Muhterem Hocam, Allah’ın gerçek mânâda mârufu emretmek, münkerden nehyetmek vazifesi verdiği insanlar kimlerdir?

Soru

Muhterem Hocam, Allah’ın gerçek mânâda mârufu emretmek, münkerden nehyetmek vazifesi verdiği insanlar kimlerdir?

Cevap

Onlar iradesini Allah’a teslim edenlerdir. Allahû Tealâ bunu Fussilet 33, 34, 35’de açıklıyor:

FUSSİLET-33: Ve men ahsenu kavlen mimmen deâ ilâllâhi ve amile sâlihan ve kâle innenî minel muslimîn(muslimîne).

Allah'a davet eden ve salih amel (nefs tasfiyesi) yapan ve: “Muhakkak ki ben teslim olanlardanım.” diyenden daha güzel sözlü kim vardır?

FUSSİLET-34: Ve lâ testevîl hasenetu ve les seyyieh(seyyietu), idfa’ billetî hiye ahsenu fe izellezî beyneke ve beynehu adâvetun ke ennehu veliyyun hamîm(hamîmun).

Hasene (iyilik) ve seyyie (kötülük), müsavi (eşit) değildir. (Kötülüğü) en güzel şekilde karşıla. O zaman seninle arasında düşmanlık olan kişi, samimi bir dost gibi olur.

FUSSİLET-35: Ve mâ yulakkâhâ illellezîne saberû, ve mâ yulakkâhâ illâ zû hazzın azîm(azîmin).

Ona (kötülüğü iyilikle karşılama hasletine), sabredenlerden ve hazzul azîm (en büyük haz) sahiplerinden başkası ulaştırılmaz.

“Allah'a davet eden, nefs tasfiyesi yapan ve ‘Ben teslim olanlardanım.’ diyen kişiden daha güzel sözlü kim vardır? İyilikle kötülük bir değildir. Sen kötülüğü iyilikle sav. Böyle yaparsan sana düşman olan kişi candan bir dost olur. Ama buna sabır sahipleri, buna sonsuz haz sahipleri ulaşır.”

Mârufu emretmenin münkerden nehyetmenin bir başka üç işareti de fevzul azîm, hazzul azîm ve ecrül azîmdir. Fevzul azîm, ecrül azîm ve hazzul azîm iradesini teslim eden, mârufu emreden, münkerden nehyedenlerin işaretlerini taşıyor. Ama kötülüğe karşı iyilikle mukabele etmek var. Allah’a ulaşan insan, her daim kötülüğe karşı iyilikle mukabele eden insandır. Kitabın bütününe tâbî olan ve Allah’a davet eden.

Mârufu emretmenin, münkerden nehyetmenin gerçek sahibi her devirde o devrin imamıdır. Sonra her kavimdeki diğer resûllerdir. Ondan sonra irşad makamının Allahû Tealâ tarafından sahibi kılınanlardır. Çünkü hepsinin iradesi Allah’a teslimdir. Bu kesim emr-i bi’l-mâruf ve nehy-i ani’l-münkerin gerçek sahipleridir. Münkerden nehyeden ve mârufla emreden insanlar kendilerine tâbî olunanlardır. İrşad makamının sahipleridir. Allah kimi irşad makamına tayin etmişse, kimin iradesini teslim almışsa Kendi iradesine bağlamışsa, ona verilen bu yetkiyi; mârufu emretmek, münkerden nehyetmek yetkisini ona veriyor. Çünkü o kişi kendiliğinden bir şey söyleyemez.

Hadîs-i şerifte şöyle buyuruluyor:

“Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim, mutlaka mârufu emredecek, münkerden şiddetle sakındıracaksınız. Onu yapmazsanız Allah’ın yüce katından size bir azap göndermesi muhtemeldir. Allah size azap eder. Dua ederseniz Allah duanızı kabul etmez.”

Öyleyse mârufu emretmek ve münkerden nehyetmek hepimizin vazifesi.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Sünen-i Tirmizi, İst.1401, c. IV, sh. 468

"Ya mârufla emreder, münkerden sakındırırsınız, ya bu görevi yapmazsınız ve Allah’ın katından size bir azap gelebilir. Bu azabın kalkması için dua etseniz dahi Allah dualarınızı kabul etmez."

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz'in (S.A.V) bir başka hadîsi şöyle:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Tirmizî, Buharî, Fasıl: Nefsin Afetlerine Temas Eden Hadisler, Dilin Afetleri, Râvî: Ümmü Habîbe, Hadis No: 5916

"Âdemoğlunun, emr-i bi’lma‘rûf veya nehy-i ani’l-münker veya Allah’ın zikri hâriç bütün sözleri lehine değil, aleyhinedir."

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 29 Ekim 2026Son güncelleme: 29 Ekim 20263 dk okuma0