Muhterem Hocam, Allah duaları doğrudan kabul etmeye, Allah yardımcı mı istiyor?
Soru
Muhterem Hocam, Allah duaları doğrudan kabul etmeye, Allah yardımcı mı istiyor?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ’nın kanunları var. Elbette herşeyi bir sebep ve sonuç dizaynı içinde yaratıyor. Duada kişi iradesini kullanıyor, ama bir sebebe dayalı olarak. Dolayısıyla Allahû Tealâ herşeyi birbirine ihtiyaç sahibi kılmış. Mürid ve Mürşid. Mürid, Allahû Tealâ’yı murad eden kişidir. Mürşid de onu Allah’a ulaştırmaya vasıta olan kişidir. Bunun gibi kâinatın hangi olayını incelerseniz sebep ve sonucu göreceksiniz. Öyleyse duanızın kesinlikle kabul edileceğine îmân ederek dua edin. Bilin ki Allah, kalbi gaflet içinde olanların duasını kabul etmez.
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Tirmizî, Da’vât, 65.
“Allah’ın duanızı kabul edeceğinden emin olarak Allah’a dua edin. Biliniz ki Allah, gafil ve kalbi oyunda olan bir kimsenin duasını kabul etmez.”
Şimdi baktığımız zaman ne görüyoruz? Kalbi gaflet içinde olanlar, mürşide tâbî olmayanlardır. Hangi âyet-i kerime? Kehf Suresinin 28. âyet-i kerimesi. Rabbimiz Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e hitap ederek ne buyuruyor:
18/KEHF-28: Vasbır nefseke meallezîne yed’ûne rabbehum bil gadâti vel aşiyyi yurîdûne vechehu ve lâ ta’du aynâke anhum, turîdu zînetel hayâtid dunyâ ve lâ tutı’ men agfelnâ kalbehu an zikrinâ vettebea hevâhu ve kâne emruhu furutâ(furutan).
Sabah akşam, O’nun Vechi’ni (Zat’ını) isteyerek Rabbine dua edenlerle beraber nefsini sabırlı tut. Dünya hayatının ziynetini dileyerek gözünü onlardan çevirme! Kalbini zikrimizden gâfil kıldığımız ve hevasına (heveslerine) tâbî olan kimselere isteyerek, işinde haddi aşmış olanlara itaat etme!
Bakın, sabah akşam Allah’ın Zat’ını dileyerek dua ediyor insanlar. Kimle beraber? Resûlullah (S.A.V) ile beraber.
“Dünya hayatının ziynetini dileyerek gözünü onlardan çevirme!” Yani kim mürşidden yüz çevirirse, dünya hayatının debdebesine kapılmıştır.
“Kalbini zikrimizden gâfil kıldığımız” Öyleyse mürşide tâbî olmayan kişinin kalbi gaflet içinde.
“Hevasına tâbî olan kimselere itaat etme!” Allahû Tealâ apaçık ifade ediyor: Kişi mürşidiyle beraber değilse, o dünya hayatını talep ediyor demektir; hevasına itaat ediyor, hevasını ilâh edinmiştir. Makamı ne olursa olsun, titri ne olursa olsun durum değişmez.
Elbette Allah’ın herşeye gücü yeter. Ama Allahû Tealâ hanif fıtratının gereği olarak, bidayetinde müridi nihayetinde mürşidi birbirine bağlıyor, birbirine ihtiyaç sahibi kılıyor. Ama her ikisi de Allah’a muhtaçtır ve Allah’tan talepte bulunuyor. Allahû Tealâ’nın yaratılış kanunlarında elbette kimseye ihtiyacı yoktur. O herşeye kaadirdir, herşeyi yaratandır. Ama sebep ve sonuç dizaynı içerisinde herşey Allah’a muhtaçtır ve ihtiyaçlar sebeple verilir. Şimdi kişi aç. “Nasıl olsa Allahû Tealâ beni doyurur” deyip çalışmazsa, havasını alır.
Zamanın evvelinde bu düşüncede olan insanlar vardı. Manastırda ibadet yapan bir rahip. Hava durumu bozuluyor, şiddetli bir yağış söz konusu, her tarafı sular kaplayacak. Köylüler manastırdaki rahibi kurtarmaya gidiyorlar. Rahip diyor ki: “Hayır, beni Allah kurtarır.” Sular yükseliyor, kayıkla geliyorlar. “Hayır, beni Allah kurtarır.” Çatıya çıkıyor, manastır tamamen sular altında kalıyor. Helikopterle geliyorlar, yine “Allah beni kurtarır” diyor. Ve boğularak gidiyor. Bir kavle göre rahip diyor ki: “Ya Rabbi, bu kadar ibadet, bu kadar taat yaptım.” Allah: “Ey gâfil! O köylülerin içinde seni kurtarmaya gelen Bendim. Kayıkla gelen de Bendim, helikopterle gelen de Bendim.” diyor. Öyleyse rahibin yaptığı hata ne? Yardımın doğrudan doğruya geleceğini zannetmek. Hâlbuki Allahû Tealâ o yardımı bir sebebe bağlı olarak devreye alıyor. Sebep ve sonuç kanunları her zaman geçerlidir.