Muhterem Hocam, akıl etmek nasıl gerçekleşir? Akletme derecesi basamaklar itibarıyla da gelişir mi? Açıklayabilir misiniz?
Soru
Muhterem Hocam, akıl etmek nasıl gerçekleşir? Akletme derecesi basamaklar itibarıyla da gelişir mi? Açıklayabilir misiniz?
Cevap
"Evet sevgili kardeşlerim. Kimdir akıl edenler? İşitenler... MÛLK Suresi'nin 8, 9, 10. ayet-i kerimelerinde özellikle: 67/MULK-8 Tekâdu temeyyezu minel gayz(gayzi), kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ e lem ye’tikum nezîr(nezîrun). (Cehennem) nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. Oraya herbir grup atılışında onun (cehennemin) bekçileri onlara: "Size nezir (uyarıcı) gelmedi mi?" diye sordu. 67/MULK-9 Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelallâhu min şey'in entum illâ fî dalâlin kebîr(kebîrin). Onlar (cehenneme atılanlar) dediler ki: "Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik." 67/MULK-10 Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na'kılu mâ kunnâ fî ashâbis saîr(saîri). Ve: "Eğer biz işitmiş veya akıl etmiş olsaydık, alevli ateş halkı arasında olmazdık." dediler. "Nezir gelip size Allah'ın ayetlerini tilâvet ettiği zaman size nezir gelmedi mi? Geldi ama biz onları yalanladık. 'Allah bir şey indirmemiştir.' dedik ve onları dalâlette olmakla suçladık. Ama işitseydik ve akıl etseydik, alevli ateş halkı arasında olmazdık." dediler." Şimdi daima Allah'ın âyetleriyle bize hitap edenler, ilk etapta Allah'ın ilmiyle bize ulaşıyorlar. Ama biz eğer onları yalanlıyorsak ve onları suçluyorsak, o zaman onun söylediklerinin mânâsına varamamışız demektir. Ve eğer onları dikkatle dinlersek, davete icabet edenler işitenlerdir. EN'ÂM Suresi 36'da: "İşitenler, davete icabet edenlerdir." 6/ENÂM-36 İnnemâ yestecîbullezîne yesmeûn(yesmeûne), vel mevtâ yeb’asuhumullâhu summe ileyhi yurceûn(yurceûne). (Davete) ancak işitenler icabet eder. Ve Allah, ölüleri (ölü olan sem’î isimli işitme hassasını, ölü olan fuad isimli idrak hassasını, ölü olan basar isimli görme hassasını) diriltir. Sonra O'na döndürülürler. (Hayatta iken ruhu mürşid eliyle Allah’a döndürülür.) Daveti kabul edersek o zaman işitenlerden oluruz. İşitenler de akledenlerdir. Kulak işittiğini kalbe boşaltıyor. Ve kulak işitmişse (yesmeûn olmuşsa) onu kalbe boşalttığı zaman kalp ile aklediyor. Kalp ile aklettiğimizi nereden biliyoruz? HACC Suresi 46. âyet-i kerimesinde: "Onlar aklederler." 22/HACC-46 E fe lem yesîrû fîl ardı fe tekûne lehum kulûbun ya’kılûne bihâ ev âzânun yesmeûne bihâ, fe innehâ lâ ta’mâl ebsâru ve lâkin ta’mâl kulûbulletî fîs sudûr(sudûri). Onlar, yeryüzünde dolaşmadılar mı ki onların, onunla akıl ettikleri kalpleri ve onunla işittikleri kulakları olsun. Fakat baş gözleri kör olmaz. Lâkin sinelerdeki kalpler kör olur. Öyleyse demek ki akletmek, kalp ile gerçekleşen bir olgudur. Kulaklar onunla işitirlerdi. "...baş gözleri kör olmaz; lakin sinelerdeki kalpler kör olur." Yani fıkıh edemez durumda olur. Allah razı olsun. Öyleyse akletmek işitmekle tahakkuk eder. Allahû Tealâ’nın emri de şu istikamette: A‘RAF 204'de: "Kur’ân kıraat edildiği zaman"" Kimdir Kur'ân'ı kıraat eden? ""Allah'ın irşadla vazifeli kıldığı."" diye ""...Susun!, dînleyin! O zaman Allah'ın rahmetine kavuşursunuz."" 7/ARÂF-204 Ve izâ kuriel kur’ânu festemiû lehu ve ensıtû leallekum turhamûn(turhamûne). Kur’ân okunduğu zaman artık onu dînleyin! Ve susun ki; böylece rahmete kavuşturulursunuz. O zaman da rahmetin bize ulaşması oranında da akıl etmek açısından durum değişebilir. Allah razı olsun."