Muhterem Hocam, Allah'a ulaşmayı dileyen kişi tüm doğruları yanlıştan ayırt edebilecek hüviyette midir?

Soru

Muhterem Hocam, Allah'a ulaşmayı dileyen kişi tüm doğruları yanlıştan ayırt edebilecek hüviyette midir?

Cevap

Buradaki furkânın önemli bir özelliği kişiyi bir muhakemeye getirmesidir. Ama bu noktada açılan gözlerimiz, kulaklarımız ve kalbimiz bizi sadece bu dünyada iken, ölüyken, canlı yapar. Aslında gene ölüyüz, kâinata göre ölüyüz ama dünyaya göre diriyiz.

Yani yeni bir hayata başlamak için daimî zikre ulaşmamız lâzım. Zikrimizi artırdıkça furkân yapısı her gün daha da artar. İç dünyamızda, dış dünyamızda, Allah'la olan ilişkilerimizde sonuç verebilmesi buna bağlı. Kişi nefsinin kalbindeki âfetler azaldıkça her gün yeni bir pencereden dünyaya bakar.

Furkan'ın aslî hüviyeti daimî zikre ulaştığımız noktadan sonra ciddi bir şekilde kendisini gösterir ve gösterecektir. Daimî zikirde Allahû Tealâ Âli İmrân 190-191'de:

3/ÂLİ İMRÂN-190 İnne fî halkıs semâvâti vel ardı vahtilâfil leyli ven nehâri le âyâtin li ulîl elbâb(ulîl elbâbı).

Muhakkak ki, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün art arda gelişinde, ulûl elbab için elbette âyetler (deliller) vardır.

3/ÂLİ İMRÂN-191 Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı).

Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Sen Subhan'sın, artık bizi ateşin azabından koru."

“O ulûl elbab olan kullarım var ya, işte onlar ayaktayken, otururken ve yan üstü yatarken hep Allah'ı zikrederler.” Yani 24 saat zikirdedirler. İşte Enbiyâ 7'de de Allahû Tealâ: “Bilmiyorsanız daimî zikrin sahiplerine sorun.”

21/ENBİYÂ-7 Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).

Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.

Öyleyse biz Kur’ân-ı Kerîm'i bilmiyorsak bilmediklerimizi kime sormamız lâzım? Daimî zikrin sahibi ulûl’elbaba, daimî zikrin sahibi ehl-i zikre sormamız gerekir, inşaallah. Onun için Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Taberânî, Muvatta, İlim, 1.

"Hikmet sahibi ulemanın (âlimin) meclisinde (sohbetinde) bulunmak, kelâmını işitmek üzerinize farz kılındı. Muhakkak ki Allah bu meclislerde bulunan ölü kalpleri hikmet nuruyla diriltir. Yağmur suyunun toprağı dirilttiği gibi ölü kalpleri bu şekilde Allah diriltir."

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ekim 2026Son güncelleme: 17 Ekim 20262 dk okuma0