Muhterem Hocam, Allah herşeyin yaratıcısı ve gerçek koruyucusuyken O'nun yarattıklarından medet ummak ve onlardan manevî yardım beklemek doğru mudur?
Soru
Muhterem Hocam, Allah herşeyin yaratıcısı ve gerçek koruyucusuyken O'nun yarattıklarından medet ummak ve onlardan manevî yardım beklemek doğru mudur?
Cevap
Evet sevgili kardeşlerim, Allah öyle yapıyor. Allah herşeyi bir sebep ve sonuç tahtında yaratıyor. Evet, herşeyin yaratıcısı O, ama yaratırken sebep ve sonuca göre yaratıyor.
Allahû Tealâ İlâhi İradenin sahibidir. Herşeyi yaratan O’dur. Ama yarattıklarını küllî irade denilen sonsuz bir kompüter sistemiyle kontrol altına almıştır. Herşeyden Allah haberdardır, ama kontrol eden Allah değildir. Kontrol eden küllî iradedir. Küllî irade ile Allahû Tealâ bütün herşeyi kanunlarına göre yönetiyor. Bir de İlâhi İradenin yarattığı, küllî irade ile kontrol altında tuttuğu bütün bu kâinatı, cüz'î irade sahibi varlık olan insan için yarattıyor. Ve eğer o cüz'î irade sahibi varlık Allah’ın kendisine tevdi ettiği görevi yerine getirmek isterse, gerekeni yerine getirirse, o zaman hedefine Allah onu ulaştıracaktır.
Onun yarattıklarından medet ummak değil. Yarattıkları sadece Allah’tan o yardımın alınmasına sebeptirler. Herşey sebep ve sonuç tahtında...
Ne diyelim? Biri size tokat atıyor. O, sizin derecat kazanmanıza sebeptir. Tokat, Allah’ın yasak ettiği bir fiildir. Kişi iradesini yanlış kullanıyor ve derecat kaybediyor. Onun kaybettiği derecatı siz kazanıyorsunuz. Sizin cephenizden bu olayın sonucu ne? Hayır. Siz hayra sahip oldunuz. O ise nefsine uyduğu için şerr kazandı, derecat kaybetti. Dolayısıyla birisi için sebep, diğeri için sonuçtur. Tokadı yiyen için sonuç hayra ulaştı. Tokadı atan için şerr sebeptir. Bizim o hayrı kazanmamız noktasında o kişi sebep oldu.
Mürşid de aynı şekilde. Ruhumuzu Allah’a teslim ediyoruz; sonuç. Ama ruhumuzun Allah’a teslimine sebep olan mürşiddir. Mürşide tâbî olmadığımız zaman ruhumuz bizden ayrılıp Sıratı Mustakîm’e ulaşmaz.
Dolayısıyla Allahû Tealâ’nın yaratılış kanunları var. Herşey bir sebep ve sonuç tahtında cereyan ediyor. Onun yarattıklarından medet ummak? Hayır, onun yarattıklarından medet ummak değil. Yine biz Allah’tan dileniyoruz, ama Allahû Tealâ onu sebep kılıyor.
Dolayısıyla bir kabre gittiğimiz zaman, Allah’ın bir dostunun kabrine gittiğimiz zaman ne diyoruz? Biz diyelim ki sigarayı bırakmak istiyoruz. Kötü olduğunu anladık ama alışmışız, bırakamıyoruz. Ve gidiyoruz o kabre, diyoruz ki: “Ey Allah’ın dostu, bu kötü alışkanlıktan kurtulmak için talepte bulunuyoruz, Allahû Tealâ’dan dileniyoruz ama sonuca ulaşamadık. Sen de bizim için talepte bulunur musun?” Yani biz talepte bulunuyoruz sigarayı bırakmak için. Mürşid de bizim için Allah’a dua ediyor. O, sigarayı bırakmamız için talepte bulunuyor. Bir elin nesi var, iki elin sesi var. İki el aynı konuda Allah’a ulaşınca Allahû Tealâ onu kabul ediyor.
Dolayısıyla dua mü’minin silahıdır. Duanız olmazsa Allah katında ne kıymetiniz var? O zaman hedefe ulaşabilmek için hep dua edeceğiz. Bazı kişiler, “Bizim duamızı Allahû Tealâ kabul etmiyor” diyor. Hayır. Ulaşmayı kalben dileyen herkesin duasını Allah kabul ediyor. Ama onun beklediği yönden değil; Allah’ın sonsuz kompüter programıyla kendisi için en uygun olan sonucu kendisi için takdir ediyor, onu gerçekleştiriyor. Dolayısıyla olayları bu şekilde değerlendirmek lazım.
Onlardan manevî yardım beklemek doğru mudur? Manevî yardımı yine biz Allah’tan bekliyoruz. Ama o beklediğimiz Allah’ın yardımını alabilmek için o diğeri bir sebeptir. Sebebe sarılacaksın ki o manevî yardımı Allah’tan alasın.
Bir kıssa anlatalım. Zamanın evvelinde manastırda Allah’a hizmet eden, rahip olan birisi var. Meteorolojiden duydukları haber üzerine çok büyük yağış yağacak ve herkes manastırda olan rahibi kurtarmak üzere seferber oluyor. Evvela bir topluluk gelip manastırdaki rahibe: “Çok yağmur yağacak, burayı sel basacak. Seni almaya geldik.” “Hayır,” diyor, “Allah beni kurtaracak.”
Bakın dikkat edin, sebebi reddediyor. Allah kurtaracak ama bir sebeple kurtaracak. İşte onun davetiyle. Fakat hayır, dikkate almıyor. “Gidin, Allah beni kurtaracak.” diyor. Sular yükseliyor. Bizim manastırdaki rahip ikinci kata çıkıyor. Bu sefer kayıkla geliyorlar ona. Kurtarmayı reddediyor, “Gidin, Allah beni kurtaracak.” diyor. Yine Allahû Tealâ bu sefer deniz yoluyla sebebe sarılmasını istiyor. Onu da reddediyor. Karadan geliyor, olmadı. Sonra deniz yoluyla geliyor, olmadı. Şimdi öyle sular yükseliyor ki tamamen çatıya kadar işgal ediyor. Bu sefer çatının tepesine çıkıyor ve Allah’tan yardım istiyor. Allahû Tealâ bu sefer helikopter gönderiyor. Helikopterdekiler de gelip: “Ey rahip, gel, seni kurtarmaya geldik.” “Hayır,” diyor, “Allah beni kurtaracak, gidin işinize.” Ve bizim rahip boğuluyor.
Boğulunca: “Yâ Rabbi, bu kadar bizim emeğimiz boşa mı gitti? Yardım talebinde bulunduk.” Diyor ki: “Hey gâfil! Karayoluyla gelip seni kurtarmaya gelen o köylüler arasında Bendim. Seni kayıkla gelip kurtarmaya gelen de Bendim. Seni helikopterle kurtarmaya gelen de Bendim. Her seferinde Beni reddettin.” Öyleyse, öyleyse o zaman Allah’ın yardım elini tersiyle ittiğin için o neticeyi hak ettin.
Dolayısıyla hiç öyle şu bu değil. Herşey bir sebep ve sonuç tahtında Allah tarafından yaratılıyor. Sonuca ulaşmak istiyorsak sebebe sarılmak durumundayız. Allah razı olsun.