Muhterem Hocam, Allah ‘Mürşidi sorun.’ diye nerede, hangi âyette diyor? ‘Kullarım sana beni sorarlarsa bilsinler ki onlara çok yakınım.’ diyor Allah. İslâm coğrafyasında mürşid mi kaldı?
Soru
Muhterem Hocam, Allah ‘Mürşidi sorun.’ diye nerede, hangi âyette diyor? ‘Kullarım sana beni sorarlarsa bilsinler ki onlara çok yakınım.’ diyor Allah. İslâm coğrafyasında mürşid mi kaldı?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, bu sualin cevabı kalû belâ gününde verilmiş. Halk arasında: ‘Ne zamandan beri Müslümansınız?” diye sorulduğunda hepimizin cevabı ne? Kalû belâ günü.
A’râf 172’de:
A'RÂF-172: Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn(gâfilîne). Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.”
Ama Rabbimiz kâinatta kıyâmete kadar olabilecek ne varsa hepsini o günde planlamış ve zaman yok, mekân yok ve Âdem (A.S)’ın zahrından dünya hayatına gelebilecek bay ve bayan bütün zürriyetini bir anda yaratıyor. Hepimize hitap ediyor: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” Hepimiz, kalû “Belâ” diyoruz.
Öyleyse ‘kalû belâ’ diyen nefslere ne diyor? “Şimdi bana yeminler verin. Sözlerimi işittiniz mi?” Hepimiz “Semînâ” diyoruz. Nefsimizden yemin alıyor. Ruhumuzdan misak alıyor. Fizik vücudumuzdan ahd alıyor.
Ve bakın devamında bu sualin cevabını onun için bağladım oraya. Nefslere “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diyor. Ve ruhlar da, fizik vücut da ne diyorlar? “Şehidnâ.” Biz de ne olduk? “Şahidiz.” Kıyâmet günü hiç kimse “Benim bundan haberim yoktu.” diyemez.
Sevgili kardeşlerim, kıyâmet gününde hiç kimsenin “Benim bundan haberim yoktu.” dememesi için mutlaka dünya hayatını yaşarken bir tebliğcinin gelip size tebliğ yapması gerekir mi, gerekmez mi? İşte o tebliğci geldiği zaman ki herkes tebliğe muhatap oluyor. Tebliğe muhatap olan kişi: “Duyduk, duymadık, deme. Ey sevgili kardeşim, kalben Allah’a ulaşmayı dile.” Bu tebliğ ulaştığı zaman onun amel defterine geçiyor mu? “Geçiyor.”
Öyleyse kıyâmet günü “Rabbim bana bir tebliğci göndermedin, resûl göndermedin.” diye mazeret sahibi Allah’ın kulu olabilir mi? 7 âyet-i kerimede hiç kimse “Bana resûl gelmedi.” diye bir mazeretin sahibi olamaz. İşte 7 tane âyet-i kerime bakın.
KULLARIN ALLAH ÜZERİNDE HAKKI ALLAH’IN ONLARA RESUL GÖNDERMESİDİR 1. NİSÂ – 165 (Onlar) müjdeleyici ve uyarıcı resullerdir ki, insanların, resûllerden sonra Allah'a karşı (bizi uyaran ve müjdeleyen bir resûl gelmedi diye) hüccetleri (delilleri) olmasın. Ve Allah, Azîz'dir, Hakîm'dir. 2. İBRÂHÎM – 4 Hiçbir resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisanıyla göndermiş olmayalım. Onlara (kendi lisanlarıyla) beyan etsin diye. Öyleyse Allah, dilediğini (Allah'a ulaşmayı dilemeyenleri) dalâlette bırakır. Dilediğini (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) hidayete erdirir. Ve O, Azîz'dir, Hikmet 3. NAHL – 36 …Biz, bütün ümmetlerin içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah'a ulaşmayı dileyerek) Allah'a kul olsunlar ve taguttan içtinap etsinler diye. Onlardan bir kısmını (Resûlün daveti üzerine Allah'a ulaşmayı dileyenleri), Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu... 4. İSRÂ – 15 Kim hidayete erdiyse, sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. ... Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edici olmadık. 5. TÂHÂ – 134 Ondan önce gerçekten Biz onları, azapla helâk etmiş olsaydık, muhakkak şöyle derlerdi: "Rabbimiz, bize resûl göndermeydin olmaz mıydı? Böylece bize de zelil (rezil) ve rüsva olmadan önce senin âyetlerine tâbi olsaydık." 6. KASAS – 47 ... "Rabbimiz keşke bize bir resûl gönderseydin böylece biz, Senin âyetlerine tâbi olur ve mü'minlerden olurduk." diyecek olmasalardı (seni Nebi-Resûl olarak göndermezdik). KASAS – 59 Ve senin Rabbin, ülkelere, onların ana şehirlerine, onlara âyetlerimizi okuyan bir resûl göndermedikçe helâk edici olmadı. 7. ZUMER – 71 ... "Size sizden olan resûller gelmedi mi ki, size Rabbinizin âyetlerini okusun, bugüne geleceğinizi uyarsın?" dediler ki: "Evet." Fakat azap sözü kâfirlerin üzerine hak oldu. MULK - 8-9 ... onun bekçileri ... "Size nezir gelmedi mi?" diye sordu. ... “Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.”
Nisâ 165’le başlıyor. İbrâhîm 4, İsrâ 15, ...
Öyleyse herkesin Rabbine karşı mazereti olmaması için Allahû Tealâ onlara resûl gönderiyor mu? %100 gönderiyor. O zaman resûl gönderiyorsa, “Allah mürşidi sorun nerede yazıyor?" Bütün bunlar resûllerin hepsi birer mürşid değil mi?
Yetmez. Sevgili kardeşlerim, mürşidin âyetlerde geçen 19 tane ayrı ismi var. KUR'ÂN-I KERİM'DE GEÇEN MÜRŞİDLERİN 19 AYRI İSMİ 1. NEBÎ BAKARA-213, ÂLİ İMRÂN-81, AHZÂB-7, BAKARA-121, BAKARA-136 2. İMAM ENBİYÂ-73, İSRÂ-71, SECDE-24 3. HALİFE BAKARA-30, EN’ÂM-165, NÛR-55 4. VELÎ RESÛL ÂLİ İMRÂN-81, BAKARA-101, BAKARA-252 5. MÜJDELEYİCİ VE NEZİR HÛD-2, HÛD-25, FURKÂN-51, BAKARA-119, BAKARA-213, NİSÂ-165, KEHF-56, FURKÂN-56, İSRÂ-105, 6. HİDAYETÇİ A’RÂF-186, HACC-8, MU’MİN-33 7. VELİYYİN VE LÂ NASÎR ŞÛRÂ-8, BAKARA-107, BAKARA-120, TEVBE-74 8. VELİYYİN VE LÂ ŞEFÎİ SECDE-4 9. VELİYYUN HAMÎM FUSSİLET-34 10. VELİYYEN MURŞİDÂ KEHF-17 11. VELİYYİN VE LÂ VÂK RA’D-37 12. VELİYYUL MU’MİNİN ÂLİ İMRÂN-68, ÂLİ İMRÂN-122 13. VELÎYYUL HAMÎD ŞÛRÂ-28 14. EHLİ ZİKİR NAHL-43, ENBİYÂ-7 15. MUNADİ MEHDİ ÂLİ İMRÂN-193, KAF-41, A’RÂF-44, RA’D-33, YÂSÎN-21, ZUMER-36 16. SADIK BAKARA-177, ÂLİ İMRÂN-17, TEVBE-119 17. SALİH ÂLİ İMRÂN-114, İSRÂ-25, CİNN-11 18. SULTAN RAHMÂN 33 19. HİKMET SAHİBİ ÂLİM BAKARA-269, ZUMER-9, ÂLİ İMRÂN-18
Ve bu âyetlerin hepsi neyi tarif ediyor? Bunlar mürşidi tarif ediyor: Nebî, imam, halife, velî, resûl, müjdeleyici ve uyarıcı, nezîr, hidayetçi, ehl-i zikir, münâdî, sâdık, sâlih, sultan, hikmet sahibi âlim, ehl-i beyt ve diğerleri.
Bunların hepsinin Kur’ân’daki âyetlerde tarif ettiği nedir? Mürşid. Ve sevgili kardeşim diyor ki “Mürşidi sorun diye Kur’ân-ı Kerîm’de nerede var?” Bu anlayış ömür boyu dindeki mutluluğu yaşayabilir mi? Hayır. Çünkü sevgili kardeşlerim fizik ötesine bir dış yardımla geçiliyor.
Rahmân sûresinin 33. âyet-i kerimesinde bir sultan olmadan Sırat-ı Mustakîm’e ulaşabilir miyiz? RAHMÂN-33: Yâ ma'şerel cinni vel insi inisteta'tum en tenfuzû min aktâris semâvâti vel ardı fenfuz(fenfuzû), lâ tenfuzûne illâ bi sultân(sultânin). Ey insan ve cin topluluğu! Semaların ve arzın kuturlarından (çaplarından) nüfuz etmeye (çıkıp gitmeye) eğer gücünüz yetiyorsa, haydi nüfuz edin (geçip, çıkın)! Bir sultan (bir mürşid) olmaksızın nüfuz edemezsiniz (geçip çıkamazsınız).
Hepimiz şu anda ruhumuz bizden ayrılıp Sıratı Mustakîm’e ulaştıysa, Sıratı Mustakîm üzerinden Allah’ın Zât’ına ulaştıysa kimin eliyle gerçekleşti? O Sultan’ın eliyle gerçekleşti. Her devirde devrin imamı sultandır. O olmadan, O’nun eli olmadan bizim kendi kendimize fizik ötesi olan Sıratı Mustakîm’e çıkması, orada yol yürümesi imkânsız. Mutlaka bir Rabbânî yardım gerekli. Allah razı olsun.