Muhterem Hocam, "Allah “Ben size şah damarınızdan daha yakınım.” diyor. “İçinizde de en hayırlı olanınız başkalarına faydalı olandır.” diyor. Bilim ve teknolojide niteliklerimizi a

Soru

Muhterem Hocam, "Allah “Ben size şah damarınızdan daha yakınım.” diyor. “İçinizde de en hayırlı olanınız başkalarına faydalı olandır.” diyor. Bilim ve teknolojide niteliklerimizi artırmak bütün Müslümanlar için zaruri bir durumdur. Günümüzde Müslümanların başlarına gelenler hep cahillikten gelmiyor mu? Hâlâ mürşid arayarak aklımızı birilerine emanet mi vermeye çalışıyoruz?" diyen bir takipçimize ne cevap verirsiniz?

Cevap

"Sevgili kardeşlerim, bu konu çok yanlış anlaşılıyor. Allah’ın bize şah damarımızdan daha yakın olması Zat’ıyla değil. Allah Zat’ıyla sonsuzlukta.

50/KAF - 16

Ve lekad halaknel insâne ve na’lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuh(nefsuhu), ve nahnu akrebu ileyhi min hablil verîdi.

Ve andolsun ki insanı Biz yarattık. Ve nefsinin ona ne vesveseler vereceğini biliriz. Ve Biz, ona şah damarından daha yakınız.

Neden sonsuzlukta diyorum? Âlemler yoktu. Kâinat yoktu. Hiçbirşey yoktu. Kim vardı? Sadece Allah vardı. Ve Allah kâinatı yarattı. Bugün hamdeder şükrederiz. Bu yaratılan kâinatın nelerden müteşekkil olduğunu biliyoruz. Sakinlerini de biliyoruz. Kimden öğrendik? Efendimiz’den öğrendik. Efendimiz’in öğretisi kimin öğretisidir? Allah’ın öğretisi.

İşte emir âleminde melekler, karşıt emir âleminde şeytan ve avanesi, gayp âleminde cinler, karşıt gayp âleminde cinlerin nefsleri, zahir âleminde biz insanlar ve karşıt zahir âlemde bizim vefat eden akraba-i taallûkatımız yani Âdem Aleyhisselâm’ın zürriyeti. 6 tane âlem. Bu 6 âlemin dışında herşeyi kuşatan bir şey var mı? Evet var. İşte o Allah’ın ilim ve rahmeti. Yani Allah’ın ilim ve rahmetiyle bize yakın olması. Herşeyi kuşattığı için bütün âlemleri kuşatmış. Ama âlemleri kuşatan o ilim rahmet bizi de kuşatmış mıdır? Bizi de kuşatmıştır. Ama Zat’ıyla mı? Hayır. Zat’ıyla değil. İlim ve rahmetiyle.

İşte Mü’min Suresinin 7. âyet-i kerimesi bakın Allahû Tealâ “Benim Zat’ım herşeyi kuşatmıştır.” demiyor. "Senin rahmetin ve ilmin herşeyi kuşatmıştır." diyor:

40/MÜ’MİN - 7

Ellezîne yahmilûnel arşa ve men havlehu yusebbihûne bi hamdi rabbihim ve yu’minûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, rabbenâ vesi’te kulle şey’in rahmeten ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke ve kıhim azâbel cahîm(cahîmi).

Arşı taşıyanlar ve onun etrafındakiler, Rab’lerini hamd ile tesbih ederler ve O’na îmân ederler. Ve âmenû olanlar için mağfiret dilerler: “Rabbimiz, Sen herşeyi rahmetle ve ilimle kuşattın. Bundan sonra tövbe eden ve Senin yoluna tâbî olan kimseleri mağfiret et ve onları cehennem azabından koru.”

İşte bu kardeşlerimiz Allah’ın ilim ve rahmetini neyin yerine koyuyorlar? Allah’ın Zat’ının yerine koyarlar. Bu doğru değil. Kesinlikle Kur’ân âyetlerine aykırı. O zaman eğer bunların zannettiği gibi doğru olsaydı biz bu kardeşlerimize diyoruz ki eğer Allah’ın ilim ve rahmeti herşeyi kuşatmıştır. Peygamber Efendimiz’i (S.A.V) de kuşatmıştır. O zaman Peygamber Efendimiz’i (S.A.V) kuşatmışsa Peygamber Efendimiz (S.A.V) miraca niye çıktı? Niçin birinci gök katında konuştu? İkinci gök katına yükseldi. Üçüncü gök katına yükseldi. 4, 5, 6, 7. Yani Peygamber Efendimiz (S.A.V) onlara diyemez miydi ki: “Ya ne diyorsunuz siz? Zaten Allah bana şah damarımdan daha yakın. Beni nereye götürüyorsun?” diyebilirdi.

Ama bu zat-ı muhteremler Kur’ân’ın bütününe sahip değiller. Zanlarıyla fetva veriyorlar ve zanlarıyla verdikleri fetvalar da Kur’ân âyetlerine aykırıdır. Öyleyse Allahû Tealâ’nın Zat’ı yoklukta, arşta; ilim ve rahmetiyle herşeyi kuşatmıştır.

Şimdi devam ediyoruz. “İçinizde en hayırlınız olan başkaları için faydalı olandır.” Doğru. Elhak doğru. İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır. Şimdi sual soruyorum size. Kimdir bu? Daimî zikrin sahibi değil mi? Daimî zikrin sahibi kişi, dışındaki hangi insanla aktivite içerisindeyse sadece ona hayrı ulaştırıyor. Çünkü nefsinde artık şerr yok. Yani afetler yok. Ruhuyla hayrı diliyor. Nefsiyle hayrı, faziletleri diliyor. Hayatında şerre eser yok. O zaman kimdir en hayırlısı? Daimî zikrin sahibi. Biz başka bir şey mi söyledik? Öyleyse bu eğer gerçekten hayırlı insanlardan olmak istiyorsa yolu nereden geçmesi lâzım? Daimî zikre ulaşması lâzım.

Şimdi bilim ve teknolojide niteliklerimizi artırmak bütün Müslümanlar için zaruri bir durumdur. Sevgili kardeşlerim o kadar yanlış anlaşılıyor ki herşey. Bilim ve teknolojide ilerlemek, sadece ve sadece size neyi sağlar? Bu fizik bedenin rahatlığını sağlar. İşte teknoloji ilerledikçe insanlar ne oluyor? Tembelleşiyor. Öyle değil mi? Şu anda yapay zekâ çıktı. Ne diyorsunuz? Yapay zekâ bizi nereye ulaştırıyor? Bizi îmân sahibi kılıyor mu? Yani o kadar yanlış anlaşılıyor ki herşey.

Ama bununla beraber biz yapay zekâdan faydalanmayalım diye değil. Tabiî ki faydalanacağız. Hatta şu düsturu belirtelim, bilim ve teknolojiyle din birbirine et ve kemik gibi bağlı. Hatta tabiri caizse bilimsiz din topal ama dinsiz bilim de kör. Dinsiz bilim kör. Neden? Sadece fizik âlemi biliyor.

Rahatlıkla benim fizik branşımda ne öğrendiysem imamın benden farklı tarafı yok. Öbür mühendisin de, öbür doktorun da. Yani sadece bu fizik âlemi. Şu anda ihtisas sahibi doktorlar psikolojik hastalıklara derman olabiliyor mu? Size soruyorum. Olabiliyorlar mı? Hayır. Sadece uyuşturuyorlar, baskılıyorlar. Hatta birçok kardeşimiz işte psikolojik hastalıklar sebebiyle içeri giriyor. Verdikleri ilaçlar onların beynini dumura uğratıyor. Bize ulaşıyorlar. Yani yaptığı şey ne? Yaptığı şey tedavi etmek değil, baskılamak.

Bundan emin olun fizik beden hastalıklarında durum aynı. Kimyasal ilaçları kullanmak suretiyle adeta nasıl izah edebilirim? Bir yerde bir pislik var. O kokunun etrafa yayılmaması için kimyasal deterjan kullanılıyor. Eskiden belki de kokular o sebeple çıktı. İnsanlar yıkanmıyorlardı falan. Şu bu. Bunu örtbas etmek için ne yaptılar? Parfüm çıkarttılar. Yani şimdi de aynı durum söz konusu.

Hâlbuki kökünden yani biz bugün şu anda Türkiye’de birçok yerlerde profesörlerle bu konferansları yapıyoruz. Efendimiz’in ilmi kökten çözüm. Diyoruz ki gelin sivrisineklerle ayrı ayrı uğraşmayalım. Bataklığı kurutalım. Çözüm var mı? Evet çözüm. Bataklığı kurutmak nefsin tezkiye ve tasfiyesinden geçer. Hangi cins hastalık olursa olsun kaynağı nefstir, nefstir, nefstir. Kurtulmak istiyorsunuz. Kesinlikle bunun yolu daimî zikirden geçer.

İşte Allah Resûlü’ne sahâbe geliyor. O zaman yaşayan bir Yahudi doktor Resûlullah’a geliyor. “Ya Resûlullah, ben senin kavmin içerisinde doktorluğumu, branşımı icra etmek istiyorum. Bana yardımcı olur musunuz?” “Tamam.” diyor. “Git evleri dolaş. Onlara doktorluk yap.” 6 ay kimse ona müracaat etmiyor. “Ya ben Yahudi olduğum için herhâlde gelmiyorlar bana.” Gidip Resûlullah’a şikâyet ediyor. “Ya Resûlullah ben Yahudiyim. Bir onlara söylersen mesleğimi icra etmek istiyorum.” O zaman diyor: “Sen onların evlerini tek tek dolaş. Bakalım ne ile karşılaşacaksın.” Dolaştığı zaman hiçbirisi hasta çıkmıyor.

Neden o şekilde? Çünkü birçok fizik beden hastalıklarının kaynağı ne? Nefs hastalıkları. İşte Efendimiz’in ifadesi gayet açık ortada. Kin alınmamış intikam. O kin iç dünyanıza devam ederse ne olur? Stres. Stres devam ederse ne olur? Depresyon. Depresyon devam ederse ne olur? Daha üst seviyedeki panik atak. Ve daha ötesi, daha ötesi. Yani kısacası bugün insanların rahatsız oldukları hastalıkların arkasında ne var? A’dan Z’ye kadar Allah’ın bize tevdi ettiği görevi yerine getirmemek var. Yani ev ödevlerimizi yerine getirmediğimiz için bu sonuca ulaşıyoruz.

Hâlbuki biz ezelde kâlû belâ gününde Allah’ın bize verdiği ev ödevlerini yerine getirirsek böyle sorunlarla karşılaşır mıyız? Hayır sevgili kardeşlerim. Yani sahâbenin de malzemesi aynı. Bizim de malzememiz. Onların da bizim de fizik bedenimiz, nefsimiz, ruhumuz ruhumuz var. Yani malzeme aynı. Sadece onlar reçeteyi öğrenmişler ve hayatlarına tatbik etmişler ve bu şekilde güzel bir sonuca ulaşmışlar.

O zamanki Müslümanların başına gelen belalar, sıkıntılar İslâm’ı yaşamadıkları için. İslâm sebebiyle gerilik asla kabul edilemez. Tam tersi ben %100 adım gibi eminim. İlim bilim ne kadar ilerlese ilerlesin sadece ve sadece Kur’ân’ın söylediğini ispat edebilir. Kur’ân’ın önüne geçmesi imkânsız. Bunu bir kenara yazın. Bugün de böyle, yarın da böyle olacak, öbür gün de. Kıyâmete kadar da olay budur. Yani hiç kimsenin ilmi Allah’ın ilminin önüne geçemez.

Onun için Mevlânâ en güzel ifadesini söylüyor. “Ben Kur’ân’ın kölesiyim. Resûlullah yolunun bir toz zerresiyim.” Bizim de böyle olmamız lâzım inşaallah.

“Mürşidi arayarak aklımızı birilerine emanet mi ediyorsun?” Ne dersiniz? Aklımızı emanet etmemiz gerekir mi, gerekmez mi? Allah sonsuzu kontrol ediyor. Mürşid de iradesini o sonsuzu kontrol eden Allah’ın iradesine teslim etmiş. Bizim böyle mantar gibi aklımızla orada burada dolaşacağımıza gidip teslim etsek fena mı olur yani? Bu kadar basit, bu kadar kolay. Yani Allah’ın izniyle Allah razı olsun."

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 4 Ekim 2026Son güncelleme: 4 Ekim 20267 dk okuma1