Muhterem Hocam, Allah yolunda olunca Allah'a ulaşmış oluyoruz ama Allah yolunda olabilmek de çok zor. Allah'ın yolunda olanlar kimlerdir?
Soru
Muhterem Hocam, Allah yolunda olunca Allah'a ulaşmış oluyoruz ama Allah yolunda olabilmek de çok zor. Allah'ın yolunda olanlar kimlerdir?
Cevap
Allah'ın yolunda olmak çok kolay ve sadece bir dileğe bağlıdır.
Allahû Tealâ bize mucize-i bâki Kur'ân'ı indirmiş. Hz Ali'nin deyimiyle ifade etmek gerekirse: Bütün kitapların sırrı Kur'ân'dır, Kur'ân'ın sırrı Fâtiha'dır, Fâtiha'nın sırrı Besmele'dir...
İşte Kur'ân'ın sırrı neden Fâtiha'dır? Günde namaz kılan herkes kırk küsur kere Fâtiha okuyor ve Allah'tan şu talepte bulunuyor: 'Yalnız Sana kulluk eder, yalnız Senden yardım dileriz."
FÂTİHA SURESİ
1. FÂTİHA – 1 Bismillâhirrahmânirrahîm.
Rahmân ve rahîm olan Allah'ın ismi ile.
2. FÂTİHA – 2 El hamdu lillâhi rabbil âlemîn (âlemîne).
Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’adır.
3. FÂTİHA – 3 Er rahmânir rahîm(rahîmi).
Rahmân’dır, Rahîm’dir.
4. FÂTİHA – 4 Mâliki yevmid din(dîne).
Din gününün mâlikidir.
ŞUARÂ – 82 Ve din günü, benim hatalarımı mağfiret etmesini umduğum da O’dur.
5. FÂTİHA – 5 İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn (nestaînu).
(Allah'ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz.
6. FÂTİHA – 6 İhdinâs sırâtel mustakîm(mustakîme).
(Bu istiane'n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM'e hidayet et (ulaştır).
7. FÂTİHA – 7 Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne)
O yol (SIRATI MUSTAKÎM) ki; üzerlerine nimet verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların ve dalâlette kalmışların (Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin) yolu değil.
Şimdi demek ki başlangıç noktasında 'Yalnız Sana kulluk ederiz' diyorsak, Allahû Tealâ bu âyet-i kerimeyi Fâtiha'ya koymuşsa başlangıçta herkes şeytanın kulu ve dostudur. İşte şeytanın kulu ve dostu olanlar dâvete muhatap olduklarında dâveti kabul ederlerse, o zaman şeytana kul olmaktan kendilerini kurtarıyorlar, şeytana dost olmaktan kendilerini kurtarıyorlar. Bu birinci safha, dinin birinci safhası.
İkinci safhası: "Yalnız Senden istiane isteriz)." Niçin? Mürşidimizi Senden isteriz ki... Yedi tane âyet-i kerimede istiane ifade ediliyor.
İSTİANE
1. FÂTİHA-5 (Allah'ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz.
2. BAKARA-45 (Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah’a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.
MÂİDE-35 Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.
3. BAKARA-153 Ey îmân edenler! Sabır ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Muhakkak ki Allah, sabredenlerle beraberdir.
4. NİSÂ-75 Ve size ne oluyor ki Allah’ın yolunda ve "Ey Rabbimiz! Halkı zalim olan bu kasabadan bizi çıkar ve katından bir velî ve katından bize bir yardımcı kıl (gönder)." diyen zayıf ve aciz erkekler, kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz?
5. ARÂF-128 Musa (A.S) kavmine şöyle dedi: “Allah’tan yardım isteyin ve sabredin! Şüphesiz yeryüzü Allah’ındır. Kullarından dilediğini ona varis kılar. Ve sonuç (zafer) takva sahiplerinindir.”
ENBİYÂ-105 Andolsun ki; zikirden (Tevrat’tan) sonra Zebur’da, arza salih kullarımızın varis olacağını, yazdık.
6. YÛSUF-18 …Artık bundan sonrası (benim yapmam gereken şey) güzel (bir) sabırdır. Sizin anlattığınız şeye karşı istiane (yardım) istenecek olan (sadece) Allah’tır.”
7. ENBİYÂ-112 Dedi ki: “Rabbim hak ile hüküm ver. Ve bizim Rabbimiz, sizin (yanlış) vasıflandırmalarınıza rağmen yardım istenilen Rahmân (Allah)’dır.”
Niçin mürşidimizi Allah'tan istiyoruz? Allah'ın tayin ettiği mürşit ile Allah'a ulaşan yola ulaşıyoruz. Yani ne diyordu: 'Allah'ın yolunda olmak Allah'a ulaşmaktır, Allah'ın yolunda olmak da çok zordur.' Halbuki çok kolaydır, sadece bir dileğe bağlıdır.
Biz tekrar ediyoruz: Allah'a kul oluyoruz ve bu bir dilektir. İstianeyi de Allah'tan diliyoruz, bu da Rabbimizden talep etmemiz gereken bir dilektir. Allah'ın tayin ettiği mürşide tabi olduğumuz zaman o bizi Sıratı Mustakîm'e ulaştırıyor. 'Üzerlerine nimet verdiklerinin yoludur.'
Gerçekten de Âli İmrân Suresi'nin 112. âyet-i kerimesinde: 'Allah'tan bir ip ve insanlardan bir ip...'
3/ÂLİ İMRÂN-112 Duribet aleyhimuz zilletu eyne mâ sukıfû illâ bi hablin minallâhi ve hablin minen nâsi ve bâû bi gadabin minallâhi ve duribet aleyhimul meskeneh(meskenetu), zâlike bi ennehum kânû yekfurûne bi âyâtillâhi ve yaktulûnel enbiyâe bi gayri hakk(hakkın), zâlike bimâ asav ve kânû ya’tedûn(ya’tedûne).
Onların üzerlerine, nerede olurlarsa olsunlar zillet (alçaklık) damgası vuruldu. Ancak Allah'ın ipine (Sıratı Mustakîm'e) ve insanlardan bir ipe (Allah'a ulaştıracak olan mürşide) tutunanlar (ulaşanlar) hariç. (Onlar) Allah'tan bir gazaba uğradılar ve üzerlerine miskinlik damgası vuruldu. Bu, onların Allah'ın âyetlerini inkâr etmiş olmaları ve peygamberleri haksız yere öldürmüş olmaları sebebiyledir. İşte bu, onların (Allah'a) isyan etmelerinden ve haddi aşmış olmalarındandır.
Allah'tan bir ip, Allah'ın yolu Sıratı Mustakîm; insanlardan bir ip de tâbî olduğumuz mürşid. Öyleyse iki ipe birden sarıldığımız zaman devrin imamının ruhu başımızın üzerine gelip yerleşiyor. Nisa 175'te de ifade edilen şekli ile: Allah'a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenleri) ve O'na sarılanları Kendinden bir rahmetin, fazlın içine koyacak ve onları Kendisine ulaştıran Sırat-ı Müstakîm'e ulaştıracak.
4/NİSÂ-175 Fe emmâllezîne âmenû billâhi va’tesamû bihî fe se yudhıluhum fî rahmetin minhu ve fadlın ve yehdîhim ileyhi sırâtan mustekîmâ (mustekîmen).
Böylece Allah'a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenleri) ve O'na (Allah'a) sarılanları ise, (Allah) Kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, Kendisine ulaştıran "Sıratı Mustakîm"e hidayet edecektir (ulaştıracaktır).
Gerçekten de ulaşmayı kalben dileyen kişi dört kalp şartının sahibi olur ve zikretmeye başladığı zaman Allah'ın katından bir çift nur gelir: Rahmet ve fazl. Fazıllar kalbe giremez, rahmet içeriye sızar ve huşû sahibi olan kişiye Allah mürşidini gösterir. Mürşidini gören kişi mürşidine tabi olduğu zaman, ikinci ipe sarılmak ile tabi olduğu zaman devrin imamının ruhu o kişinin başının üzerine gelip yerleşir.
DEVRİN İMAMI’NIN RUHU GELİR
MÜ’MİN – 15:
Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, kullarından (Kendisine ulaştırmayı) dilediği kişinin üzerine (başının üzerine) Allah’a ulaşma gününün geldiğini (kişinin ruhuna) ihtar etmek için, emrinden (Allah’ın emrini tebliğ edecek) bir ruh (devrin imamının ruhunu) ulaştırır.
RUH VÜCUDU TERK EDER
NEBE – 39:
İşte o gün (mürşidin eli Hakk’a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbi olunduğu gün), Hakk günüdür.
Dileyen (Allah’a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sırat-ı Müstakîm’i) yol ittihaz eder.
(Allah’a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur.
İşte Allah'ın yollarının adı Hidayet Yolları'dır. Hidayet, Sıratı Mustakîm adı verilen yolun üzerinden Allah'a doğru bir yolculukla, seyr-i sülûkla Allah'a ulaşmaktır. Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyuruyor: 'Tövbe sona ermez. Tövbe sona ermedikçe seyr-i sülûk, hicret sona ermez. Güneş batıdan doğmadıkça tövbe sona ermez.'
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Ebû Dâvûd, Cihâd, 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1, 192.
“Tövbe sona ermedikçe hicret de sona ermez. Güneş battığı yerden doğmadıkça da tövbe sona ermez.”
Öyleyse seyr-i sülûk, ruhumuzun Sıratı Mustakîm üzerinden seyr-i sülûk yolculuğuyla Allah'ın Zat'ına ulaşabilmesinin giriş kapısı tövbedir. Bu tövbe, Allah'ın bizler için tayin ettiği mürşidin önünde yapılır.
Nisâ Suresi'nin 64. âyet-i kerimesinde: 'Biz resûllerimizi insanlara itaat edilsin diye gönderiyoruz. O nefslerine zulmedenler sana gelselerdi, Allah'tan mağfiret dileselerdi, resûl de onlar için mağfiret dileseydi mutlaka Allah onların tövbesini kabul ederdi.'
[4/NİSÂ-64Ve mâ erselnâ min resûlin illâ li yutâa bi iznillâh(iznillâhi). Ve lev ennehum iz zalemû enfusehum câûke festagferûllâhe vestagfera lehumur resûlu le vecedûllâhe tevvâben rahîmâ(rahîmen).
Ve Biz, (hiç) bir resûlü, Allah’ın izniyle kendilerine itaat edilmesinden başka bir şey için göndermedik. Ve onlar nefslerine zulmettikleri zaman, eğer sana gelselerdi, böylece Allah’tan mağfiret dileselerdi ve Resûl de onlar için mağfiret dileseydi, mutlaka Allah’ı, (iki tarafın da) tövbelerini (onların tövbesini ve Resûl’ün mağfiret talebini) kabul eden ve rahmet edici olarak bulurlardı.
Fâtır Suresi'nin 32. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ: 'Kur'ân-ı Kerim'i seçtiğimiz kullara miras bıraktık. Onların bir kısmı nefsine zulmedenlerdir (yani mürşitlerine yeni tabi olanlar), bir kısmı muktesittir, bir kısmı da hayırlarda yarışanlardır (sabikun-el hayrat).'
35/FÂTIR-32 Summe evresnâl kitâbellezînastafeynâ min ibâdinâ, fe minhum zâlimun li nefsihî, ve minhum muktesid(muktesidun), ve minhum sâbikun bil hayrâti bi iznillâh(iznillâhi), zâlike huvel fadlul kebîr(kebîru).
Sonra kullarımızdan seçtiklerimizi kitaba varis kıldık. Böylece onlardan bir kısmı nefsine zulmedicidir, onlardan bir kısmı muktesittir. Onlardan bir kısmı da Allah’ın izniyle hayırlarda yarışanlardır. İşte o ki o, büyük fazıldır.
İşte görüyorsunuz ki Kur'ân-ı Kerim'i Allahû Tealâ bunlara miras bırakmıştır. O zaman miras bırakılan Kur'ân-ı Kerim üzerinden Allahû Tealâ'nın emrettiği hakikatleri yaşayabilmek; ruhumuzu, fizik vücudumuzu, nefsimizi ve irademizi teslim edebilmek hepsi ama hepsi Sıratı Mustakîm yolculuğu üzerinden gerçekleşir. Kimin ruhu vücudundan ayrılmış da Allah'a doğru yolculuğa çıkmışsa o Allah'ın yolundadır. O da ancak mürşidimize ulaştığımız gün gerçekleşir. Yani ne zaman kişi mürşidine ulaşırsa ruhu da Sırat-ı Müstakîm'e ulaşır. Allah'ın Sırat-ı Müstakîm'e ulaştırdığı kişi, O'na ulaşmayı dileyen kişidir.
Sıratı Mustakîm son derece önemli bir kavramdır. Sırat-ı Müstakîm üzerinde olmayan insanlar kurtuluşa ulaşamazlar, onlar dinde fırkalara ayrılanlardır. Evet öyleyse ya kişi dinde fırkalara ayrılan birisidir veya kişi mutlak surette ulaşmayı kalben dileyerek Sırat-ı Müstakîm'e ulaşan birisi olur.