Muhterem Hocam, Allah’a yaklaşmak, muhabbet hissetmek nasıl oluyor? Sanırım küçüklüğümüzden bu yana Allah sevgisi yerine bizlere hep Allahû Tealâ’yı bir cezalandırma makâmı gibi tanıttılar. Bu sebeple bazen sevmek ve kayıtsız kendimizi O’na bırakmak konusunda tutukluk yaşıyoruz.
Soru
Muhterem Hocam, Allah’a yaklaşmak, muhabbet hissetmek nasıl oluyor? Sanırım küçüklüğümüzden bu yana Allah sevgisi yerine bizlere hep Allahû Tealâ’yı bir cezalandırma makâmı gibi tanıttılar. Bu sebeple bazen sevmek ve kayıtsız kendimizi O’na bırakmak konusunda tutukluk yaşıyoruz.
Cevap
Evet sevgili kardeşlerim, bu tabiî bizlere dinin Kur'ân-ı Kerim'den öğretilmemesi sebebiyledir. Allahû Tealâ; Allah'tan hoşlanmamızı, Allah'ı sevmemizi, Allah'a aşık olmamızı, Allah'a hayran olmamızı buyuruyor. Yani Allah'la aramızdaki ilişki tamamen sevgiye dayalıdır ve Allah'a yaklaşmak, Allah'a mukarrep olmak ki Nebîler Sultanı Peygamber Efendimize sual soruyorlar. Allah Resûlü diyor ki: 'Allah'ın mukarrep kulları var.' 'Kimlerdir onlar ey Allah'ın Resûlü?' 'Bir, Onlar ehl-i Kur'ân'dırlar. İki, Allah ehlidirler. Üç, Allah'ın has kulları.' İşte şüphesiz ki insanlardan Allah'a yakın yaklaşmış olanlar vardır.
HADÎS-İ ŞERİF Kaynak: Râmûz-ül-Ehâdîs Peygamberimiz (S.A.V): “Şüphesiz insanlardan Allah’a yakın olanlar vardır!” buyurunca, sahabe: “Ey Allah’ın Resûl'ü! Onlar kimlerdir?” diye soruyor. Peygamber Efendimiz (S.A.V) de: “Onlar Kur'ân ehli, Allah ehli ve Allah’ın has kullarıdır!” buyuruyor."
'Ey Allah'ın Resûlü, onlar kimlerdir?' deyince Peygamber Efendimiz şöyle diyor: 'Onlar Kur'ân ehlidirler.' Öyleyse Kur'ân'dan din öğrenenler, onlar Kur'ân; Allah'a yaklaşanlardır. Bunlar Allah ehlidirler. Daha üst seviyedeki bir yakınlık ve Allah'ın has kullarıdırlar. Onlar da Allah'ın salih kulları. Kur'ân'ın bütününe tâbidirler. Âli İmrân Suresi'nin 119. Âyet-i Kerimesi:
3/ÂLİ İMRÂN-119 Hâ entum ulâi tuhibbûnehum ve lâ yuhıbbûnekum ve tu’minûne bil kitâbi kullihi, ve izâ lekûkum kâlû âmennâ, ve izâ halev addû aleykumul enâmile minel gayz(gayzi), kul mûtû bi gayzikum, innallâhe alîmun bi zâtis sudûr(sudûri). İşte siz (mü'minler) böylesiniz, siz onları seversiniz ve onlar sizi sevmezler ve siz kitabın tamamına îmân edersiniz. Ve sizinle karşılaşınca “Biz îmân ettik.” dediler, yalnız kaldıkları zaman, size karşı öfkelerinden parmak uçlarını ısırdılar. De ki: “Öfkenizden ölün.” Muhakkak ki Allah, sinelerde olanı en iyi bilendir.
'Siz müminler böylesiniz. Siz onları seversiniz, onlar sizi sevmezler. Siz kitabın tamamına imân edersiniz.' Öyleyse kitabın tamamına imân eden Kur'ân ehli, Allah ehli; onlar teslim-i külliyle Allah'a teslim olanlardır. Ve onlar hep Allah'a davet ederler. Sevgi, muhabbet kalp ile olan bir durumdur. "Allahû Tealâ, kalbi Kendisini sevmemiz için bize vermiş ve herkes sevdiğini kalbinde taşır. Nitekim Allah'ı sevmek, Allah'ı zikretmektir. Kur'ân-ı Kerim'e baktığımız zaman, Allah bütün insanlara Zatı’nı hedef göstermiş, Allah'ın Zatı’nı görmek ve Allah'ın Zatı’na ulaşmak, ancak zikirle mümkün kılınmıştır. İşte Allah'ın Vechini, Zatı’nı dileyenler; onlar Allah'a ulaşmayı dileyenlerdir.
ALLAH’IN VECHİNİ (ZAT’INI) DİLEYENLER 1. RÛM-38 … Bu, Allah’ın vech’ini (Allah’a ulaşmayı) dileyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar, onlar felâha erenlerdir. RÛM-39 … Allah’ın vech’ini (Allah’a ulaşmayı) dileyerek verdiğiniz zekât (yaptığınız zikirler); işte böylece kat kat artıranlar onlardır. 2. KEHF-28 Sabah akşam, O’nun vech’ini (Zat’ını) isteyerek Rabbine dua edenlerle beraber nefsini sabırlı tut. Dünya hayatının ziynetini dileyerek gözünü onlardan çevirme… EN’ÂM-52 Ve sabah akşam, Rab’lerinin Zat’ını dileyerek dua edenleri kovma… 3. RA’D-22 Onlar, sabırla Rab’lerinin vech’ini (Zat’ını, Zat’a ulaşmayı ve Allah’ın Zat’ını görmeyi) dileyenler ve namazı ikame edenler, onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açıkça infâk edenlerdir. Ve seyyiati, hasenat ile (iyilikle) savan kimselerdir. İşte onlar için, bu dünyanın (güzel bir) akıbeti (sonucu) vardır. 4. İNSÂN-9 Biz sadece Allah’ın vechi için sizi doyuruyoruz. Sizden bir karşılık ve teşekkür istemiyoruz. LEYL-20 O sadece, Yüce Rabbinin vech’ini (Zat’ını) ibtiga etti (diledi). 5. BAKARA-115 … Artık hangi tarafa dönerseniz dönün, Allah’ın vechi (Zat’ı) işte oradadır… BAKARA-272 … Siz (ey mü’minler), sadece Allah’ın vech’ini (Zat’ını, Allah’ın Zat’ına ulaşmayı) dileyerek infâk edersiniz. Ve hayır olarak ne infâk ederseniz, (o) size tamamen ödenir ve siz zulmedilmezsiniz.
6. SECDE-4 O Allah ki; gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde halketti (yarattı). Sonra arşa istiva etti (arşı sevva etti, dizayn etti, vechi arşta karar kıldı)… RAHMÂN-27 Ve celâl ve ikram sahibi Rabbinin vechi (Zat’ı) bâki kalacaktır. 7. ÂLİ İMRÂN-28 … Ve Allah, sizi kendisinden sakındırır (takva sahibi olmanızı ister). Ve dönüş Allah’adır (ruhun ulaşacağı makam, Allah’ın Zat’ıdır). YÛNUS-26 Onlar için Ahsenü’l hüsna (Allah’ın Zat’ına ulaşmak) ve ziyadesi (daha fazlası, Allah’ın cemalini görmek) vardır.
Bütün bu âyetlerde Allahû Tealâ bize bir hakikati dile getiriyor. Tüm insanlar için de hep Allah'ın Zatı’na ulaşmak bir dilektir. Daha sonra Allah'ın Zatı’nı görmek; bu da nefs tasfiyesidir. Nefs tezkiyesi Allah'ın Zatı’na ulaşmayı, nefs tasfiyesi de Allah'ın Zatı’nı görmeyi ihata ediyor. O zaman Allah sevgisi yerine insanlar hep Allah'ı cezalandırma makamı olarak düşünürlerse tabiî ki hedeflerine hiçbirisi ulaşamaz. Allah herkesi ödüllendirmek, Allah herkesi mutlu etmek, Allah herkesi müjdelemek istiyor. Allah'ın hedefi bu. Ama kendilerine düşeni yapmayanlar, onlar cezayı hak ediyorlar.