Muhterem Hocam, ahirette mahcup ve rezil olmamak için ne yapmalı, nasıl hareket etmelidir?

Soru

Muhterem Hocam, ahirette mahcup ve rezil olmamak için ne yapmalı, nasıl hareket etmelidir?

Cevap

Allahû Tealâ bu sualin cevabını Tâhâ Suresinin 134. âyetinde veriyor:

20/TÂHÂ-134: Ve lev ennâ ehleknâhum bi azâbin min kablihî le kâlû rabbenâ lev lâ erselte ileynâ resûlen fe nettebia âyâtike min kabli en nezille ve nahzâ.

Ondan önce gerçekten Biz onları, azapla helâk etmiş olsaydık, muhakkak şöyle derlerdi: “Rabbimiz, bize resûl gönderseydin olmaz mıydı? Böylece biz de zelil (rezil) ve rüsva olmadan önce Senin âyetlerine tâbî olsaydık.”

Öyleyse sevgili kardeşlerim, bu sualin cevabı burada: Ahirette mahcup ve rezil olmak istemiyorsak, Allah’ın gönderdiği resûllere itaat etmemiz gerekir. Her kavme, o kavmin içerisinde, o kavmin ana lisanıyla Allah ardı arkası kesilmeksizin resûl gönderiyor mu? Evet. Mu’minûn Suresinin 44. âyet-i kerimesi bunun cevabını veriyor:

23/MU’MİNÛN-44: Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne).

Sonra Biz, resûllerimizi art arda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü’min olmayan kavim (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun.

Nisâ-165’te de:

4/NİSÂ-165: Rusulen mubeşşirîne ve munzirîne li ellâ yekûne lin nâsi alâllâhi huccetun ba’der rusul(rusuli). Ve kânallâhu azîzen hakîmâ(hakîmen).

(Onlar) müjdeleyici ve uyarıcı resûllerdir ki, insanların, resûllerden sonra Allah’a karşı (bizi uyaran ve müjdeleyen bir resûl gelmedi diye) hüccetleri (delilleri) olmasın. Ve Allah, Azîz’dir, Hakîm’dir.

İbrâhîm-4’te ise “O resûlleri, o kavmin lisanıyla vazifeli kılarız.” buyuruluyor:

14/İBRÂHÎM-4: Ve mâ erselnâ min resûlin illâ bi lisâni kavmihî li yubeyyine lehum, fe yudillullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâu, ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).

Hiçbir resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisanıyla göndermiş olmayalım. Onlara (kendi lisanlarıyla) beyan etsin (açıklasın) diye. Öyleyse Allah, dilediğini (Allah’a ulaşmayı dilemeyenleri) dalâlette bırakır. Dilediğini (Allah’a ulaşmayı dileyenleri) hidayete erdirir. Ve O, Azîz’dir, Hikmet Sahibi’dir.

KULLARIN ALLAH ÜZERİNDE HAKKI ALLAH’IN ONLARA RESÛL GÖNDERMESİDİR

1. NİSÂ-165: (Onlar) müjdeleyici ve uyarıcı resûllerdir ki, insanların, resûllerden sonra Allah’a karşı (bizi uyaran ve müjdeleyen bir resûl gelmedi diye) hüccetleri (delilleri) olmasın. Ve Allah, Azîz’dir, Hakîm’dir.

2. İBRÂHÎM-4: Hiçbir resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisanıyla göndermiş olmayalım. Onlara (kendi lisanlarıyla) beyan etsin diye. Öyleyse Allah, dilediğini (Allah’a ulaşmayı dilemeyenleri) dalâlette bırakır. Dilediğini (Allah’a ulaşmayı dileyenleri) hidayete erdirir. Ve O, Azîz’dir, Hikmet Sahibi’dir.

3. NAHL-36: …Biz, bütün ümmetlerin içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah’a ulaşmayı dileyerek) Allah’a kul olsunlar ve taguttan içtinap etsinler diye. Onlardan bir kısmını (Resûlün daveti üzerine Allah’a ulaşmayı dileyenleri), Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu...

4. İSRÂ-15: Kim hidayete erdiyse, sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. ... Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edici olmadık.

5. TÂHÂ-134: Ondan önce gerçekten Biz onları, azapla helâk etmiş olsaydık, muhakkak şöyle derlerdi: “Rabbimiz, bize resûl gönderseydin olmaz mıydı? Böylece biz de zelil (rezil) ve rüsva olmadan önce Senin âyetlerine tâbî olsaydık.”

6. KASAS-47: ... “Rabbimiz keşke bize bir resûl gönderseydin, böylece biz, Senin âyetlerine tâbî olur ve mü’minlerden olurduk.” diyecek olmasalardı (seni Nebî-Resûl olarak göndermezdik).

KASAS-59: Ve senin Rabbin, ülkelere, onların ana şehirlerine, onlara âyetlerimizi okuyan bir resûl göndermedikçe helâk edici olmadı.

7. ZUMER-71: ... “Size sizden olan resûller gelmedi mi ki, size Rabbinizin âyetlerini okusun, bugüne geleceğinizi uyarsın?” dediler ki: “Evet.” Fakat, azap sözü kâfirlerin üzerine hak oldu.

MULK-8, 9: ... onun bekçileri ... “Size nezir gelmedi mi?” diye sordu. ... “Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.”

Ve sualin konusu olan Tâhâ-134’te “Rezil ve rüsva olmadan bize de resûl gönderseydin, biz de âyetlerine tâbî olsaydık.” derler. Sevgili kardeşlerim, her zaman tekrar ettiğimiz bir konu var: Dinin iki kaynağından birincisi Allah’ın âyetleri, kutsal kitaplar; diğeri de bu kutsal kitapları bize açıklayan resûller, velî resûller, nebî resûller. Çok enteresandır: Çağımız hidayet çağı. Hidayet çağında, kutsal kitapların unutulduğu bir dönemi yaşıyoruz. Evvela Yahudiler 7 safha ve 4 teslimi Tevrat âyetleriyle unuttular. Sonra Hristiyanlar, İncil’de 7 safha ve 4 teslim olmasına rağmen onlar da unuttular. Son şeriat kitabı Kur’ân-ı Kerim de ne yazık ki unutuldu. Unutulduğunu nereden biliyoruz? Hidayetçi önder devrin imamı, Mehdi Resûl, Furkân-30’da bunun cevabını veriyor:

25/FURKÂN-30: Ve kâler resûlu yâ rabbi inne kavmîttehazû hâzâl kur’âne mehcûrâ(mehcûran).

Ve resûl: “Ey Rabbim! Muhakkak ki benim kavmim, bu Kur’ân’dan ayrıldı (Kur’ân’ı terketti).” dedi.

İşte her devirde iki grup insan var: Kur’ân’dan, yani kutsal kitaplardan ayrılanlar; onlar resûllerden ayrılanlardır. Bir de kutsal kitaplardaki ezelî ve ebedî dini yaşayanlar; onlar da resûl ile birlikte yol tutanlardır. Furkân-27’de buyuruluyor:

25/FURKÂN-27: Ve yevme yeadduz zâlimu alâ yedeyhi yekûlu yâ leytenîttehaztu mear resûli sebîlâ(sebîlen).

Ve o gün, zalim ellerini ısırır: “Keşke resûlle beraber (Allah’a giden) bir yol ittihaz etseydim.” der.

İşte ahiret hayatında rezil ve rüsva olmadan, mahcup olmadan, bu dünya hayatında yapmamız gereken şey: Allah’ın resûlleri ile birlikte bir yol tutmak; kalben ulaşmayı dilemek ve mürşide tâbiiyet. Ama kim ki Furkân-30’da zikredildiği gibi resûlden ayrılırsa, o Kur’ân’dan da ayrılmış vaziyettedir, kutsal kitaplardan da ayrılmış vaziyettedir. İşte çağımız hidayet çağı olmasına rağmen, gün geçmiyor ki deistlerin sayısı artmasın. Deistler Allah’a inanıyorlar ama O’nun dışındaki hiçbir şeye inanmıyorlar. “Kur’ân yok.” diyorlar. “Resûl, mürşid gerekli değildir.” diyorlar. “Hepimiz kendi aklımızla bu yaratıcıyı kendi dizaynımız içerisinde algılarız, başka bir şeye ihtiyacımız yok.” diyorlar. İşte bu deistler için Allah’ın Kur’ân’da verdiği bir cevap var. Allah deistlere Kur’ân’da cevap veriyor mu? Evet. Mulk Suresinin 8, 9 ve 10. âyet-i kerimelerinde buyuruyor:

67/MULK-8: Tekâdu temeyyezu minel gayz(gayzi), kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ e lem ye’tikum nezîr(nezîrun).

(Cehennem) nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. Oraya herbir grup atılışında onun (cehennemin) bekçileri onlara: “Size nezir (uyarıcı) gelmedi mi?” diye sordu.

67/MULK-9: Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelallâhu min şey’in entum illâ fî dalâlin kebîr(kebîrin).

Onlar (cehenneme atılanlar) dediler ki: “Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.”

67/MULK-10: Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na’kılu mâ kunnâ fî ashâbis saîr(saîri).

Ve: “Eğer biz işitmiş veya akıl etmiş olsaydık, alevli ateş halkı arasında olmazdık.” dediler.

Her nezir resûldür. Her resûl de nezirdir. “Geldiler.” diyor: “Ama biz onları yalanladık.” Öyleyse evvela cehennemlikler neyi yalanlıyorlar? Gelen neziri, resûlü yalanlıyorlar. Hâlbuki Allahû Tealâ Nisâ-64’te “Biz resûllerimizi insanlar itaat etsin diye gönderiyoruz.” buyuruyor:

4/NİSÂ-64: Ve mâ erselnâ min resûlin illâ li yutâa bi iznillâh(iznillâhi). Ve lev ennehum iz zalemû enfusehum câûke festagferûllâhe vestagfera lehumur resûlu le vecedûllâhe tevvâben rahîmâ(rahîmen).

Ve Biz, (hiç) bir resûlü, Allah’ın izniyle kendilerine itaat edilmesinden başka bir şey için göndermedik. Ve onlar nefslerine zulmettikleri zaman, eğer sana gelselerdi, böylece Allah’tan mağfiret dileselerdi ve Resûl de onlar için mağfiret dileseydi, mutlaka Allah'ı (iki tarafın da) tövbelerini (onların tövbesini ve Resûl’ün mağfiret talebini) kabul eden ve rahmet edici olarak bulurlardı.

Allah, insanlar itaat etsin diye resûl gönderiyor. Onlar ise inandıkları Allah’ın istediğinin tam tersine, o resûlü kabul etmiyorlar ve yalanlıyorlar. Başka bir şey daha söylüyorlar: “Allah bir şey indirmemiştir.” Kutsal kitapları da yalanlıyorlar. Ve hidayetçi olarak gönderilen resûlleri dalâlette olmakla suçluyorlar. Ama Mulk-10’da “İşitseydik ve akletseydik, bugün cehennemde olmazdık.” diyorlar. İşte bu deistler, bu dünya hayatında işitmeyen ve akletmeyenler; gidecekleri yer cehennem olan, ahirette mahcup ve rezil olan insanlardır.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 23 Ekim 2026Son güncelleme: 23 Ekim 20267 dk okuma0