KUR’ÂN’a bakın, benden zuhur eden hiçbir söz KUR’ÂN’a ters düşemez. Benden KUR’ÂN dışında hiçbir şey yazmayın. Kim benden KUR’ÂN dışında bir şey yazmışsa imha etsin.”

Öyleyse her zaman hadîsler üzerinde bir tartışma varsa Kur’ân’a bakacağız. İşte şu anda pazar sohbetlerinde hep ne yapıyoruz? Âyetler ve bu âyetlerle örtüşen hadîsleri devreye alıyoruz ve sohbetimizi onun üzerinden gerçekleştiriyoruz.

İşte meselâ şu hadîste Allah Resûlü (S.A.V) diyor ki: “Zenginlik de fakirlik de kalptedir. Gönlü zengin olana dünyada karşılaştığı zorluklar zarar vermez. Kalbinde fakirlik bulunan kişiye ise…” Yani zenginlik ve fakirlik, ikisi de kalptedir. Kalbi zengin olana dünyada karşılaştığı zorluklar zarar vermez. Kalbi zengin olan, kalbi Allah’ın nurlarıyla dolu olup mutmain olan kişidir.

Kalbinde fakirlik bulunan, kalbinde nur bulunmayan kimse bir dünya ve ikinci bir dünya daha onun olsa, onu âbâd etmez. Bilakis bunlara bağlanıp Karun gibi pintilik eder, “Ben kazandım.” der ve Allahû Tealâ da onun cezasını verir.

İşte âyetlerle hadîsler. Hangi âyetleri söyledik? Bu minval üzere Kasas 76, 77, 78, 80’e kadar olan âyetleri verdik.

Ama bu kalbinde fakirlik bulunan kişidir. Kalbi zengin olan da kalbinde Allah’ın âyetleri bulunan, Allah’a ulaşmayı dileyen kişidir.

YÛSUF-53: Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûı illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun).

Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir). Rahîm'dir (rahmet nurunu gönderen ve merhamet edendir).

Yûsuf 53: Kim kalben Allah’a ulaşmayı dilerse Allah onun üzerine Rahîm esmasıyla tecelli eder. 4. basamak… O kişi Allah’tan yardım alır ve Allah Teâlâ o kişinin hassalarındaki engeli kaldırır, o kişinin uzuvlarındaki engeli kaldırır, o kişinin kalbine ihbatı koyar. Yani 7 furkânı Allah ona sahip kılar.

İşte zenginlik de kalpte, fakirlik de kalpte. Hepsine ait olan örnekleriyle Allahû Tealâ vermiş durumda. Allah Teâlâ’ya ne kadar hamd etsek, şükretsek azdır. Sevgili kardeşlerim, bugünkü pazar sohbetimizde okuduğumuz âyetlerle ve diğer âyetlerle bunlara uyan hadîsleri devreye aldık.

Allah Teâlâ, Rahîm esmasıyla tecelli etmediği hiç kimseye manevî yardımda bulunmaz. Rahman esması herkes için geçerli. Bu dünya hayatını yaşayan herkes Rahman esmasının tecellisinden faydalanır. Eğer bir hayır yaparsa bire on kazanır, bir şerr işlerse bire bir cezalanır. Ama Rahîm esmasıyla Allah’ın ni’metlendirilen kişiler, onlar kalben Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir. Kim kalben Allah’a ulaşmayı dilerse 12 tane ihsanla Allah onu mürşidine ulaştırıyor ve daha sonra oradan da ruhunu Allahû Tealâ Kendisine ulaştırıyor.

Böylece Allah’ın garantisi gerçekleşiyor. Üç tane cennet, dünya saadetinin yarısı olan Allah’ın garantisi tek bir kişinin talebine bağlıdır. O kişi kalpten Allah’a ulaşmayı dileyecek.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 28 Ekim 2026Son güncelleme: 28 Ekim 202635 dk okuma3