Muhterem Hocam, Allah bize şah damarımızdan daha yakınsa niye Allah'tan birinin vasıtasını istemeliyim?

Soru

Muhterem Hocam, Allah bize şah damarımızdan daha yakınsa niye Allah'tan birinin vasıtasını istemeliyim?

Cevap

Sevgili kardeşim, Allah bize şah damarımızdan Zat'ıyla değil, ilim ve rahmetiyle yakın.

Allahû Tealâ sana Zat'ından ruh üfürmüş. İşte Secde Suresinin 9. âyet-i kerimesinde:

32/SECDE-9 Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel efidete, kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).

Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

Bize üfürülen ruh Allah'ın Zat'ından, Allah'ın ilim ve rahmetinden değil. İyice kafana koy. Allah'ın Zat'ından. Allahû Tealâ, bütün Âdem (A.S)'dan kıyâmet gününe kadar dini yaşamak isteyen herkes için teslimlerin anahtarı, ruhun ölmeden evvel Allah'a ulaşmasıdır. Dolayısıyla Allahû Tealâ Zat'ından ruh üfürmüş. O üfürdüğü ruhu tekrar Zat'ına geri çevirmeni istiyor. Ruhun senden ayrılması için mutlaka Allah'ın cereyanının mürşidin elinden sana geçmesi gerekir. O cereyan geçmedikçe o ruh senden ayrılmaz.

İşte gök kapıları kendisine açılanlar ve gök kapıları kendisine açılmayanlar. Gök kapıları kendisine açılmayanlar, mürşidlerine tâbî olmayan, Allah'a ulaşmayı dilemeyenlerdir. Ama sen kalpten Allah'a ulaşmayı dilersen Allah, Rahîm esmasıyla tecelli etmek suretiyle seni 12 tane ihsanla mürşidine ulaştırıyor. Ve mürşide tâbî olduğun an, Nebe 39'a göre;

78/NEBE-39 Zâlikel yevmul hakku, fe men şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben).

İşte o gün (mürşidin eli Hakk'a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah'a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm'i) yol ittihaz eder. (Allah'a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur.

Âli İmrân Suresinin 14. âyet-i kerimesinde:

3/ÂLİ İMRÂN-14 Zuyyine lin nâsi hubbuş şehevâti minen nisâi vel benîne vel kanâtîril mukantarati minez zehebi vel fıddati vel haylil musevvemeti vel en’âmi vel hars(harsi), zâlike metâul hayâtid dunyâ, vallâhu indehu HUSNUL MEÂB(meâbi).

İnsanlara, "kadınlara, oğullara, kantar kantar biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, hayvanlara ve ekinlere olan sevgiden oluşan" şehvetleri (aşırı düşkünlükleri) güzel gösterildi. Bunlar, dünya hayatının menfaatleridir. Ve Allah, O'nun katındaki en güzel sığınaktır.

Allah katında en güzel sığınak Allah'ın Zat'ıdır. Husnul meâb. Bakın, en güzel sığınak. İşte o en güzel sığınaktan sana ruh üfürülmüş. Bu ruhu tekrar Allahû Tealâ senden geri istiyor. Sana Zat'ından üfürmüş. Ama ruhun senden ayrılabilmesi için mutlak surette senin kalben Allah'a ulaşmayı dileyip mürşidine tâbî olman lâzım. Allah'ın cereyanı mürşidin elinden senin eline geçmedikçe, el ele, el Hakk'a düsturu gelince ruh vücudundan ayrılıp Sıratı Mustakîm'e ulaşamaz. Dolayısıyla Allah'ın bize şah damarımızdan daha yakın olması Zat'ıyla değil, ilim ve rahmetiyledir. Zat'ıyla arşta Allah'ın Zat'ı ve sana ruh vermiş.

Sen ise dünyadasın. O zaman sana üfürülen ruh senin bedeninde, dünyada. Allah'ın Zat'ı da arşta. Arşa giden bir yolculuk yapman lâzım. Ruhun senden ayrılıp Sıratı Mustakîm üzerinden bu seyr-i sülûkü yapabilmesi için senin mutlaka mürşidine tâbî olman lâzım. Mürşide tâbî olmadıkça ruh vücudundan ayrılmaz. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 20 Ekim 2026Son güncelleme: 20 Ekim 20263 dk okuma0