Muhterem Hocam, Allah’a ulaşmayı dilemeyen bir insanın salih amel işlemesi mümkün müdür?
Soru
Muhterem Hocam, Allah’a ulaşmayı dilemeyen bir insanın salih amel işlemesi mümkün müdür?
Cevap
"Hayır. Allah’a ulaşmayı dilemeyen bir insan, kalbi kapalı olan bir insandır. Kalp kapalıysa onun inancı dilindedir. Dolayısıyla o kişi zikretse dahi o zikrin bile ona fayda vermesi söz konusu değil.
Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de Rûm Suresinin 39. âyet-i kerimesinde:
30/RÛM-39 Ve mâ âteytum min riben li yerbuve fî emvâlin nâsi fe lâ yerbû indallâh(indallâhi), ve mâ âteytum min zekâtin turîdûne vechallâhi fe ulâike humul mud’ıfûn(mud’ıfûne).
Ve insanların mallarında artış olsun diye faizden (faiz olarak) verdiğiniz şey (Allah’a ulaşmayı dilemeden yaptığınız zikir), o taktirde Allah’ın katında artmaz (nefsinizin kalbindeki nurları oluşturmaz ve arttırmaz). Allah’ın vechini (Allah’a ulaşmayı) dileyerek verdiğiniz zekât (yaptığınız (zikir)ler); işte böylece kat kat (nefsinizin kalbindeki nurları) artıranlar onlardır.
Allah’a ulaşmayı dilemeden yapılan zikrin kesinlikle faydası yok, diyor. Allahû Tealâ: İnsanlardan mallarda artış olsun diye faiz olarak verdiğiniz şey, Allah’a ulaşmayı dilemeden yaptığınız zikir, o takdirde Allah katında artmaz. Nefsinizin kalbindeki nurları oluşturmaz, artırmaz. Ama Allah’a ulaşmayı dileyerek verdiğiniz zekât ve yaptığınız zikirler, işte kat be kat o kalbinize nurları taşır.
Dolayısıyla gördüğünüz gibi eğer Allah’a ulaşmayı dilemezsek, o zaman ıslah edici amelleri de gerçekleştirmemiz mümkün değil.
Kehf Suresinin 110. âyet-i kerimesinde:
18/KEHF-110 Kul innemâ ene beşerun mislukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhidun, fe men kâne yercû likâe rabbihî felya’mel amelen sâlihan ve lâ yuşrik bi ıbâdeti rabbihî ehadâ(ehaden).
De ki: “Ben sizin gibi sadece bir beşerim. Bana sizin ilâhınızın tek bir ilâh olduğu vahyolunuyor. O taktirde kim Rabbine mülâki olmayı (ölmeden evvel Allah’a ulaşmayı) dilerse, o zaman salih amel (nefs tezkiyesi) yapsın ve Rabbinin ibadetine başka birini (bir şeyi) ortak koşmasın.”
Çünkü kalben ulaşmayı dileyen kişi salih amel işleyerek nefs tezkiyesiyle ruhunu Allah’a ulaştırabilir.
Furkân Suresinin 70. âyet-i kerimesinde:
25/FURKÂN-70 İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûran rahîmâ(rahîmen).
Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü’min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur’dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderendir).
Allahû Tealâ mürşid önünde tövbe etmek suretiyle mutlaka 7 kalp şartının sahibi olur ve 7 ni’metin sahibi olur.
Birçok insan derecat kazanan herkes salih amel işler diye öyle zannediyor ama derecat kazandıran bütün ameller salih amel değildir. Salih amel işlemek zikir yapmak demek. Ve bu zikirle o kişinin kalbine Allah’ın rahmetinin, fazlının ve salâvatının ulaşması demektir.
Kişi eğer Allah’a ulaşmayı dilemediyse Rahîm esmasıyla hiçbir zaman Allah tecelli etmeyecektir. %2 rahmet, sonra da %98’e kadar fazıllar o kişinin nefsinin kalbinde îmân kelimesine yapışmayacaktır. Bu kişi hiçbir zaman salih amel işlemeyecektir.
Öyleyse salih amel işlemenin olmazsa olmaz anahtarı kalpten Allah’a ulaşmayı dilemektir."