Muhterem Hocam, Allah'a davet edenlerin daveti, bir nevi îmâna davet midir?
Soru
Muhterem Hocam, Allah'a davet edenlerin daveti, bir nevi îmâna davet midir?
Cevap
Allah'a davet edenler, aynı zamanda îmâna davet edenlerdir. Çünkü îmân oluşmadan, Allah'a ruhun ulaşması diye bir şey hiçbir şekilde mümkün değildir. Resûlün daveti mutlaka mü’min olmaya götürür. Kişinin kalbine îmân yazılmasına götürür.
Mü’min olmak, 3. basamakta Allah'a ulaşmayı dileyen kişinin 14. basamakta kalbine îmân yazılmasıyla tahakkuk eder. Kim Allah'ın davetine icabet etmezse, Allah'ın resûlüne asi olur.
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: (Buhari, Nikâh 71, 74; Müslim, Nikâh 103, (1429); Tirmizî, Nikâh 11, (1098))
"Allah’ın davetine icabet etmeyen, Allah’ın resûlüne asi olur."
Öyleyse Allah'a davet asıldır.
Âli İmrân 193'te:
ÂLİ İMRÂN-193 Rabbenâ innenâ semi’nâ munâdiyen yunâdî lil îmâni en âminû bi rabbikum fe âmennâ, rabbenâ fagfir lenâ zunûbenâ ve keffir annâ seyyiâtinâ ve teveffenâ meal ebrâr(ebrâri).
Rabbimiz! Muhakkak ki biz, “Rabbiniz’e âmenû olun” diye îmâna davet eden davetçiyi işittik, böylece îmân ettik (davetçiye tâbî olarak âmenû olduk) Rabbimiz artık bizim günahlarımızı mağfiret et, seyyiatlarımızı ört ve bizi ebrar olan (Allah'a ulaşan ve velî olan cennetlik) kullarınla beraber vefat ettir.
Enfâl Suresinin 24. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ: “Allah ve resûlü, size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman daveti kabul edin.”
8/ENFÂL-24 Yâ eyyuhâllezîne âmenûstecîbû lillâhi ve lir resûli izâ deâkum limâ yuhyîkûm, va'lemû ennallâhe yehûlu beynel mer'i ve kalbihî ve ennehû ileyhi tuhşerûn (tuhşerûne).
Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler), Allah ve Resûl’ü sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman (davete) icabet edin! Ve Allah’ın kişi ile kalbi arasına girdiğini ve muhakkak sizin O’na haşrolunacağınızı bilin! (Hepinizin ruhu Allah’ta toplanacak ve Allah, ruhlarınıza meab olacak.)
Furkân 70'te ise 2. safha:
25/FURKÂN-70 İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûran rahîmâ(rahîmen).
Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü’min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur’dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderendir).
Mürşide ulaştığımız zaman, Nisâ 64: “Allah resûlleri, insanlar itaat etsin diye gönderiyor. O nefslerine zulmedenler sana gelselerdi, Allah’tan mağfiret dileselerdi, resûl de onlar için mağfiret dileseydi, Allah onların tövbesini kabul ederdi.”
4/NİSÂ-64 Ve mâ erselnâ min resûlin illâ li yutâa bi iznillâh(iznillâhi). Ve lev ennehum iz zalemû enfusehum câûke festagferûllâhe vestagfera lehumur resûlu le vecedûllâhe tevvâben rahîmâ(rahîmen).
Ve Biz, (hiç) bir resûlü, Allah’ın izniyle kendilerine itaat edilmesinden başka bir şey için göndermedik. Ve onlar nefslerine zulmettikleri zaman, eğer sana gelselerdi, böylece Allah’tan mağfiret dileselerdi ve Resûl de onlar için mağfiret dileseydi, mutlaka Allah’ı, (iki tarafın da) tövbelerini (onların tövbesini ve Resûl’ün mağfiret talebini) kabul eden ve rahmet edici olarak bulurlardı.
Öyleyse davet eden, îmâna davet ediyor mu? Evet. Mürşide davet ediyor. Mürşide tâbiiyette de kalbe îmân yazılması gerçekleşiyor. Böylece îmâna davet etmiş oluyor. Allah razı olsun.