Muhterem Hocam, Allah herkesi affetmeye hazır mıdır?

Soru

Muhterem Hocam, Allah herkesi affetmeye hazır mıdır?

Cevap

Evet, Allahû Tealâ’nın affetme sistemine, Allahû Tealâ’nın cezalandırma ve mükâfatlandırma sistemine dikkatle baktığımız zaman, Allah’ın Kur’ân-ı Kerîm’inde hükümler hiç de insanların zannettiği gibi değildir. Kur’ân-ı Kerîm’in öğretisine vâkıf olmayanlar hep ümitsiz bir hayat yaşarlar ve de “Allahû Tealâ benim günahımı nasıl olsa affetmez” diye düşünürler. Oysa ki Allahû Tealâ bu insan adı verilen mahlûkunu o kadar çok seviyor ki bütün günahlarını affetmeye hazır. Kişinin böyle bir hedefe ulaşması için Allahû Tealâ’ya ulaşmayı dilemesi yeter. Gerçekten de Kur’ân-ı Kerîm’e baktığımız zaman, özellikle bu konunun geçtiği âyetlerin başında Fâtır 5: “Ey insanlar! Allah’ın vaadi haktır. Dünya hayatı sizi sakın aldatmasın. Aldatıcılar da sizi Allah ile, affına güvenerek aldatmasın.”

35/FÂTIR-5 Yâ eyyuhen nâsu inne va’dallâhi hakkun fe lâ tegurrennekumul hayâtud dunyâ, ve lâ yegurrennekum billâhil garûr(garûru).

Ey insanlar! Muhakkak ki Allah’ın vaadi haktır. Öyleyse dünya hayatı sizi sakın aldatmasın. Aldatıcılar da sizi Allah ile (affına güvendirerek) aldatmasınlar.

Öyleyse çok önemli iki tane nokta var: Şeytan devreye giriyor ve dünya hayatı devreye giriyor. Bu iki faktör hayatımızdan neyle çıkar? Allah’a ulaşmayı dileğiyle…

Zumer 53’te: “Ey nefsine karşı haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz.”

39/ZUMER-53 Kul yâ ıbâdiyellezîne esrefû alâ enfusihim lâ taknetû min rahmetillâh(rahmetillâhi), innallâhe yagfiruz zunûbe cemîâ(cemîan), innehu huvel gafûrur rahîm(rahîmu).

De ki: "Ey nefsleri üzerine israf yüklemiş (haddi aşmış) kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Muhakkak ki Allah, günahların hepsini mağfiret eder (sevaba çevirir). O, muhakkak ki O; Gafûr’dur (mağfiret eden), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderen)."

Resûlullah (S.A.V) buna dair bir örnek veriyor: 99 kişinin katili bir kişi diyor ki: “Ben tövbe edersem tövbem kabul edilir mi?” Yani buradaki tövbe tabii ki Allah’a ulaşmayı dileğidir. Çünkü Tevbe 126'da: "Onlar senede bir veya iki kere imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra tövbe etmiyorlar ve zikre başlamıyorlar."

9/TEVBE-126 E ve lâ yerevne ennehum yuftenûne fî kulli âmin merraten ev merrateyni summe lâ yetûbûne ve lâ hum yezzekkerûn(yezzekkerûne).

Ve onlar, senede bir veya iki kere imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra tövbe etmiyorlar (Allah’a yönelmiyorlar) ve onlar zikir yapmıyorlar (Allah’ın ismini art arda tekrar etmiyorlar).

Yani tövbenin Allah’a yönelmek olduğunu; Allah’a ulaşma dileği olduğunu görüyoruz. Ve kişi diyor ki: “Ben eğer Allah’a ulaşmayı dilersem Allah benim günahlarımı mahveder mi?”

Birisine sorduğu zaman “Hayır” diyor. Çünkü 99 kişinin katili… Onu da orada öldürüyor ve bir başka kişiye gidiyor. Diyor ki: “Ben tövbe edersem tövbem kabul edilir mi?”

Bir Allah dostuna soruyor. “Evet” diyor. “Falan yerde Allah’ın sevgili kulları, mürşitleri var. Oraya gidersin, onun yanında tövbeni gerçekleştirirsin.”

Ama yarı yolda ömrü yetmiyor, ömrü vefa etmiyor. Burada hiçbir cennetlik ameli yok — 100 kişinin katili... Ama Allah’a ulaşmayı dilemiş. Ve kurtuluşta, Allahû Tealâ onu o şekilde tarif ediyor.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Buhâri, Enbiyâ 54; Müslim, Tevbe 46, 47, 48.

"Sizden önce yaşayanlar arasında doksan dokuz kişiyi öldüren bir adam vardı. Bir ara yeryüzünün en bilgin kişisini sordu. Kendisine bir râhib tarif edildi. Ona kadar gidip, doksan dokuz kişi öldürdüğünü, kendisi için bir tövbe imkânının olup olmadığını sordu. Râhib: 'Hayır yoktur!' dedi. Adam onu da öldürüp cinayetini yüze tamamladı."

"Adam, yeryüzünün en bilginini sormaya devam etti. Kendisine âlim bir kişi tarif edildi. Onun yanına gelip yüz kişi öldürdüğünü, kendisi için bir tövbe imkânı olup olmadığını sordu. Âlim: 'Evet, vardır, seninle tövben arasına kim perde olabilir?' dedi. Ve ilâve etti: 'Ancak, falan memlekete gitmelisin. Zira orada Allah'a ibadet eden kimseler var. Sen de onlarla Allah'a ibadet edeceksin ve bir daha kendi memleketine dönmeyeceksin. Zira orası kötü bir yer.'"

"Adam yola çıktı. Yarı yola varır varmaz ölüm meleği gelip ruhunu kabzetti, Rahmet ve azâb melekleri onun hakkında ihtilâfa düştüler. Rahmet melekleri: 'Bu adam tövbekâr olarak geldi. Kalben Allah'a yönelmişti.' dediler. Azab melekleri de: 'Bu adam hiçbir hayır işlemedi.' dediler."

Onlar böyle çekişirken, insan suretinde bir başka melek yanlarına geldi. Melekler onu aralarında hakem yaptılar. Hakem onlara: "Onun çıktığı yerle, gitmekte olduğu yer arasını ölçün, hangi tarafa daha yakınsa ona teslim edin." dedi. Ölçtüler, gördüler ki, gitmeyi arzu ettiği (iyiler diyarına) bir karış daha yakın. Onu hemen rahmet melekleri alıp götürdüler."

Enfâl 29: “Eğer takvâ sahibi olursanız, günahınız ne olursa olsun Allah bütün günahlarınızı örter.”

8/ENFÂL-29 Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).

Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.

İşte Zumer 53’te ve Enfâl 29’da: Öyleyse her devirde ümitsizler; Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerdir, Ümitli olanlar; Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 30 Ekim 20265 dk okuma0