Muhterem Hocam, Allah nasip ediyor. Ben başka insanlara yardımcı oluyorum, hak yememeye çalışıyorum, sıkıntılarımı Allah’a anlatıyorum, dertleşiyorum. Ben Allah’ın dostu olmuyor mu
Soru
Muhterem Hocam, Allah nasip ediyor. Ben başka insanlara yardımcı oluyorum, hak yememeye çalışıyorum, sıkıntılarımı Allah’a anlatıyorum, dertleşiyorum. Ben Allah’ın dostu olmuyor muyum? Allah’a ulaşmış olmuyor muyum?
Cevap
"Eğer gerçekten siz Allah’ın dostu olduğunuzu söylüyorsanız, bu dilinizle ifade ettiğinizin kalbe inmesi lâzım. Hani diyor ya Mevlânâ: “Dili kalbe indirdim, döndüm Mevlânâ gibi.”
Şimdi eğer siz de dili kalbe indirmişseniz, burayı çok iyi dikkatle dinleyin: Mutlaka ama mutlaka ama mutlaka Allah kalbinize mürşid sevgisini koyuyor. Hani bir sahâbî geliyor ya Resûlullah’a, diyor:
“Ben cennete gitmek istiyorum.”
“Namaz kıl.” diyor.
“Kılamıyorum.”
“Oruç tut.” diyor.
“Tutamıyorum. Hiçbir amel yapamıyorum.”
En sonunda Allah Resûlü diyor ki:
“Sen ne yapıyorsun?”
“Ben seni çok seviyorum.” diyor.
O zaman Allah Resûlü diyor ki:
“Herkes sevdiğiyle haşrolunur.”
Sevgi tek başına kurtuluştur. Çünkü o sevgiyi kalbinize yerleştiren Allah’tır. Hangi esmayla yerleştiriyor? Rahîm esmasıyla. Bütün kitapların özü Kur’ân, Kur’ân’ın özü Fâtiha, Fâtiha’nın özü Bismillahirrahmanirrahîm.
Ve bütün galaksiler, fiziki âlemde yaratılan herşey Rahmân esmasının tecellisi. Ama fizik ötesi 6 âlem, hepsi de Rahîm esmasının tecellisi.
İşte sevgili kardeşlerim, “Ben sıkıntılarımı Allah’a anlatıyorum, dertleşiyorum. Ben Allah’ın dostu olmuyor muyum?” diyorsanız, bu söyledikleriniz kalbinizde varsa mutlaka siz Allah’a ulaşmayı dileyensiniz. Ama yetmez. O dilediğiniz için Rahîm esmasıyla Allah kalbinize mürşid sevgisini koyduğu kişidir.
Dikkat edin. Yûnus, Mevlânâ bunlar hepiniz tarafından bilinen en üst seviyedeki Allah dostları. Mevlânâ müderristi. Ama Şems’e ulaştıktan sonra dili kalbe indirdi ve o zaman Şems ile birlikte Allah’ın dostu oldu. Yûnus, bir kıtlık zamanında Hacı Bektaş kasabasına buğday almak üzere gidiyor. Hacı Bektaş Velî ona iki teklifte bulunuyor:
“Buğday mı istiyorsun, himmet mi?” Yani ne demiş oluyor?
Demiş oluyor ki Hacı Bektaş Velî: “Dünya mı istiyorsun, yoksa mânevî hayatı, Allah’ı mı istiyorsun?”
Yûnus tabii bilmediği için, o gayeyle gitmiş: “Bana çuvalımı doldur, ben yoluma koyulayım, gideyim.” diyor.
Fakat yarı yolda Allahû Teâlâ kalbine herhâlde bir güzelliği bahşediyor ki: “Yahu,” diyor, “bu Allah dostu para da benden almadı. Çuvalımı da doldurdu. Hepsini de teklif ettim ama başka bir teklifte bulunmuştu, himmet. Himmet ne menem bir şey?”
Gerisin geri döndüğü zaman: “Himmet nedir efendim?” diyor. “Benim çocuklarımın karnını doyurur mu, koyunlarımı güder mi? Himmet ne menem bir şey?” diyor.
İşte o sırada Hacı Bektaş Velî cevap veriyor: “Himmet seni güder. Sen de çocuklarının karnını doyurursun, koyunlarını güdersin.”
deyince: “O zaman gerçekten ben himmetin bu çuval buğdaydan daha kıymetli bir şey olduğunu anladım. Ben vazgeçtim, himmet diliyorum.”
Ama Hacı Bektaş Velî: “Anahtarın bende değil, Tapduk’a gideceksin.”
İşte sevgili kardeşlerim, Allah dostu olmanın olmazsa olmaz şartı, Kur’ân-ı Kerim’in de ifadesiyle, tâbiiyet; Allah’ın dostuna tâbî olmak. Onun için Yûnus ne diyor?
“Gel ey kardeş, Hakk’ı bulayım dersen,
Bir kâmil mürşide varmasan olmaz.
Resûl’ün cemalini göreyim dersen,
Bir kâmil mürşide varmasan olmaz.
Niceler gitti mürşid arayı,
Arayanlar buldu devayı.
Bin kez okur isen aktan karayı,
Bir kâmil mürşide varmasan olmaz.
Kadılar, müftüler cümle geldiler,
Kitaplarını bir yere koydular.
Sen bu ilmi kimden aldın, dediler,
Bir kâmil mürşide varmasan olmaz.
Gel ey kardeş, şimdi gidelim,
Böyle nice âşıkların bağrını dele.
Cebrâil delildir Ahmed’e bile.”
Uğruna Allah’ın kâinatı yarattığı Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in mürşidi var mıydı? Vardı.
Kimdi? Cebrâil (A.S). Öyleyse Allah Resûlü'nün mürşidi Cebrail (A.S)'a mürşidsiz Allah'a giden yolu aşmak mümkün değil. Mevlânâ’nın deyimiyle Gulyabani yolu kesiyor. İblis diyor ki: “Sırat-ı müstakimine oturacağım. Sağlarından, sollarından, önlerinden, arkalarından gireceğim. Onların hepsini sırat-ı müstakimden saptıracağım.”
İşte bizi şeytana karşı galip getiren tek bir Sahibimiz var. O Allah’tır. O Allah’tır. O Allah’tır. Allah’a itaat ettiğimiz zaman şeytana galip geliyoruz. Onun için Şairin Nakşibent Hz.: “Allah rızasını itaatte, kabulü duada, velîleri de halkın içinde saklar.”
İşte Allah’ın dostuna ulaşmak, hacet namazıyla Allah’tan sormayı ifade ediyor. Ama kimlere gösterir Allahû Teâlâ? Kalben Allah’a ulaşmayı dileyenlere.
Şimdi sevgili kardeşlerim, kâinatın en büyük sırrı sevgiyle başladık. Ama bu noktaya geldik. Tekrar edelim. Dedik ki herşeyi sevgiyle yaratmış. Sevgiyi öğrenmemizi ve sevgiyi yaşamamızı istiyor Allahû Teâlâ. Ve gerçekten de atomu bütün boyutlarıyla Allah Kur’ân-ı Kerim'de açıklıyor. Sünnetullah Allah'ın kanunları. Allahû Teâlâ Tekvîr Suresi'nin 15 ve 16. âyet-i kerimelerinde:
81/TEKVÎR-15 Fe lâ uksimu bil hunnes(hunnesi).
Bundan sonra hayır, hünnese (merkezî çekim kuvvetine) yemin ederim.
81/TEKVÎR-16 El cevâril kunnes(kunnesi).
Cevalan edene (merkezî çekim kuvvetinin etrafında, yörüngede dönene).
"Kasem ederim o merkezî çekirdeğe ve etrafında cevelân eden künnese, elektrona..." Bütün bu muhtevayı, atomu Allahû Teâlâ Kur’ân-ı Kerim'de açıklıyor. Çünkü 7 tane âyet-i kerimede Allahû Teâlâ:
KUR'ÂN'DA HER KONU AÇIKLANMIŞ
1. ZUMER - 27: Ve andolsun ki, bu Kur’ân’da insanlar için bütün meselelerden örnekler verdik. Umulur ki, böylece onlar tezekkür ederler.
2. EN’ÂM - 38: ...Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra Rab’lerine haşrolunacaklar (olunurlar).
3. NAHL - 89: Ve sana, herşeyi beyan eden (açıklayan), hidayete erdiren ve rahmet olan Kitab’ı, müslümanlara (Allah’a teslim olanlara) müjde olarak indirdik.
4. EN’ÂM - 67: Her haber için kararlaştırılmış bir zaman vardır. Ve yakında bileceksiniz.
5. BAKARA - 269: (Allah) hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse böylece ona çok hayır verilmiştir. Ve ulûl elbâbtan başkası tezekkür edemez.
ŞÛRÂ - 51: Allah’ın hiçbir insanla konuşması olmamıştır, illa vahiy ile veya perde arkasından veya dilediğine izniyle vahyetsin diye resûl (melek) göndererek. Allah, bilir ve hikmet sahibidir.
6. ENBİYÂ - 7: Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.
BAKARA - 186: Ve kullarım sana, Benden sordukları zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana îmân etmiş olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).
7. FURKÂN - 33: Ve sana hak ile ve en güzel (ahsen) tefsir ile ulaştırdığımızdan (meselelerden) başka bir meseleyi sana getirmediler.
"Bu kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık." buyuruyor.
Bakın, devam ediyorum: "Bu kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık."
"Her misali Kur’ân-ı Kerim'e koyduk."
"Kur’ân-ı Kerim'i herşeyi sana açıklamak için indirdik."
"Her haberin gerçekleşme zamanı vardır."
"En ahsen tefsiri Allah bu Kur’ân'la sana verdi."
Şimdi iki âyet-i kerimenin hülasası... Enbiyâ Suresi'nin 7. ve Bakara Suresi'nin 269. âyet-i kerimeleri...
Allahû Teâlâ 3 vücudu serbest iradeyle insanı yarattığı zaman emanet olan ruhu da kendisine teslim ediyor. Ve Ahzâb Suresi'nin 72. âyet-i kerimesinde diyor ki:
33/AHZÂB-72 İnnâ aradnâl emânete alâs semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).
Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir.
"Emaneti göklere, yerlere, dağlara, hepsine teklifte bulunduk. Hiçbirisi yüklenmedi, insan yüklendi." Çünkü insan zalim ve cahildir. Nefsin iki afetinden bahsediyor: Zalim ve cahil.
ORTAK AKIL
NEFS 19 AFETİ ile AKLA Ulaşır.
1. Kin ve Nefret
2. Küfür
3. Yalan
4. Zulüm
5. Haset
6. Cehalet
7. Cimrilik
8. Öfke ve Gayz
9. İsyan
10. Sabırsızlık
11. Kibir ve Gurur
12. Hırs ve Şehvet
13. Nankörlük
14. Dedikodu
15. Zan
16. İptilalar (Kötü Alışkanlıklar)
17. Vefasızlık
18. Mürailik
19. Fitne Fesat
RUH 19 HASLETİ ile AKLA Ulaşır.
1. Sevgi
2. Îmân
3. Doğruluk
4. Adalet
5. Edep
6. İlim
7. Cömertlik
8. Sekînet
9. İtaat
10. Sabır
11. Tevazu
12. Kanaat
13. Şükür
14. Ketumiyet
15. Hakikat
16. Faziletler
17. Vefa
18. İhlâs
19. Tevhid
Öyleyse emanet olan ruhu Allah'a ulaştırmak hepimizin yegâne vazifesidir. Ve bu bir dilektir. Bu dileğin sahibi olduğunuz an Allahû Teâlâ istisnasız ruhunuzu Kendisine ulaştırıyor. Ve O'na dost oluyorsunuz. Ve O'na dost olduğunuz an, sevgili kardeşlerim, sevgiyi yaşamaya başlıyorsunuz. Herkesi sevmeye başlıyorsunuz. ""Yaratılanı severiz Yaradan'dan ötürü."" Siz onları sevdikçe Allah sevgisine mazhar oluyorsunuz. Siz onları sevdikçe onlar sizin için bir mutluluk kapısı oluyor. Sevgi, mutluluğu artıran bir jeneratör. Ama nefret de mutsuzluğu artıran bir vasıta.
Öyleyse iki şey elimizde var. Ya nefsimizin talebi olan kin ve nefrete tâbî olacağız ya da ruhumuzun en üst seviyedeki hasleti olan sevgiye tâbî olacağız. Sevgiye tâbî olduğumuz an, Allah'a ulaşmayı dilediğimiz an mutluluklar bizim oluyor. Ama kin ve nefret içerisinde bir hayatı yaşadığımız an devamlı huzursuz ve mutsuz oluyor, bu dünyada da cehennemi yaşıyoruz.
İnsanlara mikrofon tutsanız: “Beklentiniz hayattan nedir?” deseniz herkes huzur ve saadet arıyor. Huzur ve saadetin tek bir dilek olduğunu ifade edeyim. Bunun sağlaması nedir? Kalpten Allah'a ulaşmayı dilediğinizin sağlaması kesinlikle mürşid sevgisidir. Mürşid sevgisidir. Ve mürşid sevgisidir.
İşte muhtevaya baktığımız zaman bu dünya hayatında iki grup insan var:
Bir, kalpten Allah'a ulaşmayı dileyenler.
Bir de dilden dileyip ama kalpten Allah'a ulaşmayı dilemeyenler.
O slayta dikkatle baktığımız zaman şunu göreceğiz. Dili kalbe indirmeyenler. Hangi âyetlerde anlatılıyor?
DİLİNİN SÖYLEDİĞİ KALBİNDE OLMAYANLAR
Mâide 41: Ey Resûl! Ağızlarıyla îmân ettik deyip, kalpleri îmân etmeyenlerden küfürde yarışanlar seni üzmesin....
Hucurât-14: Araplar: “Biz âmenû olduk.” dediler. (Onlara) de ki: “Siz âmenû olmadınız (Allah’a ulaşmayı dilemediniz). Fakat: “Teslim olduk.” deyin. Kalplerinize (içine) îmân girmedi...
Ali İmran-167: ...onlar, îmândan çok küfre yakındırlar. Onlar, kalplerinde olmayan şeyi ağızlarıyla söylüyorlar...
Fetih-11: Araplardan muhallefunlar (geride kalanlar), sana: “Mallarımız ve ailelerimiz bizi meşgul etti. Artık bizim için mağfiret dile.” diyecekler. Onlar, kalplerinde olmayanı dilleri ile söylüyorlar...
Munâfıkûn-1: ...“Biz şehadet ederiz. Muhakkak ki sen, gerçekten Allah’ın Resûl’üsün.” dediler. Ve Allah, muhakkak ki senin, gerçekten Kendisinin Resûl’ü olduğunu biliyor. Ve Allah şehadet eder ki, münafıklar gerçekten yalancıdırlar.
Hadîs-i Şerîf: “...Bu kimsenin soyundan öyle bir kavim türeyecek ki, onlar Kur’ân’ı okuyacaklar fakat Kur’ân’ın tatlılığı onların gırtlaklarından öteye geçmeyecek...”
Müslim 1064/143, Buharî 6123, 6124, Ebu Davud 4764
DİLİNİN SÖYLEDİĞİ KALBİNDE OLANLAR
Bakara-45: Sabırla ve namazla istiane isteyin. Ve muhakkak ki o huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.
Bakara-46: Onlar ki, Rab’lerine muhakkak mülâkî olacaklarına ve O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.
En’âm-125: Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah’a) teslime açar...
En’âm-36: (Davete) ancak işitenler icabet eder. Ve Allah, ölüleri (ölü olan sem’î isimli işitme hassasını, ölü olan fuad isimli idrak hassasını, ölü olan basar isimli görme hassasını) diriltir...
Enfâl-29: Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan sahibi kılar! Ve sizden günahlarınızı örter ve size mağfiret eder.
Hacc-54: Ve kendilerine ilim verilenlerin onun söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O’na îmân etmeleri, onların kalplerinin O’nu idrak etmesi içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları mutlaka Sıratı Mustakîm’e hidâyet edendir.
Kaf-33: Gaybda Rahmân’a huşû duyanlar ve münîb (Allah’a ulaşmayı dileyen) bir kalple (Allah’ın huzuruna) gelenler (için).
Hucurât 7'de, Mâide 41'de, Hucurât 14'te, Âli İmrân 167'de, Fetih 11'de, Münâfikûn 1'de anlatılıyor. Ve hadîsler de bu ışıkta yer alıyor. Kişi dilden söylüyor ama dil kalbe inmiyor. Ne zaman dili kalbe indirirsiniz? Kalpten Allah'a ulaşmayı dilediğiniz an. Allah Rahîm esmasıyla size tecelli ettiği zaman. Ama dilden söylediğiniz kalbinizde varsa, dil kalbin tercümanı ise, o zaman da Allahû Teâlâ mutlaka Rahîm esmasıyla tecelli ederek ruhunuzu Kendisine ulaştırıyor. Ve siz artık etraftaki insanları Allah'ın bir temsilcisi olarak gördüğünüz için herkesi sevmeye başlıyorsunuz. Onların sevgisi size mutlulukları getiriyor. Sevgi, mutluluğun anahtarıdır.
Etrafınızdaki insanların her birisi sizin bir mutluluk kapınız da olabilir.
Etrafınızdaki insanların hepsi sizin bir mutsuzluk kapınız da olabilir.
Onlara sevgiyi ulaştırırsanız herkes sizin mutluluk kapınız olur.
Onlara nefreti ulaştırırsanız, nefret ederseniz, nefret ettiğiniz herkes sizin bir mutsuzluk kapınız olur.
Evet sevgili kardeşlerim her şey kolay değil mi? Yoksa bana mı öyle geliyor? Sadece bir dilek ve etraftaki insanları sevmeye başlamak. İşte Nahl Suresi'nin 48. âyet-i kerimesini son olarak sizlerle paylaşmak istiyorum. Bakın Allahû Teâlâ Nahl Suresi'nin 48. âyet-i kerimesinde ne diyor:
16/NAHL-48 E ve lem yerev ilâ mâ halakallâhu min şey’in yetefeyyeu zilâluhu anil yemîni veş şemâili succeden lillâhi ve hum dâhırûn(dâhırûne).
Onlar, Allah’ın yarattığı herşeyi (elektronları) görmediler mi? Onun gölgeleri (karşıt elektronları), tâbî olarak (elektronlara), sağdan (sağ spinli) ve soldan (sol spinli), Allah’a secde ederek dönerler.
""Onlar Allah'ın yarattığı her şeyi (elektronları) görmediler mi? Onların gölgeleri (karşıt elektronları) tâbî olarak (elektronlara), sağdan (sağ spinli) ve soldan (sol spinli), Allah’a secde ederek dönerler."" Evet, Kur’ân-ı Kerim'de her şeyin Allah'a secde ettiğini ifade ediyor.
İnsanlar da diyorlar ki: “Ne münasebet! Güneş hani nerede secde ediyor? Ay nasıl secde ediyor? Ağaçlar nasıl secde ediyor?” Çünkü her şey ama her şey ama her şey elektron ve karşıt elektronlardan oluşuyor. İşte 3 asıl ve 3 karşıt olmak üzere 6 âlemden oluşan kâinatın tamamı elektron ve karşıt elektronlardan oluşuyor.
Elektronlar fiziki âlemin zerreleri...
Karşıt elektronlar da karşıt âlemin zerreleri...
Hepsi kendi âleminin fiziksel madde yapı taşıdır.
Ve bu muhteva içerisinde başka bir âleme ait olan, bu âlemin malı olmadığı için görünürse karşıt elektron olarak, yani De Broglie'nin de ifade ettiği kuanta olarak, elektrona eşlik eden dalga olarak yansıyor.
İşte Kur’ân-ı Kerim bir bilim kitabı mıdır?
Kur’ân-ı Kerim bir ahlâk kitabıdır.
Kur’ân-ı Kerim her şeyin kitabıdır.
Neden öyle söylüyorum? Çünkü Kur’ân-ı Kerim Allah’ın kelâmıdır. Allah’ın ilmi ve rahmeti her şeyi kuşatmıştır.
İşte iki âyet-i kerime. Bir daha, 7 âyette her şey Kur’ân’da var diye söyleyelim ve o 2 âyet-i kerimeyi sizlere gösterelim inşaallah, Allah’ın nasibiyle.
KUR'ÂN'DA HER KONU AÇIKLANMIŞ
1. ZUMER - 27: Ve andolsun ki, bu Kur’ân’da insanlar için bütün meselelerden örnekler verdik. Umulur ki, böylece onlar tezekkür ederler.
2. EN’ÂM - 38: ...Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra Rab’lerine haşrolunacaklar (olunurlar).
3. NAHL - 89: Ve sana, herşeyi beyan eden (açıklayan), hidayete erdiren ve rahmet olan Kitab’ı, müslümanlara (Allah’a teslim olanlara) müjde olarak indirdik.
4. EN’ÂM - 67: Her haber için kararlaştırılmış bir zaman vardır. Ve yakında bileceksiniz.
5. BAKARA - 269: (Allah) hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse böylece ona çok hayır verilmiştir. Ve ulûl'elbabtan başkası tezekkür edemez.
ŞÛRÂ - 51: Allah’ın hiçbir insanla konuşması olmamıştır, illa vahiy ile veya perde arkasından veya dilediğine izniyle vahyetsin diye resûl (melek) göndererek. Allah, bilir ve hikmet sahibidir.
6. ENBİYÂ - 7: Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.
BAKARA - 186: Ve kullarım sana, Benden sordukları zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana îmân etmiş olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).
7. FURKÂN - 33: Ve sana hak ile ve en güzel (ahsen) tefsir ile ulaştırdığımızdan (meselelerden) başka bir meseleyi sana getirmediler.
“Allah dilediğine hikmet verir. Kime hikmet verilmişse ona çok büyük hayır verilmiştir.” Sevgili kardeşlerim, hikmet sahibi Allah’ın vahyini alan kişilerdir. Şûrâ Suresi’nin 51. âyet-i kerimesinde: “Allah’ın beşerle konuşması sadece vahiyledir; bir perde arkasından veya dilediği resûlü göndermek suretiyle ona dilediğini vahyederek.”
Öyleyse Allahû Teâlâ herkesle konuşuyor. Allah’ın bilmediği bir şey olabilir mi? Allah’ın ilmi ve rahmeti herşeyi kuşatmıştır. Öyleyse siz neye lâyıksanız Allah’tan sorduğunuz an cevabını alırsınız.
Şimdi gelelim insan boyutuna. Eğer cehaletten kurtulmak istiyorsanız Rabbimiz cevabını veriyor. Nerede veriyor? Enbiyâ Suresi’nin 7. âyet-i kerimesinde: “Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz ricalin dışında kimseyi vazifeli kılmadık. Bilmiyorsanız zikir ehline sorun.”
Sevgili kardeşlerim, hepiniz Kur’ân-ı Kerim’i elinize aldınız. Ama Allah Resûlü diyor ki: “Kur’ân-ı Kerim’i okumaya başlayanlar, cehaletten kurtulmak istiyorsanız zikir ehline sormanız lâzım.” Zikir ehline sormanız lâzım. Çünkü Resûlullah (S.A.V) Efendimiz de aynı şeyi söylüyor: “Cehaletten kurtulmak istiyorsanız mutlaka zikir ehline sormanız lâzım.” İşte zikir ehline sorduğunuz an zikir ehlinin size vereceği cevap, olmazsa olmaz şart, insanın Allah’a ulaşmayı dilemesidir. Çünkü Allah’ın Zât’ından üfürülen ruh sadece insanda var.
Ve ruh sebebiyle insan bütün mahlûkattan üstün.
Nefsi sebebiyle de insan bütün meleklerden üstün.
İşte Hârût ve Mârût isimli iki melek: “İnsanı bizden neden üstün kıldın ya Rabbi?” deyince: “Biz ona nefs verdik. O nefsine karşı galip olursa sizden üstündür, yoksa hayvanlardan daha alt derekededir.”
Öyleyse yol hepinize açık sevgili kardeşlerim. Ne güne duruyorsunuz? İki âyet-i kerimeyi sizinle paylaşmak istiyorum.
Bir tanesi Âli İmrân 133, bir tanesi Hadîd 21.
3/ÂLİ İMRÂN-133 Ve sâriû ilâ magfiretin min rabbikum ve cennetin arduhâs semâvâtu vel ardu, uiddet lil muttekîn(muttekîne).
Ve Rabbiniz'den olan mağfirete ve genişliği yerler ve gökler kadar olan, muttekîler için hazırlanmış olan cennete koşun!
57/HADÎD-21 Sâbikû ilâ magfiretin min rabbikum ve cennetin arduhâ keardıs semâi vel ardı uıddet lillezîne âmenû billâhi ve rusulih(rusulihî), zâlike fadlullâhi yû’tîhi men yeşâu, vallâhu zûl fadlil azîm(azîmi).
Rabbinizden mağfirete ve genişliği, yeryüzü ve gökyüzünün genişliği kadar olan, Allah’a ve O’nun Resûl’üne inananlar için hazırlanmış olan cennete (kavuşmak için) yarışın. İşte bu, Allah’ın fazlıdır. Onu dilediğine verir. Ve Allah, büyük fazl sahibidir.
Ne diyor Rabbimiz? “Rabbinizden olan mağfirete, genişliği yerler ve gökler kadar olan, muttakiler için hazırlanmış cennete koşun.” “Rabbinizden mağfirete, genişliği yeryüzü ve gökyüzünün genişliği kadar olan, Allah’a ve O’nun Resûlü’ne îmân edenler için hazırlanmış olan cennete koşun.” diyor.
Bir dilek... Ne kaybedersiniz kalpten Allah’a ulaşmayı dilerseniz? Kalpten Allah'a ulaşmayı dilerseniz."