Muhterem Hocam, Allah ile kullar arasında vazifeli mürşidleri mürşid olarak görenler kimlerdir?

Soru

Muhterem Hocam, Allah ile kullar arasında vazifeli mürşidleri mürşid olarak görenler kimlerdir?

Cevap

Onlar Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir. En’âm 36’da:

6/ENÂM-36 İnnemâ yestecîbullezîne yesmeûn(yesmeûne), vel mevtâ yeb’asuhumullâhu summe ileyhi yurceûn(yurceûne).

(Davete) ancak işitenler icabet eder. Ve Allah, ölüleri (ölü olan sem’î isimli işitme hassasını, ölü olan fuad isimli idrak hassasını, ölü olan basar isimli görme hassasını) diriltir. Sonra O’na döndürülürler. (Hayatta iken ruhu mürşid eliyle Allah’a döndürülür.)

"...onlar işitenler, davete icabet edenlerdir." Hacc 54’te: "... kendilerine ilim verilenlerdir."

Enfâl 24’te ise: "...ölümden sonra dirilenlerdir."

22/HACC-54 Ve li ya’lemellezîne ûtûl ilme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).

Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl’ün, Nebî Resûl’ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O’na îmân etmeleri, onların kalplerinin O’nu (Allah’ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah’a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm’e hidayet edendir.

8/ENFÂL-24 Yâ eyyuhâllezîne âmenûstecîbû lillâhi ve lir resûli izâ deâkum limâ yuhyîkûm, va’lemû ennallâhe yehûlu beynel mer’i ve kalbihî ve ennehû ileyhi tuhşerûn (tuhşerûne).

Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler), Allah ve Resûl’ü sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman (davete) icabet edin! Ve Allah’ın kişi ile kalbi arasına girdiğini ve muhakkak sizin O’na haşrolunacağınızı bilin! (Hepinizin ruhu Allah’ta toplanacak ve Allah, ruhlarınıza meab olacak.)

A’râf 198’e baktığımız zaman ne görüyoruz?

7/ARÂF-198 Ve in ted’ûhum ilel ilâl hudâ lâ yesme’û, ve terâhum yenzurûne ileyke ve hum lâ yubsırûn(yubsırûne).

Ve onları eğer hidayete (Allah’a ulaşmaya) çağırırsanız işitmezler. Ve onları sana bakar görürsün ve onlar görmezler.

A’râf 198’de: Ve in ted’ûhum ilel ilâl hudâ lâ yesme’û: sen onları hidayete davet etsen de işitmezler.

Terâhum yenzurûne ileyke: onların sana baktığını görürsün. Ve hum lâ yubsırûn: bunlar seni göremezler. Bunlar hidayete çağrılmalarına rağmen işitmeyenler. Allah’a ulaşmayı dileyip de daveti kabul etmeyenler. Resûlullah (S.A.V)’e baktıkları zaman görmeyenler. Onlar yine Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerdir.

Müşrikler Resûlullah’a bakıyorlar. Ne diyorlar? “Sen Ebu Talib’in yetimisin.” diyorlar. Onu hiçbir zaman Allah’ın Resûl'ü olarak görmüyorlar.

Evet. Görüyorsunuz ki dikkat edin ki başlangıçta bütün insanların Allah’a açılması gereken kapıları kapalıdır. Gözler kördür. Kulaklar sağırdır. Kalpler idraksızdır. İşte o kapalı kapıları Allahû Tealâ açacaktır. Ne üzerine? Tek bir dileğimiz üzerine. Dikkat edin ki herşey Allah’a ulaşma dileğimiz üzerine değişiyor.

Kişi Allah’a ulaşmayı diledikten sonra Allah’ın hakikatlerini irşad makamından işitmeye başlıyor. Allahû Tealâ mürşide karşı olan nefreti alır, yerine sevgi koyar. Böylece gözler onu irşad makamı olarak görmeye başlar. Başlangıçta mürşidin söylediği şeyleri zanneden kulaklar aradaki farkı anlar ve kişi mânâya varır ve idrak eder.

İşte 14 asır evvel Hz. Ebubekir Allah’a ulaşmayı diledi. Allah rahîm esmasıyla tecelli etti. O, Resûlullah’ı işitmeye başladı. Resûlullah’ı görmeye başladı. Onun sözünü idrak etmeye başladı ve onu sevmeye başladı. Nefretin yerine sevgi.

Kişi Allah’a ulaşmayı dilediği an Rahîm esmasıyla Allah’ın tecellisi gözlerin açılmasını, kulakların açılmasını, kalbin açılmasını ifade ediyor. Ama huşû sahibi olan kişi mürşide tâbî olduğunda Allahû Tealâ onunla mürşid arasındaki nefreti alıyor, sevgi koyuyor.

Ama kimlerinkini almıyor? Allahû Tealâ İsrâ 45-46’da:

17/İSRÂ-45 Ve izâ kara’tel kur’âne cealnâ beyneke ve beynellezîne lâ yu’minûne bil âhirati hicâben mestûrâ(mestûran).

Sen Kur’ân’ı kıraat ettiğin (okuduğun) zaman, seninle ahirete (ölmeden evvel Allah’a ulaşmaya ve kıyâmet gününe) inanmayanlar arasına hicab-ı mesture kıldık (gözlerinin üzerine, seni peygamber olarak görmelerini engelleyen bir perde koyduk).

17/İSRÂ-46 Ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakran), ve izâ zekerte rabbeke fîl kur’âni vahdehu vellev alâ edbârihim nufûrâ(nufûran).

O’nu (Kur’ân’ı), fıkıh (idrak) etmelerine karşı, (fıkıh edemesinler diye) kalplerinin üzerine ekinnet ve onların kulaklarına vakra (işitme engeli) kıldık. Ve sen, Kur’ân’da Rabbinin tekliğini zikrettiğin zaman nefretle arkalarına döndüler.

Ve izâ kara’tel kur’âne: Kur’ân-ı Kerim’i kıraat ettiğin zaman.

Cealnâ beyneke ve beynellezîne lâ yu’minûne bil âhirati hicâben mestûrâ: Kur’ân’ı kıraat ettiğin zaman, seninle yevmil âhire lâ yu’minûne bil âhirati, ahirete inanmayanların baş gözlerine hicab-ı mesture, kalplerine ekinnet, kulaklarına vakra koyarım.” buyuruyor.

Ve izâ zekerte rabbeke fîl kur’âni vahdehu: Kur’ân-ı Kerim’de Rabbini vahid olarak zikrettiğin zaman, vellev alâ edbârihim nufûrâ, yevmil âhire îmân etmeyenler ahiret hayatına îmân etmeyenlerin nefretle mürşidden uzaklaştırılır. Ahirete îmân edenlerden nefreti alıyor, sevgiyi koyuyor. Ahirete îmân etmeyenlerin kalplerindeki nefreti almıyor. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ekim 2026Son güncelleme: 17 Ekim 20264 dk okuma0