Muhterem Hocam, Allah her şeyi sevgi üzerine yarattığını öğrendik. Şeytan da kin ve nefret, onlar arasında düşmanlık ve nefret oluşturuyor. Ancak insanlar nefs gözlükleri ile olaylara baktıkları için Allah’ı tercih etmiyorlar. Kendi içimizdeki bu kaostan kurtulmak nasıl oluyor? Bizleri bu konuda değerli bilgilerinizle aydınlatabilir misiniz?

Soru

Muhterem Hocam, Allah her şeyi sevgi üzerine yarattığını öğrendik. Şeytan da kin ve nefret, onlar arasında düşmanlık ve nefret oluşturuyor. Ancak insanlar nefs gözlükleri ile olaylara baktıkları için Allah’ı tercih etmiyorlar. Kendi içimizdeki bu kaostan kurtulmak nasıl oluyor? Bizleri bu konuda değerli bilgilerinizle aydınlatabilir misiniz?

Cevap

Gerçekten Allah herşeyi sevgi üzerine yaratmış. Şeytan da kin, nefret ve düşmanlıkla işi yürütüyor. İnsanlar arasında kin koymak, insanların birbirinden nefret etmesini sağlamak, insanların birbirine düşman olmasını sağlamaya çalışıyor iblis.

İnsanlar gerçekten bu dünya hayatında nefs emârede 19 negatif özelliğin sahibi ve olayların bakış açısı nefsânî. Dolayısıyla Allah’ı tercih etmiyorlar. Kendi içimizdeki bu kaostan kurtulmak nasıl olur?

Sevgili kardeşlerim, Allahû Teâlâ bizi iblisin elinde oyuncak olsun diye bırakmamıştır. Evvela bir fizik bedenle bizi yaratmış. Bu fizik beden, bu zahirî âleme ait olan bir vücudumuzdur. İçinde iki vücudumuz daha var. Bizi bir nefse dizayn etmiş, Şems Suresi’nin 7. âyet-i kerimesinde.

15/HİCR-26 Ve lekad halaknâl insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin). Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.

91/ŞEMS-7 Ve nefsin ve mâ sevvâhâ. Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).

32/SECDE-9 Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel efidete, kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne). Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

Ve zâtından bize ruh üfürmüş. Bir insanoğlu bir denge varlık. 19 afette mücehhez olan bir nefs, 19 hasletle mücehhez olan bir ruh ve bir de serbest irade. Aklın kumandasında çalışan bir irade.

ORTAK AKIL NEFS 19 AFETİ ile AKLA Ulaşır 1. Kin ve Nefret 2. Küfür 3. Yalan 4. Zulüm 5. Haset 6. Cehalet 7. Cimrilik 8. Öfke ve Gayz 9. İsyan 10. Sabırsızlık 11. Kibir ve Gurur 12. Hırs ve Şehvet 13. Nankörlük 14. Dedikodu 15. Zan 16. İptilalar (Kötü Alışkanlıklar) 17. Vefasızlık 18. Mürailik 19. Fitne Fesat NEFS TEZKİESİ VE TASFİYESİ İLE NEFSİN 19 AFETİ 19 HASLETE DÖNER, RUH 19 HASLETİ ile AKLA Ulaşır 1. Sevgi 2. Îmân 3. Doğruluk 4. Adalet 5. Edep 6. İlim 7. Cömertlik 8. Sekinnet 9. İtaat 10. Sabır 11. Tevazu 12. Kanaat 13. Şükür 14. Ketumiyet 15. Hakikat 16. Faziletler 17. Vefa 18. İhlâs 19. Tevhit

Şimdi şeytan, nefsin afetlerine tesir ederek o kişinin kendi istikametinde karar almasını sağlıyor, yani şeytanın kulu olarak. İradesini de bu istikamette sevk ediyor. Ruh da muhtevasındaki hasletlerle akla ulaşıyor. Aklı Allah istikametinde karar vermesini ve fizik vücudu derecat kazanmak istikametinde kullanmasını istiyor. Ama başlangıç noktasında şeytan, nefsi emârede 1-0 galip durumda. Çünkü şeytanın insanlara empoze ettiği şey beş duyu organına hitap ediyor. Kişiye iblis dünya hayatını güzel gösteriyor. Gözlerimiz bu dünyayı görüyor, kulaklarımız bu dünyadaki sesleri işitiyor. Biz idrak edebiliyoruz. Yani tamamen mücessem bir varlık olarak karşımıza çıkıyor.

Ama tam tersi, kişinin ahiret gözü, yani Allah’ın temsilcisi, Allah’ın katından gelen mürşid Tâhâ Suresinin 123. âyet-i kerimesinde:

20/TÂHÂ-123 Kâlehbitâ minhâ cemîan ba’dukum li ba’dın aduvvun, fe immâ ye’tiyennekum minnî huden fe menittebea hudâye fe lâ yadıllu ve lâ yeşkâ. (Allahû Tealâ şöyle) dedi: “İkiniz oradan (aşağı) inin! Hepiniz (şeytan ve siz), birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidâyet gelecek. O zaman kim hidâyetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.”

“Hadi siz ve şeytan, birbirinize düş olarak yeryüzüne inin. Benden size hidâyetim gelecek. Kim hidâyetime tâbi olursa o dalâlette kalmaz.”

Hidâyete tâbi olduğu zaman, daveti kabul ettiği zaman, o zaman Allahü Teâlâ o kişinin mürşidle kendi arasına görmeyi engelleyen hicab-ı mestureyi alıyor. Mürşidi mürşid olarak görüyor. Mürşidin sözlerinin manasına varıyor ve onu kalbine indiriyor, kendisine mal ediyor. Ne zaman? Ruhun talebine uyarak Allah’a ulaşmayı dilediği an. İşte davetin kendisine ulaşması, tebliğin kendisine ulaşması ve tebliğin kabul edilmesi.

O zaman bu kaostan kurtulmak için mutlaka herkese tebliğ ulaşıyor. Tebliğin ulaşmadığı hiç kimse yok. İşte o tebliğ ulaştığı zaman iki tür insan karşımıza çıkıyor: Daveti kabul edenler ve daveti kabul etmeyenler. Daveti kabul etmeyenler de iki gruptur. Etmedikleri gibi başkasının da dilemesine mani olanlar. Daveti kabul etmeyerek mürşide karşı kışkırtanlar.

Bu iki grubun ikisinin de gideceği yer cehennem. Sadece kurtuluşa ulaşanlar daveti kabul edenler. Allahü Teâlâ, “Resûle itaat Allah’a itaattir.” buyuruyor. Resûl Allah’a davet ediyor. Daveti kabul edenler Resûl’e itaat edenlerdir ve onlar kurtuluşa erenlerdir. Öyleyse kaostan kurtulmak için mutlaka Resûl’ün davetini kabul etmek mümkündür. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 7 Eylül 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20264 dk okuma3