Muhterem Hocam, “Allah’a ulaşmanın en kolay yolu dua etmektir. En zor duruma düştüğümüzde bunu yapıyoruz ama keyfimiz yerinde olduğunda da dua etmeliyiz.” dedi. Sadece sıkıntıya dü
Soru
Muhterem Hocam, “Allah’a ulaşmanın en kolay yolu dua etmektir. En zor duruma düştüğümüzde bunu yapıyoruz ama keyfimiz yerinde olduğunda da dua etmeliyiz.” dedi. Sadece sıkıntıya düştüğümüzde dua etmek nefsanî midir?
Cevap
Hayır. İnsan tabiatının gereği olarak.
Bakara-186’da:
BAKARA-186 Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, felyestecîbû lî velyu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne).
Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).
İşte “Darda kul sıkışmayınca Hızır (A.S) yetişmez.” sözü buradan kaynaklanıyor. Zumer Suresinin 8. âyet-i kerimesine baktığımız zaman ne görüyoruz? Zumer 8’de:
ZUMER-8 Ve izâ messel insâne durrun deâ rabbehu munîben ileyhi summe izâ havvelehu ni’meten minhu nesiye mâ kâne yed’û ileyhi min kablu ve ceale lillâhi endâden li yudılle an sebîlihi, kul temetta’ bi kufrike kalîlen inneke min ashâbin nâr(nâri).
Ve insana bir zarar dokunduğu zaman, Rabbine yönelerek ona dua eder. Sonra (Allah) kendinden bir ni’met lütfettiği zaman daha önce ona dua ettiğini (yalvardığını) unutur. O’nun (Allah’ın) yolundan saptırmak için Allah’a eşler kılar. De ki: “Küfrün ile biraz daha metalan(faydalan). Muhakkakki sen, cehennem ehlindensin.”
Demek ki insana bir zarar dokunduğu zaman Rabbine yönelerek O’na dua eder. Sonra Allah kendinden bir ni’met lütfettiği zaman daha önce O’na dua ettiğini unutur ve O’nun Allah’ın yolundan saptırmak için Allah’a eşler kılar. Diğer yandan Yûnus-12'de:
YÛNUS-12 Ve izâ messel insâned durru deânâ li cenbihî ev kâiden ev kâimâ(kâimen), fe lemmâ keşefnâ anhu durrahu merre ke’en lem yed’unâ ilâ durrin messehu, kezâlike zuyyine lil musrifîne mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Ve insana bir darlık (musîbet, sıkıntı) isabet ettiği (dokunduğu) zaman, yatarken, otururken veya ayaktayken Bize dua etti (eder). Fakat onun sıkıntısını ondan giderdiğimiz zaman ona isabet eden darlıkta (sıkıntıda) Bize dua etmemiş gibi döndü (döner). İşte böylece müsriflere, yapmış oldukları şeyler süslendi.
Yani her iki hâlde de bollukta dua etmediklerini görüyoruz. Darlıkta herkes dua ediyor. Marifet bollukta dua etmektir. Allahû Tealâ bize onu söylüyor bu iki âyet-i kerimede. Yani sıkıntıya düşen kişi ateist de olsa dua ediyor. Mesela bir kıssa anlatıyoruz.
Ormanda bir ateist dolaşıyor. O sırada bir ayı onun üzerine atlıyor ve kişi, ateist, “Allah!” diyor. Allahû Tealâ da zamanı durduruyor ve diyor ki: “Ey ateist kulum, ne oldu sana? Bugüne kadar hiç Bize müracaat etmedin?” “Evet.” diyor. “Ya Rabbi, aynen dediğin gibi. Şimdi dua ediyorum. Bu ayı söyle, îmân etsin.” O zaman da tekrar zaman çalışıyor. Ayı bunu afiyetle yiyor ve ayı dua ediyor. Diyor ki: “Bana verdiğin bu tayyip ni’metle iftarımı açmayı nasip ettiğin için Ya Rabbi, Sana sonsuz hamd ve teşekkür ederim.”
Demek ki sıkıntıda bir ateist bile Allah’a yalvarıyor, Allah’tan istiyor. Ama marifet her zaman dua etmek.
Dua etmek hiçbir zaman nefsanî değildir. O Allah sizin için var. Her zaman hangi şartın içinde olursanız olun Allah'a müracaat etmeniz lâzım. Hele sıkıntıya düşerseniz mutlaka müracaat etmeniz lâzım. Allahû Tealâ’nın dualara icabet etmesi ise O’nun bir lütf-u keremidir.
Allahû Tealâ o kişinin sıkıntısı giderildiğinde tekrar eski hâline döneceğini zaten biliyor ama kuluna da kıyamıyor. “Mademki dua etmiştir, kulumu sıkıntıdan kurtarırım.” diyor. Oysaki Allah’ın yolunda olanlar gerek zikirle gerek namazla sadece darda oldukları zaman değil, darda olmadıkları zaman da Allah ile bir ilişkinin içindedirler. Ne diyor Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)? “Darlıktaki gibi bollukta da Allah’ı zikret.” Allahû Tealâ daima kendisine yalvarmamızı istiyor. Bu tabiî yine bizim için."