12.01.2024 HKHM Konferansı Bölüm 2

Soru

12.01.2024 HKHM Konferansı Bölüm 2

Cevap

2. BÖLÜM

Bir adam Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e soruyor:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Tirmizî, Birr, 31; Ebû Dâvûd, Edeb, 123-124.

“Bir adam Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e gelerek, ‘Ey Allah’ın Resûlü! Hizmetçiyi (işlediği bir hatadan dolayı) kaç kez affedeyim?’ diye sordu. Hz. Peygamber sustu. Ardından adam, ‘Ey Allah’ın Resûlü! Hizmetçiyi kaç kez affedeyim?’ diye tekrar sordu. Resûlullah bu sefer şöyle buyurdu: ‘Her gün yetmiş kere.’”

Resûlullah (S.A.V) Efendimiz:

“Evlâdım, eğer kalbinde hiç kimseye karşı kin olmadan sabaha ve akşama erişmeyi başarabilirsen bunu yap. İşte bu benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimi yaşatırsa beni sevmiş olur. Kim de beni severse cennette benimle beraber olur.” buyuruyor.

Sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ’nın Resûlullah (S.A.V) Efendimiz’e: “Sen affet, ma’rufla emret ve cahillerden yüz çevir.” âyet-i kerimesi karşımızda dururken, bizlerin de O’nun ahlâkıyla ahlâklanmak isteyen insanlar olarak insan ilişkilerinde kısası değil, affetmeyi tercih etmemiz lâzım. Ama bu da ancak nefs tezkiyesiyle mümkün.

Şimdi birçok din adamı Tabiî nefs tezkiyesini yapmıyor. Bakara Suresinin 44. âyet-i kerimesinde:

2/BAKARA-44: E te’murûnen nâse bil birri ve tensevne enfusekum ve entum tetlûnel kitâb(kitâbe), e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne).

İnsanlara birr’i (tezkiye ve teslim olmayı) emrediyorsunuz da siz kendinizi unutuyor musunuz? Ve siz, Kitab’ı okuduğunuz hâlde hâlâ akıl etmiyor musunuz?

Şimdi nefs tezkiyesi yapmayan din görevlisi de vaiz olarak: “Başkasını affedin, başkasını affedin.” Ama nefs tezkiyesi olmadan bu mümkün değil. Şeytan nefsin 19 afetine %100 tesir ettiği zaman ne yapar yapar, o da mutlaka ondan intikam alır. İntikam şeytanın silahı.

Onun için Yunus Emre ne diyor?

“Düşmanımız kindir bizim,

Biz kimseye kin tutmayız.

Ağyar dahi dosttur bize.”

Onun için Allah Resûlü:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Buhârî, Edeb, 57, 62.

“Birbirinizden nefret etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları, kardeş olun!”

Resûlullah (S.A.V) Efendimiz, Ukbe’nin elinden tutup:

“Ey Ukbe! Dikkat et, sana dünya ve ahiret ehlinin en üstün ahlâkından haber vereyim mi? Gelmeyene gitmen, vermeyene vermen, sana kötülük edeni affetmendir.”

İşte görüyorsunuz ki sevgili kardeşlerim, insanlarla ilişkilerimizde affetmek çok önemli bir yer tutuyor.

ALLAH'IN ADALETİNİN TECELLİ ETMESİ

KİŞİ KÖTÜLÜK / ZULÜM (ŞERR) YAPARSA

(-100) Tokat atan kişi zulüm yaptığı için derecat kaybeder.

(+100) Tokat yiyen kişi zulme uğradığı için derecat kazanır.

KİŞİ KÖTÜLÜĞE KARŞI KÖTÜLÜK (ZULÜM) (KISAS) YAPARSA

(-100 +100) Tokat atan kişi tokat yerse derecat kazanır.

(+100 -100) Tokat yiyen kişi karşılık verirse derecat kaybeder.

KİŞİ KÖTÜLÜĞE KARŞI SESSİZ KALIRSA (AF)

CÂSİYE-14: …(Allah’ın) cezalandıracağı kavmi bağışlasınlar.

(-100) Tokat atan kişi zulüm yaptığı için derecat kaybetmiş olur.

(+100) Tokat yiyen kişi affettiği için derecat kazanır.

KİŞİ KÖTÜLÜĞE (ŞERRE) İYİLİKLE MUKABELE EDERSE

FUSSİLET-34: Hasene ve seyyie, eşit değildir. (Kötülüğü) en güzel şekilde karşıla.

O zaman seninle arasında düşmanlık olan kişi, samimi bir dost gibi olur.

(-100) Tokat atan kişi zulüm yaptığı için kaybettiği derecat ile kalır.

(+100 +100) Tokat yiyen kişi affetmesi yanında, iyilikle karşılık verdiği için yine derecat kazanır.

Üç tür davranış biçimine tekrar beraber bakalım: Kısasa kısas, af ve kötülüğe karşı hayırla mukabele etme.

Kısasa kısas, henüz nefs tezkiyesi yapmayanların davranış biçimidir. Kısas, şeriatı ifade ediyor. Allahû Tealâ böyle yapanlar için onların üzerine bir ceza olmadığını bildiriyor. Kişi kötülüğe karşı kötülük, zulüm yaparsa Allahû Tealâ ona verdiği hakkı kullanmış olur. Ama kötülüğe karşı sessiz kalırsa, affederse o kazanç sahibidir. Allahû Tealâ: “Allah’ın cezalandıracağı kavmi bağışlayın.” diyor.

Allahû Tealâ Resûlullah (S.A.V) Efendimiz’e: “Sen affet ve ma’rufla emret.” buyuruyor.

Üçüncü davranış biçimi ise kötülüğe karşı hayırla mukabele etmektir. Allahû Tealâ 4 âyet-i kerimede bize kötülüğe karşı hayırla mukabele etmeyi bildiriyor.

KÖTÜLÜĞE KARŞI İYİLİKLE (HAYIRLA) MUKABELE

1. RA'D-22: Onlar, sabırla Rab’lerinin Vechini dileyenler ve namazı ikame edenler, onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açıkça infâk edenlerdir. Ve seyyiati, hasenat ile (iyilikle) savan kimselerdir. İşte onlar için, bu dünyanın (güzel bir) akıbeti (sonucu) vardır.

2. MU'MİNÛN-96: Seyyiati (kötülüğü), en güzel olanla yok et. Biz, (onların) vasıflandırdıklarını en iyi biliriz.

3. KASAS-54: İşte onlardır ki; onlara sabırları sebebiyle ecirleri (sevapları) iki kat verilir. Ve onlar, seyyiati (kötülüğü) hasenat (iyilik) ile savarlar. Ve onlara verdiğimiz (manevî) rızıktan infâk ederler.

4. FUSSİLET-34: Hasene (iyilik) ve seyyie (kötülük), müsavi (eşit) değildir. (Kötülüğü) en güzel şekilde karşıla. O zaman seninle arasında düşmanlık olan kişi, samimi bir dost gibi olur.

Ama buna ancak sabredenler, buna ancak hazzul azîm sahibi olan insanlar ulaşır. Kimdir bu hazzul azîm sahibi insanlar?

Sabır sahibi olan insanlar. İradesini de Allah’a teslim eden, Allah’ın Zât’ını görenler. Evet, iradesini de Allah’a teslim eden, Allah’ın Zât’ını görenler. Onlar dört tane azîmin sahibidirler: Fevzül azîm, ecrun azîm, hazzul azîm ve fadlil azîm.

AZÎM

1. Fevz-ül azîm — TEVBE-100:

O sâbikûn-el evvelîn: Onların bir kısmı muhacirînden, bir kısmı da ensardan ve bir kısmı da onlara ihsanla tâbî olanlardandı. Allah, onlardan razı ve onlar da O’ndan (Allah’tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.

2. Ecren azîm — FETİH-10:

Ve kim de Allah’a olan ahdlerine vefa ederse (yeminini, misakını ve ahdini yerine getirirse), o zaman ona en büyük mükâfat (ecir) verilecektir (cennet saadetine ve dünya saadetine erdirilecektir).

3. Hazzın azîm — FUSSİLET-35:

Ona (kötülüğü iyilikle karşılama hasletine), sabredenlerden ve hazzul azîm (en büyük haz) sahiplerinden başkası ulaştırılmaz.

4. Fadlil azîm — ÂLİ İMRÂN-174:

Böylece onlara bir kötülük dokunmadan, Allah’tan bir ni’met ve fazl ile geri döndüler. Ve Allah’ın rızasına tâbî oldular. Ve Allah “Büyük Fazl” sahibidir.

CUMA-4:

İşte bu, Allah’ın fazlıdır. Onu dilediğine verir. Ve Allah, büyük fazl sahibidir.

Fevz-ül azîm, irşada memur ve mezun kılınan sahâbenin davranış biçimini ifade ediyor. Ecrun azîm, en güzel davranış biçimini sergileyen bu insanlara Allah’ın verdiği en üst seviyedeki ecirdir. Hazzul azîm, sonsuz mutluluğu muhtevasına alıyor. Ve fazlul azîm, en büyük fazlın sahibi olduklarını ifade ediyor.

Sevgili kardeşlerim, Tabiî nefs tezkiyesiyle, Allah’ın Zât’ı Âli İmrân-14’e göre sığınaktır, meâbdır. Nisâ-125’e göre ruh Allah’ın Zât’ına ulaştığı zaman Allah’ın Zât’ına sarılmış oluyor ve Allah’ın Zât’ında yok olan kişi evvab oluyor. Ama Allah’ın garantisi burada bitiyor. Bu noktadan itibaren fizik vücut teslimi için kişi talepte bulunursa ve Allah’a tevekkül ederse o zaman her gün zikrini arttırması lâzım.

Allah’a tevekkül, zikrin sembolüdür, alâmetifarikasıdır. Fenâ kademesi, Bekâ kademesi ve Zühd kademesinde kişi 13 saat zikre ulaşıyor. 24 saatlik zaman dilimi içerisinde 13 saatini zikirle geçiren kişi Allah’ı kendinden daha fazla seviyor. Ama Allahû Tealâ’nın muradı fizik vücudun Allah’a teslimi.

Nisâ-125’e göre bunu gerçekleştiren bir insan 18 saat zikre ve nefsin mânevî kalbinde %81 nura ulaşır. Bunun mânâsı, şeytan %81 nura tesir edemiyor, %19 karanlığa tesir edebiliyor.

4/NİSÂ-125: Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete ibrâhîme hanîfâ(hanîfen). Vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ(halîlen).

Ve hanif olarak Hz. İbrâhîm’in dinine tâbî olmuş ve vechini (fizik vücudunu) Allah’a teslim ederek muhsin olan kimseden, dinen daha ahsen kim vardır. Ve Allah, Hz. İbrâhîm’i dost edindi.

Ve bu insanın her olayda aklının ruhun talebine uyduğunu, hayrı işlediğini, Allah’ın emrine itaat ettiğini görüyoruz. Bundan sonrası daimî zikir, nefsin Allah’a teslimi. 26. basamakta kişi daimî zikre ulaşırsa nefsin mânevî kalbinde 19 tane fazilet ve ruhtaki 19 tane haslet söz konusu. Aklın iki müşavirinden akla ulaşır.

ORTAK AKIL

Nefs 19 afeti ile akla ulaşır:

1. Kin ve nefret

2. Küfür

3. Yalan

4. Zulüm

5. Haset

6. Cehalet

7. Cimrilik

8. Öfke ve gayz

9. İsyan

10. Sabırsızlık

11. Kibir ve gurur

12. Hırs ve şehvet

13. Nankörlük

14. Dedikodu

15. Zan

16. İptilalar (kötü alışkanlıklar)

17. Vefasızlık

18. Mürailik

19. Fitne fesat

Nefs tezkiyesi ve tasfiyesi ile nefsin 19 afeti 19 haslete döner.

Ruh 19 hasleti ile akla ulaşır:

1. Sevgi

2. Îmân

3. Doğruluk

4. Adalet

5. Edep

6. İlim

7. Cömertlik

8. Sekînet

9. İtaat

10. Sabır

11. Tevazu

12. Kanaat

13. Şükür

14. Ketumiyet

15. Hakikat

16. Faziletler

17. Vefa

18. İhlâs

19. Tevhid

Yani bunlar hayra ulaşmış oluyorlar. Ehl-i hayırdır, ehl-i hüküm ve hikmettir ve ehl-i tezekkürdür. Kalp gözü, kalp kulağı açık; 19 faziletin sahibi ve daimî zikirde.

Allahû Tealâ kendisine yerin melekûtunu gösteriyor. Zemin kattaki ana dergâhı ve devam ederse gök katlarını birer birer gösteriyor. Allahû Tealâ kalp gözüyle birinci gök katında, ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci gök katında olup biteni kendisine gösteriyor.

Sonra yedi âlemi geçiyor. Allahû Tealâ ona Sidretül Müntehâ’yı gösteriyor ve o kişiyi Tövbe-i Nasuh’a davet ediyor. Tövbe-i Nasuh’la tövbe edebilen kişi, Salâh’ın birinci kademesinde Allahû Tealâ tarafından günahları örtülen kişidir.

İkinci kademesinde Salâh nuru verilir. Üçüncü kademesinde tekrar günahların sevaba çevrilmesi gerçekleşir. Dördüncü kademesinde iradesini Allah’a teslim eder. Beşinci kademesinde ise Allahû Tealâ’nın Zat’ını görür ve o kişi irşada memur ve mezun kılınır.

ADN CENNETLERİ

7. KATI: DEVRİN İMAMLARI (NEBÎLER VE VELÎ RESÛLLER) – TASARRUF

A’RÂF 181, SECDE 24, ENBİYÂ 73

6. KATI: KAVİM RESÛLLERİ – İRADENİN REF’İ (KAVİM RESÛLLERİ)

NAHL 36, İBRÂHÎM 4, İSRÂ 15, ZUMER 71, MU’MİNÛN 44

5. KATI: ŞAHİTLER – İRŞÂDA MEMUR VE MEZUN KILINANLAR

TEVBE 100, ÂLİ İMRÂN 110, KEHF 17, YÛNUS 26

4. KATI: MÜRŞİTLER – İRADESİNİ ALLAH’A TESLİM EDENLER

ÂLİ İMRÂN 102, HUCURÂT 7

3. KATI: SIDDÎKLAR – GÜNAHLARI İKİNCİ DEFA SEVABA ÇEVRİLENLER

TAHRÎM 8, FETİH 2

2. KATI: ŞEHİTLER – SALÂH NURU VERİLENLER

TAHRÎM 8, HADÎD 12

1. KATI: SÂLİHLER – GÜNAHLARI İKİNCİ DEFA ÖRTÜLENLER

TAHRÎM 8

İşte dikkat ederseniz kötülüğe karşı hayırla mukabele etmek, Fussilet-34’te sabır sahibi kişilerin ve hazzul azîm sahibi olan insanların davranış biçimidir.

İşte içinde bulunduğumuz çağ Hidayet Çağı. Hidayet Çağı’nın alâmetifarikası kötülüğe karşı hayırla mukabele etmektir. Dünya sulhu bununla gerçekleşecektir.

Evet sevgili kardeşlerim, bugünkü konferansımızın konusu: Bütün peygamberler insanları, kavimlerini affetmeye davet etmişlerdir. Bakalım bütün peygamberlere:

BÜTÜN PEYGAMBERLER TÖVBEYE, RAHMET VE MAĞFİRETE (ŞEFAATE) DAVET ETMİŞLERDİR - 1

1. ADEM (A.S)

A’RÂF-23: İkisi şöyle dedi:

“Rabbimiz! Biz nefslerimize zulmettik. Eğer Sen bize mağfiret (tövbe) etmez ve bize rahmet etmezsen, biz mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz.”

BAKARA-37: Sonra Âdem, Rabbinden kelimeler telakki etti (öğrendi) ve Rabbine tövbe etti. Bunun üzerine (Allah), onun tövbesini kabul buyurdu. Muhakkak ki O, Tevvâb’tır, Rahîm’dir.

2. NUH (A.S)

HÛD-47 (Nuh (A.S)):

“Nuh (A.S): Rabbim! Muhakkak ki ben, onun hakkında benim bir ilmim (bilgim) olmayan şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Ve Senin, beni mağfiret etmen ve Senin bana rahmet etmen olmazsa ben hüsrana uğrayanlardan olurum.” dedi.

NUH-10 (Nuh (A.S)) ve dedim ki:

“Artık Rabbinizden mağfiret dilediğinizi söyleyin. Muhakkak ki O, Gaffâr’dır (mağfiret edendir).”

3. HÛD (A.S)

HÛD-52:

“Ya kavmim! Rabbinizin mağfiretini isteyin. Sonra O’na tövbe edin (mürşidin önünde tövbe edip zikre başlayın). Üzerinize semadan bol yağmur (bol rahmet) göndersin…”

HÛD-50:

Ve Âd kavmine, onların kardeşi Hûd (A.S) (şöyle) dedi:

“Ey kavmim! Allah’a kul olun. Sizin, O’ndan başka ilâhınız yoktur. Siz ancak iftira edenlersiniz (uyduranlarsınız).”

4. SALİH (A.S)

NEML-46 (Salih (A.S) dedi ki):

“Ey kavmim! Niçin hasenattan önce seyyiat için acele ediyorsunuz? Allah’tan mağfiret dileseniz olmaz mı? Böylece rahmet olunasınız, diye.”

HÛD-61:

Ve Semûd kavmine, onların kardeşi Salih (A.S) (şöyle) dedi:

“Ey kavmim! Allah’a kul olun. Sizin için O’ndan başka ilâh yoktur. Sizi arzdan yaratan ve orada size imar ettiren O’dur. Öyleyse O’ndan mağfiret isteyin. Sonra O’na tövbe edin (Allah’a yönelin). Benim Rabbim muhakkak ki yakındır, (dualara) icabet edendir.”

5. İBRÂHÎM (A.S)

MERYEM-47:

“Sana (senin üzerine) selâm olsun.” dedi. “Senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim. Çünkü O, bana (çok) lütufkârdır.”

MERYEM-50:

Ve onlara rahmetimizden bahşettik (karşılıksız verdik). Ve onları (Hz. İbrâhîm ve oğullarını), (bütün) dillerde sadık ve âli (üstün, yüce) kıldık.

İBRÂHÎM-41:

“Rabbimiz! Hesap yapıldığı (görüldüğü) gün beni, annemi, babamı ve mü’minleri mağfiret et (günahlarımızı affet).”

6. MÛSÂ (A.S)

A’RÂF-155:

Ve Mûsâ (A.S):

“...O ancak Senin bir imtihanındır. Onunla dilediğini dalâlette bırakırsın ve dilediğini hidayete erdirirsin. Sen bizim dostumuzsun. Artık bizi mağfiret et ve bize rahmet (merhamet) et. Sen, mağfiret edenlerin en hayırlısısın.” dedi.

7. DÂVÛD (A.S)

SÂD-24 (Dâvûd (A.S)):

“...Ve muhakkak ki ortaklardan çoğu, mutlaka birbirlerinin hakkına tecavüz ediyorlar. Âmenû olanlar ve amilüssalihat yapanlar hariç. Onlar ne kadar az! Ve Dâvûd (A.S), onu imtihan ettiğimizi zannetti. Bunun üzerine Rabbinden mağfiret istedi ve rükû ederek secdeye kapandı. Ve Rabbine yöneldi.”

8. İSA (A.S)

MÂİDE-74:

“Hâlâ Allah’a tövbe edip O’ndan mağfiret dilemiyorlar mı? Ve Allah Gafûr’dur, Rahîm’dir.”

9. HZ. MUHAMMED (S.A.V)

ÂLİ İMRÂN-31:

De ki: “Eğer siz Allah’ı seviyorsanız, o taktirde bana tâbî olunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı mağfiret etsin...”

NİSÂ-64:

“...Sana gelselerdi, böylece Allah’tan mağfiret dileselerdi ve Resûl de onlar için mağfiret dileseydi, mutlaka Allah’ı tövbeleri kabul eden ve rahmet edici olarak bulurlardı.”

MUMTEHİNE-12:

“...Sana tâbî olmak için geldikleri zaman, artık onların biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan mağfiret dile. Muhakkak ki Allah; Gafûr’dur, Rahîm’dir.”

Ve Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V), Allahû Tealâ’nın buyruğu gereğince: “Sen affet, ma’rufla emret ve cahillerden yüz çevir.”

İşte sevgili kardeşlerim, bizler de Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanmak, Kur’ân ahlâkıyla ahlâklanmak, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in ahlâkıyla ahlâklanmak istiyorsak sosyal hayatta etrafımızdaki insanları yaptıkları davranışlardan dolayı cezalandırmak değil, affetmek ve hoşgörü içerisinde kötülüğe karşı hayırla mukabele etmek durumundayız.

Bu, daimî mutluluğun gereğidir. Mutlu olmak isteyen herkesin affeden, kötülüğe karşı hayırla mukabele eden standartlara Allah’ın kendisini ulaştırmasını Rabbimizden, Efendimiz (S.A.V)’in himmetiyle dileyerek bu konferansın sözlerini burada tamamlıyorum. Allah hepinizden razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 19 Ekim 2026Son güncelleme: 19 Ekim 202612 dk okuma2