Muhterem Hocam, Allah’ın İndi’nde bir tek din olmasına rağmen yahudilerin kutsal günü cumartesi, hristiyanların kutsal günü pazar, müslümanların kutsal günü cuma günü olmasını nası
Soru
Muhterem Hocam, Allah’ın İndi’nde bir tek din olmasına rağmen yahudilerin kutsal günü cumartesi, hristiyanların kutsal günü pazar, müslümanların kutsal günü cuma günü olmasını nasıl idrak etmeliyiz?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, tek şerîat. Yani burada hepimizin, mesela yahudilerin cumartesi günü bir araya gelip birbiriyle kaynaşmaları, hal ve hatır sormaları, 7 safha, 4 teslimi yaşayarak mutlu olmaları bunların en tabiî hakkı.
Yani mesela Efendimiz, şu anda bütün kardeşlerimiz belli günlerde ne yapıyorlar? Allah’ın zikir sohbetini yapıyorlar. Bu sohbetleri artıran kardeşlerimize Allah Resûlü Efendimiz izin veriyor mu? Veriyor.
Mesela haftada bir gün değil de iki gün biz sohbet yapacağız diyen kardeşimize “Hayır, sen yapamazsın.” diyebilir miyiz? Hayır.
Üç gün ben yapacağım diyen kişiye “Hayır, ne yapabiliriz?” diyebilir miyiz? Hayır.
Öyleyse bunu bu şekilde bir rahmet olarak düşünün. Yani yahudilerin cumartesi günü toplanmaları, hristiyanların pazar günü toplanmaları, müslümanların cuma günü toplanmaları rahmet midir? Yoksa eziyet midir? Rahmettir. İhtilâflar rahmettir.
Ve mesela bugün biz de ne diyelim? Haftada dört gün toplanacağız diyelim. Nurun âlâ nur. 4 gün Allah’ın koruması altına giriyoruz. Allah bizden bunu istiyor. Öyleyse bu zaviyeden bakmamız lâzım. Bir farklılık olarak düşünmememiz lâzım.
Sevgili kardeşlerim, bizim dışımızdaki insanların en büyük hatalarından bir tanesi de nedir biliyor musunuz? Efendimizden öğrendiğim, insanların yanlışlarıyla meşgul olmak.
Hiç unutmuyorum, tekrar ediyorum: Ulus’ta Efendimizin icra ettiği bir konferans vardı. Konferansın bitiminden sonra, işte nelerimiz eksik, nelerimizi daha iyi yapmamız lâzım diye bir tezekkür toplantısında, birileri Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in sahâbelerinden bahsetti. O gün bugün, hiç unutmuyorum: “Allahû Tealâ onlar hakkında bir şey konuşmamızı istemiyor.” buyurdu.
İşte ne yazık ki bugün insanlar, nasıl zaman içerisinde insanlar îmân tartışmasına girmişlerse, bu îmân tartışması onları bir faydaya, bir sonuca ulaştırmış mı? Sadece onları birbirinden ne yapmış? Ayırmış vaziyette. İşte bugün aynı şekilde olay.
Öyleyse sevgili kardeşlerim, eğer zanda bulunacaksak insanlar hakkında, nasıl zanda bulunmamız lâzım? Hüsnü zanda. Yani onların güzel taraflarını konuşacağız. İnsanların yanlışlarını konuşmak bizim işimiz değil.
Tekrar ediyorum, yani Âdem (A.S)’dan bugüne kadar insanlar birtakım hatalar yapmışlar. O hataları konuşmak bizim neyimiz değildir? Bizim haddimiz değil, sevgili kardeşlerim.
Konuşacaksak ne konuşacağız? Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de Âdem (A.S) ve evlatlarından bahsederken ne diyor? Onun bir evladı Habil, kendisini öldüren Kabil’e nasıl bir teslimiyet gösteriyor? Kur’ân’da onu söylüyor: “Takva sahibi olduğu için.”
Nuh (A.S) hakkında bahsederken, gemiye binenlerden bahsediyor. Hiç, “O boğulanlar şöyleydi, böyle kaçışıyorlardı.” diyor mu? Hiç böyle bir şey yok.
Yani Allah’ın sistemine de baktığımız zaman, geçmişte bahsettikleri nedir? Hep güzellikler ve çirkinliklerin sadece cezaya muhatap olduklarını ifade ediyor. Dolayısıyla biz de öyle olacağız. İnsanların yanlışları onlarla Allah arasında, biz ona girmeyiz.
Ve böyle bir ihtilâf, böyle bir şey rahmettir.
Devamını dileriz. Mesela bugün gönül zamanımız olursa, yahudiler cumartesi günü toplanıyorlar bir yerde, onların toplantısına izin verirlerse katılabilir miyiz? Evet. Hristiyanların pazar günkü kilise toplantısına katılabilir miyiz? Evet. Müslümanların cuma günü? Evet.
Yani insanların birlik ve beraberliğini biz desteklemeliyiz, sevgiyi yaymalıyız ve bütün insanlara sevgi gözlükleriyle bakmalıyız.
Zaten Mevlânâ’nın sözüdür: “Sevgi gözlükleriyle bakmayan, halka müderris olsa hakikatte (nedir?) asidir, isyandadır.” Allah razı olsun.