08.09.2023 “Rehîne nasıl emanet olur?” Konferans 1. Bölüm
Soru
08.09.2023 “Rehîne nasıl emanet olur?” Konferans 1. Bölüm
Cevap
“Rehine nasıl emanet olur?” konulu konferansımıza hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Allah hepinizden razı olsun. Sevgili kardeşlerim, Allah yaratandır. Allah emredendir. Allahû Tealâ hükmedendir. Yaratan Rabbimiz, yarattığı mahlûkatın içerisinde en çok insanı seviyor. Bakara 29'da "Yeryüzünde neyi yarattıysam ey insanlar sizin için yarattım."
2/BAKARA-29 Huvellezî halaka lekum mâ fîl ardı cemîan summestevâ iles semâi fe sevvâhunne seb’a semâvât(semâvâtin), ve huve bi kulli şey’in alîm(alîmun).
O (Allah) ki, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yarattı. Sonra (kudret ve iradesiyle) göğe yönelip, onları da yedi (kat) gök olarak düzenledi. Ve o, Alîm’dir (herşeyi en iyi bilendir).
Yeryüzü kâinatın içerisinde belki bir toz zerresi değil, bütün kâinat kim için yaratılmış? Câsiye Suresi'nin 13. âyet-i kerimesinde “Göklerde ve yerlerde olanların hepsini Allahû Tealâ Kendinden bir lütuf olarak emrinize âmâde kıldı.”
45/CÂSİYE-13 Ve sahhara lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı cemîan minhu, inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne).
Ve göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden (bir lütuf olarak) size musahhar (emre amade) kıldı. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için mutlaka âyetler (ibretler) vardır.
Öyleyse görüyorsunuz ki herşey insanın dışında yaratılan herşey insan için. Allah herşeyi severek yaratmış. Ama bu severek yarattığı herşeyde en üst noktada sevdiği insan mahlûku için yaratmış ve insanı çok seviyor. O zaman insanla Allah arasındaki ilişki bütünüyle sevgiye dayalı. Her zaman Muhterem Efendimiz şöyle buyuruyor: "Evvelâ insan Allah'tan hoşlanır, sonra Allah'ı sever, sonra Allah'a âşık olur, sonra Allah'a hayran olur." İşte bu insanın Rabbine olan en üst seviyedeki duyguları. Ama Allahû Tealâ, “Bizim katımızda bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl eder.” diyor. O zaman insan ölçüsüyle Allah'ın ölçüsünü mukayese ettiğimiz zaman, biz Allah'ı bir ünite seviyorsak Allahû Tealâ onun bin katını seviyor. Kısacası, sevgili kardeşlerim, sadece insanla Allah arasındaki ilişki sevgiye dayalıdır ve sevgiyle yarattığına göre en üst noktadaki emrini de en sevdiği varlığa dönüktür.
Allah'ın biz insanlar için yarattığı herşey, bütün güzellikler, O'na olan dönüşümüzle O'na olan teslimiyetimizle alâkalıdır. Allah her zaman bizi sever ama insanlar ne yazık ki bunun farkında değiller. İşte bugünkü konferansımızın konusu emanet ve rehineyi anlayabilmek için yaratılışımıza bakmamız lâzım. Allahû Tealâ Hicr Suresi'nin 26. âyet-i kerimesinde: “Salsâlin denilen kuru topraktan ve şekillerini balçıktan, Biz insanı fizik bedenle halk ettik."
15/HİCR-26 Ve lekad halaknâl insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.
Fizik bedenimiz bu zahirî âleme aittir, insanın kalıbıdır. Ama bu kalıbın içerisinde iki vücudumuz daha var. Şems Suresi'nin 7. âyet-i kerimesinde: "Biz insan bir nefsle dizayn ettik."
91/ŞEMS-7 Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).
İşte fizik vücut köle ise nefs rehinedir. Allahû Tealâ zatından bize ruh üfürmüş Secde 9'a göre: "Biz insana ruhumuzdan üfürdük."
32/SECDE-9 Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel efidete, kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.
İşte yaratılışa baktığımız zaman üç vücudun sahibiyiz. Buna serbest iradeyi, cüz'î iradeyi de ilâve etmemiz lâzım. Bu duruma baktığımız zaman üç vücut, serbest irade, aklın kumandasına yaratılan varlık bir denge varlığıdır. Çünkü ruhunda 19 tane haslet var. Bunun zıtları olan 19 afet de nefsinde var.
ORTAK AKIL
Başlangıçta NEFS 19 AFETİ ile AKLA Ulaşır.
1. Kin ve Nefret
2. Küfür
3. Yalan
4. Zulüm
5. Haset
6. Cehalet
7. Cimrilik
8. Öfke ve Gayz
9. İsyan
10. Sabırsızlık
11. Kibir ve Gurur
12. Hırs ve Şehvet
13. Nankörlük
14. Dedikodu
15. Zan
16. İptilâlar (Kötü Alışkanlıklar)
17. Vefasızlık
18. Mürailik
19. Fitne Fesat
NEFS TEZKİYESİ VE TASFİYESİ İLE NEFSİN 19 AFETİ 19 HASLETE (FAZİLET) DÖNER,
RUH 19 HASLETİ ile AKLA Ulaşır. NEFS 19 FAZİLET ile AKLA Ulaşır.
1. Sevgi
2. Îmân
3. Doğruluk
4. Adalet
5. Edep
6. İlim
7. Cömertlik
8. Sekînet
9. İtaat
10. Sabır
11. Tevazu
12. Kanaat
13. Şükür
14. Ketumiyet
15. Hakikat
16. Faziletler
17. Vefa
18. İhlâs
19. Tevhit
Ama bir şey daha eklememiz lâzım. Allahû Tealâ bu denge varlığı katında yaratmış ve yeryüzüne indirmiş. İşte katından indirdiği, yeryüzüne indirdiği ki yeryüzünde baş düşmanı şeytan var. Tâhâ 123'te “Siz ve şeytan birbirinize düşman olarak yeryüzüne inin. Benden size hidayetim gelecek. Kim hidayetime tâbî olursa o dalâlette kalmaz, şâkîlerden olmaz.”
20/TÂHÂ-123 Kâlehbitâ minhâ cemîan ba’dukum li ba’dın aduvvun, fe immâ ye’tiyennekum minnî huden fe menittebea hudâye fe lâ yadıllu ve lâ yeşkâ.
(Allahû Tealâ şöyle) dedi: “İkiniz oradan (aşağı) inin! Hepiniz (şeytan ve siz), birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.”
İşte yeryüzü hayatına gönderilen biz insanlar, bu dünya hayatı bizim için bir imtihan yeridir. İblis de insanların baş düşmanı, sadece biz insanlar için bir imtihan vasıtasıdır. Sevgili kardeşlerim, belki diyebilirsiniz: “Neden imtihan oluyoruz?” En basitten anlamak istiyorsanız hepimiz çocuklarımızı okutuyoruz ve imtihanlara giriyorlar. Geçer not almaları hâlinde diploma sahibi oluyorlar. İşte biz de bu dünya hayatını yaşayan insanlar olarak hepimiz Allah'ın üniversitesinde Allah'ın öğrencileriyiz. Nebîler Sultanı Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz: “En hayırlınız Kur’ân-ı Kerîm'i öğrenen ve öğretendir.”
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: (Buhari, Fezailül Kur’ân 21)
Kaynak: Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman 57.
Hayrukum men teâlleme elkur’âne ve âllemehu
“Sizin en hayırlınız Kur'ân'ı öğrenen ve öğretendir.”
“Ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorluklarınızı gideren VELÎNİZ OLAN KİMSEYE KATILINIZ, O MEHDİ’DİR.”
Bu dünyaya gelen akıl sahibi olan herkese Allahû Tealâ Kur’ân'ın öğrenilmesini, Kur’ân'ın yaşanmasını ve Kur’ân'ın öğretilmesini istiyor. Bu insanoğlu açısından ne sağlar? İki cihan saadetini en zirve noktada sağlar. İnsanlar da bu zahirî âlemdeki okullardan mezun olduklarında bir diploma sahibi ve kendilerinin rahat, huzur içinde yaşayabileceği bir manşetin sahibi olmak için genellikle okurlar. Ama Allahû Tealâ'nın Allah'ın üniversitesinden mezun olanlara sadece bu dünyada saadet değil, ölüm sonrası sonsuz hayatı da cennet içerisinde geçirmesini istiyor.
Dolayısıyla hepimiz bu dünya hayatında Allah'ın üniversitesinde öğrenciyiz ve Allahû Tealâ herkesin bu üniversiteden mezun olmasını istiyor. Mezun olanların hepsi en zirve noktada iki cihan saadetinin sahibi olurlar. Kısacası Allahû Tealâ bizlerden sadece mutlu olmamızı istiyor. Bizi çok çok seviyor. Biz insanlar da mutlu olmak istiyoruz ama mutlu olmamızı istemeyen bir tek varlık var: O, şeytan.
Herşey bizim mutluluğumuz için yaratılmışsa, şeytan bizim mutsuz olmamızı istiyorsa bunun arkasında ne var? Sevgili kardeşlerim, eğer imtihanlara giriyorsak, normal zahirî okullarda ve ders çalışmıyorsak sınıfta kalırız. İblis bir nevi Allah'ın üniversitesinde imtihanlara girmemizin bir vasıtası. Ama ders çalışmamız hâlinde o zaman üst seviyelere tırmanmamız için de bir sebeptir. İşte mutsuz olmamızı isteyen iblis, biz bize ait olan vazifeleri yerine getirebilirsek, görevlerimizi yerine getirebilirsek aslında bizim en üst noktada ikicihan saadetimizin de sebebi oluyor. İblis bize iyi bir kılavuz olabilir mi? Tabii ki evet. Onun söylediğinin tam tersini yapmamız hâlinde... Yani iblis insanlara kötülüğü öğretiyor, Allahû Tealâ da iyiliği öğretiyor. İyiliğin muallimi Allah'tır, kötülüğün de şeytandır.
Biz nasıl mutlu oluruz? İyilik yapmamız hâlinde derecat kazanırız, mutlu oluruz. Kalbimizin nurlanması ile de ahiret saadetini yaşarız. Ama kötülük yaparsak derecat kaybederiz, bu dünyada mutsuz oluruz ve kalbimizin kararması sebebiyle de, ölüm sonrası kaybettiğimiz derece sebebiyle de daha fazla ise cehenneme gireriz. Öyleyse sevgili kardeşlerim, herşey bize teslim edilmiş. Bize düşen, ait olduğumuz vazifeyi en güzel şekilde yerine getirebilmek. Nebîler Sultanı Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz bir hadîs-i şerifinde diyor ki: “Emaneti olmayanın îmânı da yoktur.”
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Ahmed İbni Hanbel, Müsned, III, 135.
“Emaneti olmayanın, îmânı da yoktur.”
Şimdi yaratılışımıza bir kere daha göz atayım. Fizik vücut köle, ruh emanet, nefs rehine. Ve konferansımızın konusu neydi? Rehine nasıl emanet olur? Yani başka bir deyimle rehine nasıl ruh hâline gelir? İşte bugünkü konferansımızın konusu bu. Evet, başlangıç noktasında nefsimiz rehine ve rehinenin muhtevasında 19 tane hastalık var: kin ve nefret, küfür, yalan, haksızlık ve zulüm, haset ve düşmanlık, cehalet, cimrilik, öfke ve gayz, isyan, sabırsızlık, kibir ve gurur, hırs ve şehvet, nankörlük, dedikodu, zan, kötü alışkanlıklar, vefasızlık, mürâîlik, fitne fesat olmak üzere 19 tane hastalık.
İblis bu hastalıkların hepsine %100 tesir ediyor. Yani rehineyi elinde tutmak istiyor iblis. Ama Allah Teâlâ da bizden rehinenin emanet olmasını istiyor. Ruh başlangıçta emanettir. Muhtevasında 19 tane haslet vardır ve Allah'ın emrindendir. Hepimiz Secde 9'a göre bir emanet taşıyoruz. Hepimiz aynı zamanda nefs sahibi olmamız hasebiyle de bir rehine taşıyoruz. Müddessir Suresi'nin 38, 39, 40. âyet-i kerimelerine baktığımız zaman Allah Teâlâ rehine olan nefsimizden bahsediyor: "Bütün nefsler kazandıkları dereceler sebebiyle rehindirler, bağlıdırlar fizik vücuda."
74/MUDDESSİR-38 Kullu nefsin bimâ kesebet rehînetun.
Bütün nefsler, iktisap ettikleri (kazandıkları) dereceler sebebiyle (karşılığı olarak) rehinedirler (bağlıdırlar).
74/MUDDESSİR-39 İllâ ashâbel yemîn(yemîni).
Yemin sahipleri (yeminlerini yerine getiren nefsler) hariç.
74/MUDDESSİR-40 Fî cennâtin, yetesâelûn(yetesâelûne).
Onlar cennetlerdedir. (Diğerlerine) sorarlar.
Nefs derecat da kazanabilir, derecat da kaybedebilir. Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyuruyor: “Nefslerinize zulmetmeyin. Onun da sizin üzerinize hakkı var.”
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Buhâri, Savm, 51.
“Nefsinize zulmetmeyin çünkü onun sizin üzerinizde hakkı vardır.”
Nefsimiz Kâlû Belâ gününde Allah'a yemin vermiş ve yemini yerine getirmemizi bize anlatmak istiyor. Ve nefs Allah'ın emrine itaat etmesi hâlinde derecat kazanıyor, isyan ederse derecat kaybediyor. İşte “Nefsinize zulmetmeyin”, zulüm bize derecat kaybettiren herşey, yani derecat kaybetmeyin, nefsinize uymayın demiş oluyor. Kimdir nefsine zulmetmeyen, yeminlerini yerine getirenler. "Onlar cennettedirler." Öyleyse görüyorsunuz, Muddessir 38-39-40 "Bütün nefsler kazandıklarına karşı rehinedirler. Ama yeminlerini yerine getirenler, onlar cennettedirler. Çünkü onlar Allah'a ezelde verdikleri yemini yerine getirenlerdir."
Yeminlerini yerine getirip de yemin sahibi olmak şerefine kazanmış olan nefslerin, yeminlerini yerine getirip yemin sahibi olan nefsler, onlar cennette olacaklardır elbette. Nefslerimiz kazandıkları dereceler sebebiyle rehinedir. Nefs hangi dereceler karşılığında rehinedir? Kaybettiği dereceler sebebiyle rehinedir. Eğer pozitif dereceler olsaydı zaten rehine olmazlardı, rehinelikten kurtulmuş olurlardı. Bütün nefsler için başlangıçta herkes rehinedir. Herkesin nefsi kazandığı negatif dereceler sebebiyle rehinedir. Çünkü nefsimizin kalbi doğuşumuzdan itibaren zifiri karanlıklar içerisindedir. Nefsimizin kalbinde sadece afetler var. Doğuşumuzdan itibaren nefsimiz devamlı bizi suça çağırıyor. İşte 7 tane âyet-i kerime şer'in bizim nefsimizden olduğunu Allahû Tealâ âyetlerde beyan ediyor. Yûsuf 53'te: “Ben nefsimi ibra edemem. Çünkü nefs şiddetle kötülüğü emreder.”
HAYR ALLAH’TAN ŞERR NEFSİMİZDENDİR
1. NİSÂ-78: … Eğer onlara bir iyilik isabet ederse: ‘Bu Allah’tandır.” derler. Ve eğer onlara bir kötülük isabet ederse: “Bu sendendir.” derler. De ki: “Hepsi Allah’ın katındandır.”…
NİSÂ-79: Sana iyilikten ne isabet ederse, işte o Allah’tandır. Ve sana kötülükten ne isabet ederse, o takdirde o, kendi nefsindendir…
2. A’RÂF-23: İkisi şöyle dedi: “Rabbimiz, biz nefslerimize zulmettik şâyet Sen bize mağfiret ve rahmet etmezsen, biz mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz.”
3. ENFÂL-51: İşte bu, ellerinizle takdim ettikleriniz (kendi yaptıklarınız) sebebiyledir. Ve muhakkak ki Allah, kullara zulmedici değildir.
YÛNUS-44: Muhakkak ki Allah, insanlara (hiç)bir şeyle zulmetmez. Lâkin insanlar, kendi nefslerine zulmederler.
4. HÛD-101: Ve Biz, onlara zulmetmedik. Ve lâkin onlar, kendilerine zulmettiler. Rabbinin emri geldiği zaman Allah’tan başka dua ettikleri ilâhlar, onlara bir fayda sağlamadı…
5. YÛSUF-53: Ve ben, nefsimi ibra edemem. Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir, Rahîm’dir.
6. ENBİYÂ-87: … Sonra karanlıklar içinde (şöyle) nida etti: “Senden başka ilâh yoktur. Sen Sübhan’sın. Muhakkak ki ben, zalimlerden oldum.”
7. KASAS-16: “Rabbim, ben nefsime zulmettim, artık beni mağfiret et.” dedi. Böylece onu mağfiret etti. Muhakkak ki O; Gafûr’dur (mağfiret eden), Rahîm’dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden).
HADÎS-İ ŞERİF: Sizden kim bir hayırla karşılaşırsa Allah’a hamd etsin. Kim de hayır değil de başka bir şey bulursa, kendinden başka kimseyi levmetmesin (kınamasın, başına geleni kendinden bilsin). (Kütübü Sitte 5363)
HADÎS-İ ŞERİF: Artık kim bir hayır bulursa Allah’a hamd etsin. Kim de hayırdan başka bir şey bulursa nefsinden başka kimseyi ayıplamasın. (Müslim Birr 55.)
Şeytanın telkinleri altında nefsimizin afetlerinin devamlı negatife götürmesi ve derecat kaybettirmesi sonucu ile karşı karşıyayız. Bu sebeple kaybettiğimiz dereceler sebebiyle nefsimiz rehinedir. Fizik vücudumuz mu rehine, ruhumuz mu rehine, nefsimiz mi rehine? Bu üç vücuttan sadece rehine olan nefsimizdir. Nefsler rehinedir. Emanetin sahibi, teslimi mutlaka rehinelikten kurtulduktan sonra gerçekleşecek olan bir vakadır. Ama rehine olmayan emanetimiz var mı? Elbette var, ruhumuz. Rehine olmaya başka bir emanetimiz var mı? Evet, fizik vücudumuz. Bunların kurtuluşu, teslimi o rehineye bağlı. Rehine olan nefsimizi Allahû Tealâ Ahzâb Suresi'nin 72. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor: “Biz emaneti yerlere, göklere, dağlara teklif ettik ama hiçbirisi emaneti kabul etmedi, sonra insana verdik. İnsan kabul etti. Çünkü insan nefsinin kalbi afetlerle doludur, cahil ve zalimdir.”
33/AHZÂB-72 İnnâ aradnâl emânete alâs semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).
Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir.
İster MUDDESSİR 38-39'dan hareket edelim, ister ruh emanetinin belirtildiği Ahzâb Suresi'nin 72. âyet-i kerimesinden gidelim, her hâlükârda ruhumuzun, emanet olan ruhumuzun sahibi olan Allah'a ulaşması ancak rehinenin tezkiye olması ile mümkündür. Şems Suresi'nin 9. âyet-i kerimesinde: "Ancak tezkiye olan felâh bulur." Öyleyse "Kim nefsini tezkiye etmişse o felâh olmuştur."
91/ŞEMS-9 Kad efleha men zekkâhâ.
Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felâha (kurtuluşa) ermiştir.
Eğer kurtuluş nefsin tezkiyesi, ruhun Allah'a ulaşması ise o zaman mutlak surette emaneti hayattayken sahibi olan Allah'a iade etmemiz, teslim etmemiz farzdır. Ne demiştik? Nefsimiz Allah'a bir yemin vermiş, tezkiye olacak. Tezkiyetü'n-nefs bütün insanlar üzerine farz. Nasıl nefs tezkiye olacak? Nefsimiz zikir adlı bir vasıta kullanılacak ve bu vasıta ile hastalığın nefsimizin kalbinde 7 tane kalp şartının ihsanı tahakkuk edecek, 7 tane kalp şartı gerçekleşecek. Ondan sonra nefs tezkiyesine başlayacağız. Kalbimiz baştan aşağı sadece karanlıklardan müteşekkil. %100 afetlerle dolu. Nefsimizin kalbinde yavaş yavaş tezkiyeyle birlikte nur birikimi başlayacak. Nur birikimi %1, %2 derken %7'yi bulacak. 2. %7'yi bulacak, huşuda aldığımız %2 nurla birlikte nefsimizin kalbinde nurlar %51'i aşacak. İşte o zaman nefs tezkiye olmuş olur.
Rehine olan nefs kurtulacak mı? Henüz rehinelikten kurtulmayacak. Nefsin rehinelikten kurtulması sadece ruhun teslimiyle değil, nefsin rehinelikten kurtulması aynı zamanda fizik vücudumuzun da teslimiyle mümkündür. Nefsimizin rehinelikten kurtulması tam 7 kademede gerçekleşen bir olgudur. Peki bu bize neyi sağlar? Emanetin, onun sahibi olan Allah'a geri dönüşünü, ruhun Allah'a teslimini sağlar. Allah'a ulaşmasını ve Allah'a teslimini sağlar. Emanetin Allah'a geri dönmesi Allahû Tealâ tarafından üzerimize farz kılınmış. Allahû Tealâ: Kim ruhunu Allah'a döndürmeyi dilemezse onun gideceği yer cehennemdir. Yûnus Suresi'nin 7 ve 8. âyet-i kerimeleri: "İşte onlar kazandıkları negatif dereceler sebebiyle gideceği yer ateştir."
10/YÛNUS-7 İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.
10/YÛNUS-8 Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).
Ruhumuzu Allah'a ulaştırmayı diledikten sonra kurtuluş Allah'ın garantisiyle gerçekleşir. Yaşıyorsak mutlaka mürşidimize ulaşacağız. Yaşamıyorsak, Allah'a ulaşmayı dilemeden ölmüşsek gideceğimiz yer mutlaka Allah'ın cehennemidir. Dilemeden ölürsek gideceğimiz yer cehennemdir. Allah'a ulaşmayı dilemişsek, ondan sonra ölmüşsek mutlaka kurtulduk ve felâhın 1. safhası gerçekleşti ve böylece biz 1. kat cennetin sahibi oluyoruz. Allah Resûlü: “Emanete riayet etmenin îmânı yoktur, ahde vefa etmeyenin de dini yoktur.” Başka hadîsinde ise: "Nasıl abdestsiz namaz olayı yoksa, emanete riayet etmeyenin de îmânı yok." Abdesti olmayanın namazı gibi, ahde vefa etmeyenin de îmânı yok.
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Ahmed b. Hanbel, III, 134
"Emanete riayet etmeyenin îmânı yoktur, ahde vefa etmeyenin dîni yoktur."
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Taberani.
“Abdesti olmayanın namazı olmadığı gibi emanete hıyanet edenin îmânı yoktur.”