Muhterem Hocam, Allah'a inanmayan bir insanın içinde Allah'a yönelme fırsatı her zaman var mıdır?
Soru
Muhterem Hocam, Allah'a inanmayan bir insanın içinde Allah'a yönelme fırsatı her zaman var mıdır?
Cevap
Evet. Tehlike geçiren herkes mutlaka Allah'la iletişime geçiyor. Jean-Paul Sartre, yanılmıyorsam ateist birisi; ama arabasında seyir hâlindeyken birdenbire frene basmak durumunda kalıyor. İşte o sırada gayriihtiyari içinden "Allah" ismi geçiyor.
Zaten bütün kâinat küllî iradeyle, her elektron Allah'ın ismini tekrar ediyor. İşte bu elektronların kendi lisanıyla Allah'ın ismini tekrarına Allahû Tealâ "tesbih" diyor. Öyleyse herşey Allah'ı tesbih ediyor, bütün kâinat küllî iradeyle Allah'a tesbihte. Ama Allah insandan isteyerek Allah'ı zikretmesini istiyor.
İşte tehlike anında bu tehlikeyi geçiren kişi istemeyerek öyle bir noktada oluyor ki Allahû Tealâ: "İsteyerek ve istemeyerek herşey Allah'a teslimdir" buyuruyor.
O zaman Allah'a inanmayan bir insanın içinde Allah'a yönelme fırsatı her zaman var mıdır? Vardır tabiî, mutlaka davet kendisine ulaşıyor. Bütün resûller En'âm Suresi 48. âyet-i kerimesinde: "Biz resûllerimizi müjdeleyici ve uyarıcı olarak göndeririz."
6/ENÂM-48 Ve mâ nursilul murselîne illâ mubeşşirîne ve munzirîn(munzirîne), fe men âmene ve asleha fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Biz resûlleri “uyarıcılar ve müjdeleyiciler” olmaktan başka (bir şey için) göndermeyiz. Artık kim âmenû olur (Allah’a ulaşmayı dilerse) ve ıslâh olursa (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparsa) artık onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.
Kimler için müjdeci? Ulaşmayı dileyenler için. Kimler için uyarıcı? Ulaşmayı dilemeyenler için.
Ateistler için normal şartlarda Allah'tan yardım istemek diye bir şey söz konusu değil tabiî. Ama ateist olan, Allah'a inanmayan kişi bir gün ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı an, kendini kurtaracak yegâne kuvvetin O olduğunu o noktada idrak ediyor ve gayriihtiyari O'nun ismini söylüyor.
Oysaki insan olmak bir ayrıcalıktır. İnsan olmak, mutlulukların sahibi olmaya aday olmaktır. Allah'a ulaşmayı dileyen herkes o liyakatin sahibi olur. Başlangıçta kim olursanız olun, bir ateist de olsanız Allah'a bir şey yazmaz; O dilerse sizi Allah'ı en çok seven yapabilir. Allah'ı bütün boyutlarıyla seven insanlar olma muhtevasında bir yaşantı, bizi dünyadaki en mutlu insan hâline getirir.
Öyleyse iki grup insan var (Yûnus Suresi 7 ve 8. âyetler):
Ulaşmayı dilemeyen, dünya hayatının peşinden koşan, hayatı boyunca dünyevîleşmiş bir hayatı yaşayan, huzursuz ve mutsuz olanlar. Öte yandan yaratılışının farkına varıp insan olmanın şerefini idrak eden, kalben ulaşmayı dileyen, mürşidine tâbî olan ve bütün Allah dostları gibi en üst seviyede Allah'a yakın olmak, Allah'a dost olmak, mutlu olmak söz konusu olanlar.
YÛNUS-7 İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.
YÛNUS-8 Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).
Tamamen kişinin serbest iradesinin kullanımına bağlı. Eğer bunu istiyorsa, çok kısa bir süre içerisinde Allahû Tealâ yedi, sekiz aylık süre içerisinde bunu ona nasip kılacaktır; sadece bir dilek! İşte Rûm Suresi 31. âyet-i kerimede: "Allah'a yönelin ve takva sahibi olun."
30/RÛM-31 Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
Ve Mu'minûn Suresinin 99 ve 100. âyet-i kerimelerinde, aklını kullanmayan birisine ölüm geldiği zaman: "Rabbim, beni tekrar dünyaya geri gönder de salih amel işleyeyim" der.
23/MUMİNÛN-99 Hattâ izâ câe ehadehumul mevtu kâle rabbirciûni.
Onların birine ölüm geldiği zaman: “Rabbim, beni geri döndür.” dedi.
23/MUMİNÛN-100 Leallî a’melu sâlihan fîmâ teraktu kellâ, innehâ kelimetun huve kâiluhâ, ve min verâihim berzahun ilâ yevmi yub’asûn(yub’asûne).
“Böylece (geri gönderdiğin taktirde) terkettiğim salih amelleri (nefsi tezkiye edici ameli) işlerim.” Hayır, muhakkak ki onun söylediği söz, sadece (boş) bir kelimedir. Ve beas edilecekleri güne kadar onların arkasında berzah (engel) vardır.
İşte o pişmanlık noktasına gelmeden evvel o kişinin kalben ulaşmayı dilemesi ve Allah'ın güzelliklerini bir bir yaşayarak hem dünyada mutluluğu hem de ahirette mutluluğu kazanması gerekir.