Muhterem Hocam, Allah kendisiyle insanlar arasına kimsenin girmesine izin vermez mi?
Soru
Muhterem Hocam, Allah kendisiyle insanlar arasına kimsenin girmesine izin vermez mi?
Cevap
Kur’ân-ı Kerim ve kutsal kitaplar hiç öyle buyurmuyor. İlk insan olan Âdem babamızı Allahû Tealâ, kendisiyle Âdem (A.S)’ın zürriyeti arasında mürşid olarak seçiyor.
İlk insan olan Âdem babamız Allah’ın yeryüzündeki ilk peygamberidir, nebîdir. Aynı zamanda kendisine verilen sahifeleri insanlara tebliğ etmesi açısından da doğal olarak Allah’ın resûlüdür.
Yani Âdem (A.S.) ilk insan, bir nebî resûldür. Ve Allahû Tealâ evrensel kanun gereğince Enbiyâ 73’te zikrettiği gibi Allahû Tealâ bütün nebîleri kendisiyle diğer insanlar arasında mürşid olarak tayin ediyor, farz kılıyor, emrediyor. İşte Enbiyâ Suresi’nin 73. âyet-i kerimesi:
21/ENBİYÂ-73 Ve cealnâhum eimmeten yehdûne bi emrinâ ve evhaynâ ileyhim fi’lel hayrâti ve ikâmes salâti ve îtâez zekâti, ve kânû lenâ âbidîn(âbidîne).
Ve onları, emrimizle hidayete erdiren (ölmeden önce ruhları Allah’a ulaştıran) imamlar kıldık. Ve onlara, hayırlar işlemeyi, namaz kılmayı ve zekât vermeyi vahyettik. Ve onlar, Bize kul oldular.
“Ve onları emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık. Onlara hayırlar işlemeyi, namaz kılmayı, zekât vermeyi vahyettik. Onlar Bize kul oldular.”
Yaratılış gayemiz Allah’a kul olmaksa ve kul olmanın da mutlaka tâbiiyetle olacağını Allahû Tealâ zikrediyor ise o zaman mürşide tâbî olmadan hiç kimsenin kendisini şeytana kul olmaktan kurtaramayacağını buyuruyor. İşte A’râf 30’da:
7/ARÂF-30 Ferîkan hadâ ve ferîkan hakka aleyhimud dalâletu, innehumuttehazûş şeyâtîne evliyâe min dûnillâhi ve yahsebûne ennehum muhtedûn(muhtedûne).
Bir kısmı hidayete erdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. Muhakkak ki onlar, Allah’tan başka şeytanları dostlar edindiler. Ve onlar kendilerinin hidayete erdiklerini zannediyorlar.
“Bir fırka hidayete erdi, diğerinin üzerine dalâlet hak oldu.” Hidayete erenler hidayetçiye tâbî olanlardır. Ama dalâlet üzerine hak olanlar, onlar da hidayetçiyi devreden çıkartanlardır. İşte ""Allah’tan gayrı şeytanları dost edindiler ve onlar kendilerini hidayette zannediyorlar.""
Furkân Suresi’nin 27, 28, 29, 30. âyet-i kerimelerine baktığımız zaman Hidayet Çağı’nda Allah’ın Resûlü tebliğ yapıyor ve bütün Kur’ân’daki asılları, Allah’tan aldığı öğretiyi açıklıyor.
25/FURKÂN-27 Ve yevme yeadduz zâlimu alâ yedeyhi yekûlu yâ leytenîttehaztu mear resûli sebîlâ(sebîlen).
Ve o gün, zalim ellerini ısırır: “Keşke resûlle beraber (Allah’a giden) bir yol ittihaz etseydim.” der.
25/FURKÂN-28 Yâ veyletâ leytenî lem ettehız fulânen halîlâ(halîlen).
Yazıklar olsun, keşke ben filanı (o kişiyi) dost edinmeseydim.
25/FURKÂN-29 Lekad edallenî aniz zikri ba’de iz câenî, ve kâneş şeytânu lil insâni hazûlâ(hazûlen).
Andolsun ki; bana zikir (Kur’ân’daki ilim) geldikten sonra beni zikirden saptırdı ve şeytan, insana yardımı engelleyendir.
25/FURKÂN-30 Ve kâler resûlu yâ rabbi inne kavmîttehazû hâzâl kur’âne mehcûrâ(mehcûran).
Ve resûl: “Ey Rabbim! Muhakkak ki benim kavmim, bu Kur’ân’dan ayrıldı (Kur’ân’ı terketti).” dedi.
Ama o gün Resûlü devre dışı tutanlar ölünce cehennemde: “Keşke Resûl’le birlikte bir yol ittihaz etseydik.”
Şimdi Resûl’le birlikte yol tutmayanlar, kendisiyle Allah arasına hiç kimseyi koymayanlar aslında kimi koymuşlardır? Şeytanı. Nerede anlatıyor Allahû Tealâ? Furkân 28’de: “Keşke filanı dost edinmeseydim.” Filan dediği kim? Filan dediğinin kim olduğunu Allah Resûlü bir hadîsinde zikrediyor.
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: İbn Mâce, Mukaddime 1
İbni Mes'ud (R.A.) şunu naklediyor:
""Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir gün yere düz bir çizgi çizdi ve 'Bu Allah'ın yoludur' dedi. Daha sonra bu çizginin sağına ve soluna başka çizgiler çizerek 'Bunlar ise diğer yollardır. Her biri üzerinde yanlışa davet eden birtakım şeytanlar vardır.' buyurdu.""
İbn Mesud’dan rivayet edilen bir hadîste bir ara Allahû Tealâ’nın Resûlü yere düz bir çizgi çiziyor: “Bu Allah’ın yoludur.” Sağına soluna başka çizgiler çiziyor: “Bunlar da diğer yollardır.” Her birinin üzerinde yanlışa davet eden birtakım şeytanlar var.
Öyleyse bir tek Allah’a ulaştıran yol, sıratı müstakim var. Ve bu yoldan sapan diğer yollar da, her birisinin üzerinde yanlışa davet eden şeytanlar var.
Bu yanlışa davet eden şeytanlar nasıl insanları kendine bağlamışlar? Demişler ki: “Kul ile Allah arasına kimse giremez. İslâm’da ruhban sınıfı yoktur.” Ve bunları mürşidden alıkoymuşlar, sıratı müstakime ulaşmaktan menetmişler. Ve otomatikman bu yanlışa davet eden şeytanlarla birlikte olmuşlar ve onlar da onları zikirden alıkoymuşlar.
İnsanlık tarihi boyunca hangi döneme bakarsak bakalım mutlaka devrin imamı vardır. Devrin imamı ya bir nebî resûldür veya bir velî resûldür. Nebî resûlün fetret döneminde bir velî resûldür. Nebî resûl olduğu dönemlerde asaleten devrin imamı odur.
Ve bütün devrin imamları, asaleten veya vekâleten, onlar insanlarla Allah arasında Allah’ın en üst seviyede tayin ettiği mürşidlerdir. Hidayete erdiren her devirde devrin imamıdır. Onun dışındaki bütün mürşidler hidayete vesile olanlardır.
Sahâbe de Allah’la kul arasına girmişti. Mürşidi olmayan dalâlette. Gerçekten de sahâbeden bir kişi Allah Resûlü’ne sual soruyor: “Ya Resûlallah! Biz dinimizi senden öğrendik. Bizden sonra insanlar dini kimden öğrenecektir?” deyince: “Benim sahâbem gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine tâbî olursanız hidayete erersiniz.”
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: İbn Abdilber Camiulilim; 11.110, İbn Hazm ahkam 4 c. 82.
“Benim sahâbem gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine tâbi olursanız hidayete erersiniz.”
İşte Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den sonra Peygamber Efendimiz’in yetiştirdiği 7 safha 4 teslimi yaşayan, gökteki yıldızlar olan hidayetçiler sahâbe ve tâbiîn onlara tâbî olup hidayete erdiler.
“İnsanla Allah arasına kimse giremez.” sözü Kur’ân-ı Kerim’e yüzde yüz ters düşen bir sözdür. Çünkü Allah diyor ki: “İnsanlarla Benim arama, insanları hidayete ulaştırmak üzere Ben mürşidler koyarım.”
Yani onlar keyiflerinden insanla Allah arasına girmemişlerdir. Allah onları insanlarla kendi arasına irşada vesile edici vazifeli kılmıştır. Öyleyse “Allah’la kul arasına kimse giremez.” diyen insanlar Allahû Tealâ’nın irşad müessesesine inanmıyorlar demektir. Allahû Tealâ’nın irşadı farz kıldığından haberleri bile yoktur.