Muhterem Hocam, Allah’ın kulları üzerindeki hakkını açıklar mısınız?
Soru
Muhterem Hocam, Allah’ın kulları üzerindeki hakkını açıklar mısınız?
Cevap
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Sahih Buhari (2756)
Muaz b. Cebel (R.A) şöyle anlatmaktadır:
“Ey Muaz! Allah’ın kullar üzerindeki hakkı ve kulların Allah üzerindeki hakkı nedir, biliyor musun?” dedi.
Ben, “Allah ve Resûl'ü, daha iyi bilirler.” dedim.
Şöyle buyurdu:
“Allah’ın kullar üzerindeki hakkı, hiçbir şeyi ortak kılmadan O’na ibadet etmeleridir.
Kulların Allah üzerindeki hakkı ise, Kendisine hiçbir şeyi ortak koşmayanlara azap etmemesidir.”
Ben, “Ey Allah’ın Resûl'ü! İnsanlara bu haberin müjdesini vermeyeyim mi?” dedim.
“Onlara müjde verme ki, güvene kapılmasınlar!” buyurdu.
Allah’ın kulları üzerindeki hakkı, onların Allah’a şerr koşmamasıdır. Bu şerr tabiî sizin de öğrendiğiniz gibi açık şirk değil. Artık ümmeti Muhammed (S.A.V) için açık şirk tehlikesi yok. Ama gizli şirk çok fena. Karıncanın ayak sesinden daha fazla gizli olan gizli şirk. İşte kimdir gizli şirkin içinde olanlar derseniz; hüsranda olanlar. Amel terazisi hafif gelenler. Kur'ân-ı Kerim'i hayatlarına tatbik etmeyenler. Ama amel terazisi ağırlaşanlar kimlerdir?
Tek bir dilekle günahı ne olursa olsun, yüz kişinin katili bile olsa, ne düşünürseniz düşünün, o yüz kişinin katili: "Ben tövbe edersem Allah benim tövbemi kabul eder mi?" Evet, diyor. Ama bir hakikati ifade ediyor. "Bu günah beldesinden çıkacaksın ve falan yerde Allah'ın kulları var. Onlara intisab edeceksin." dediği zaman onların dediğini aynen harfiyen tatbik ediyor. Ve o katil olan insan bile tek bir dilekle kurtuluşa ulaşıyor. Amel terazisi ağırlaşıyor. Hüsrandan kurtulabiliyorlar.
Bu dilek nasıl bir sır ki, dilediğiniz an anında sizi kurtuluşa ulaştırıyor? Bu dilek ruhumuzun talebi. Dikkat ederseniz ruhumuzun cennetle, cehennemle bir ilgisi yok. Bu dünya hayatını yaşarken emaneten bize verilmiş, ölümle de mutlaka sahibine dönecek olan, teslim olacak olan Allah’ın bizdeki temsilcisi, emaneti. İşte insanoğlu için Allah’ın o müstesna güzelliğini kişi yaşamak istiyorsa mutlaka Allah’ın emanetine uygun bir hayatı yaşamak durumundadır. Ruhun tâbiiyetindeki hayata baktığımız zaman kutsal kitaplarda Rabbimiz 7 safha, 4 teslim olarak zikrediyor:
1. Safha: Allah’a Ulaşmayı Dilemek (Farz Kılınmıştır)
1. TEVRAT
SAMUEL 7:3,4: Samuel İsrail halkına şöyle dedi: “Eğer bütün yüreğinizle RAB’be dönmeye niyetliyseniz, yabancı ilahları ve Tanrıça Aştoret’in putlarını aranızdan kaldırın. Kendinizi RAB’be adayıp yalnız O’na kulluk edin. RAB de sizi Filistinliler’in elinden kurtaracaktır.”
2. İNCİL
MATTA 7:7,8: “Dileyin, size verilecek; arayın, bulacaksınız; kapıyı çalın, size açılacaktır. Çünkü her dileyen alır, arayan bulur, kapı çalana açılır.”
3. KUR’ÂN-I KERİM
RÛM-31: “O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O’na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.”
2. Safha: Mürşide Tabii Olmak (Farz Kılınmıştır)
1. TEVRAT
SAYILAR 11:17,29: Ben inip seninle orada konuşacağım. Senin üzerindeki Ruh’tan alıp onlara vereceğim. Halkın yükünü tek başına taşımaman için sana yardım edecekler. Ama Musa, “Sen benim adıma mı kıskanıyorsun?” diye yanıtladı, “Keşke RAB’bin bütün halkı peygamber olsa da RAB üzerlerine Ruhu’nu gönderse!”
2. İNCİL
MATTA 3:5,6: Yeruşalim, bütün Yahudiye ve Şeria yöresinin halkı ona geliyor, günahlarını itiraf ediyor, onun tarafından Şeria Irmağı’nda vaftiz ediliyordu.
MATTA 3:11: Gerçi ben sizi tövbe için suyla vaftiz ediyorum, ama benden sonra gelen benden daha güçlüdür. ...O sizi Kutsal Ruh’la ve ateşle vaftiz edecek.
3. KUR’ÂN-I KERİM
MÜ’MİN-15: Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, kullarından dilediği kişinin üzerine Allah’a ulaşma gününün geldiğini (o kişinin ruhuna) ihtar etmek için, emrinden (Allah’ın emrini tebliğ edecek) bir ruh (devrin imamının ruhunu) ulaştırır.
3. Safha: Ruhun Allah’a Teslimi (Farz Kılınmıştır)
1. TEVRAT
NAHUM 1:7: RAB iyidir, Sığınaktır sıkıntı anında. Korur kendisine sığınanları.
2. İNCİL
ELÇİLERİN İŞÇİLERİ 3:19,20: Öyleyse, günahlarınızın silinmesi için tövbe edin ve Allah’a dönün. Öyle ki, Rab size yenilenme fırsatları versin ve sizin için önceden belirlenen Mesih’i, yani İsa (A.S)’yı göndersin.
3. KUR’ÂN-I KERİM
RAD-21: Ve onlar Allah’ın, (ölümden evvel) Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.
4. Safha: Fizik Vücudun Allah’a Teslimi (Farz Kılınmıştır)
1. TEVRAT
TESNİYE 5:20,21: Komşuna karşı yalan yere tanıklık etmeyeceksin. Komşunun karısına kötü gözle bakmayacaksın. Komşunun evine, tarlasına, erkek ve kadın kölesine, öküzüne, eşeğine, hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin.
2. İNCİL
Korintoslulara 1. Mektup 6:19, 20: Bedeninizin, Allah’tan aldığınız ve içinizdeki Kutsal Ruh’un tapınağı olduğunu bilmiyor musunuz? Kendinize ait değilsiniz. Bir bedel karşılığı satın alındınız; onun için Allah’ı bedeninizde yüceltin.
3. KUR’ÂN-I KERİM
YÂSÎN-60: Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki; o, size apaçık bir düşmandır.
YÂSÎN-61: Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.
5. Safha: Nefsin Allah’a Teslimi (Farz Kılınmıştır)
1. TEVRAT
YEREMYA 4:14: Ey Yeruşalim, yüreğini kötülükten arındır ki, kurtulasın. Ne zamana dek yüreğinde kötü düşünceler barındıracaksın.
2. İNCİL
GALATYALILAR 6:14: Bana gelince, Rabbimiz İsa Mesih’in çarmıhından başka bir şeyle asla övünmem. O’nun çarmıhı aracılığıyla, dünya benim için ölüdür, ben de dünya için.
ROMALILAR 6:18: Günahtan özgür kılınarak salahın köleleri oldunuz.
3. KURÂN-I KERİM
NİSÂ-103: Namazı bitirdiğinizde; ayaktayken, otururken ve yan üzereyken (yan üstü yatarken), Allah’ı hep zikredin! Güvenliğe kavuştuğunuzda namazı erkânıyla kılın. …
6. Safha: İrşada Ulaşmak (Farz Kılınmıştır)
1. TEVRAT
YEREMYA 32:38-40: ... Tek bir yürek, tek bir yaşam tarzı vereceğim onlara; gerek kendilerinin gerekse çocuklarının iyiliği için benden hep korksunlar. Onlarla kalıcı bir antlaşma yapacağım: Onlara iyilik etmekten vazgeçmeyecek, benden hiç ayrılmasınlar diye yüreklerine Allah korkusu salacağım.
2. İNCİL
MARKOS 12:29-33: İsa şöyle karşılık verdi: “En önemlisi şudur: Dinle, ey İsrail! Allah’ımız tek Rab’dir. Allah’ı Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla ve bütün gücünle seveceksin. İkincisi de şudur: Komşunu kendin gibi seveceksin. .....
3. KUR'ÂN-I KERİM
BEYYİNE-5: Onlar emrolunmadılar. Sadece hanifler olarak, Allah için dinde halis (nefslerini halis kılmış) kullar olmakla emrolundular. Ve namaz kılmakla ve zekat vermekle emrolundular. İşte kayyum olan din budur.
7. Safha: İradeyi Allah’a Teslim Etmek (Farz Kılınmıştır)
1. TEVRAT
DANİEL 12:3: Bilgeler gökkubbe gibi, birçoklarını doğruluğa döndürenler yıldızlar gibi sonsuza dek parlayacaklar.
2. İNCİL
LUKA 6:27-29: ...Düşmanlarınızı sevin, sizden nefret edenlere iyilik yapın, size lanet edenler için iyilik dileyin, size hakaret edenler için dua edin. Bir yanağınıza tokat atana öbür yanağınızı da çevirin. Abanızı olandan mintanınızı da esirgemeyin.
3. Kur'ân-I KERİM
EN'ÂM-97: Ve kara ve denizin karanlıklarında (nefsin afetlerinin karanlığında) onunla yolunuzu bulmanız (hidayete ermeniz) için yıldızları (nebîler, resûller, mürşidler) kılan O’dur. Bilen bir kavim için, âyetleri detayları ile açıkladık.
Yani dinler yok, ezelî ve ebedî tek bir din var. Evet, kutsal kitaplarda, İncil’de de, Tevrat’ta da Allah’ın bildirdiği 7 safha, 4 teslimden oluşan, babamız İbrâhim’in hanîf dini, Arapça diliyle İslâm. Sevgili kardeşlerim, hepimiz mutluluğu arıyoruz. Rabbimiz herkesten mutlu olmasını istiyor. Farz kıldığı ibadetlerin temelinde bizler için ağır bir yük yok. İster namaz, ister oruç, ister vasıta emirlerin hangisine bakacak olursak, onları icra ettiğimiz zaman bizim mutluluğumuz arkasında gizli. Sadece Allah bizden mutlu olmamızı istiyor.
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Kütübü sitte, Kenzu’l-Ummal, h. No: 576.
"Sizden bir kimse cennet ehlinin amellerini öyle işler ki, kendisi ile cennet arasında sadece bir arşın mesafe kalır; derken kitabın hükmü ön plana çıkar ve o kimse bu sefer cehennem ehlinin amellerini işlemeye başlar ve cehenneme girer. Yine bir kimse cehennem ehlinin amellerini öyle işler ki, kendisi ile cehennem arasında sadece bir arşın mesafe kalır; derken kitabın hükmü ön plana çıkar ve o kimse cennet ehlinin amellerini işlemeye başlar ve cennete girer."
"Öyle insanlar var ki cehennem ehlinin amel işlerler ama cennete gideceklerdir." Nasıl oluyor? Kitabın hükmü devreye giriyor. İşte bu kitabın hükmü dediğimizde yine karşımıza Kur’ân çıkıyor. Kur’ân’ın hükmü diyor ki: Ona davet ulaşıyor, Allah’ın daveti. Eğer Allah’a ulaşmayı dilersen, bu dileği Allah'ın kalbinde görmesi hâlinde Rahîm esmasıyla tecelli edecek Allahû Tealâ sana. Ve 7 furkanla bütün günahlarını Allah örter. Ve o günahların örtülmesi hasebiyle hiçbir cennet ehlinin amelin yoktur, hiçbir şeyin yoktur. Sadece davete icabet ettiği için Allahû Tealâ 7 furkanla birlikte günahlarını örtüyor ve birinci kat cennetin sahibi oluyor.
İşte Allah’ın sekiz milyar insandan istediği tek şey, bu vazifenin insanlar tarafından icra edilmesi. Vazife ne? Allah’a ulaşmayı dilemek. Allah bizden kaldıramayacağımız bir şeyi istemiyor. Ruhu bize vermiş. Ruhta 19 tane haslet var. Bu 19 hasletten bir tanesi sevgi ve doğal olarak insanla ruh arasındaki, Allah’la ruh arasındaki sevgiye dayalıdır; yani sevgi ilişkisine dayalıdır. Ve bu sevginin tezahürü bir dilekle gerçekleşiyor: kalpten Allah’a ulaşmayı dilemek. Zaten ruh diliyor ama marifet, ruhtaki o güzelliklerin nefse intikali, nefse taşınmasıdır.
İşte başlangıç noktasında nefsimizde 19 afet var. Ve bu afetlerin kalpten çıkabilmesi, tamamen silinip yerine Allah’ın katındaki faziletlerin yerleşebilmesi, kalbin kapısının açılmasına bağlıdır. İşte kimdir kalbine rahmet nuru giren kişi? Göğsünden kalbine Allah’ın nur yolu açtığı kişi. Allahû Tealâ kalbe nur yolunu mu açıyor? Evet. Ama kimlerin açıyor, kimlerin açmıyor? İşte Allah Resûlü (S.A.V) yine başka bir hadîste buyuruyor:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Muslim - Riyadussalihin s.137
“Ey insanlar! Hepiniz dalâlettesiniz. hidayete erdirdiklerim müstesna. Dileyin ki sizi hidayete erdireyim.
Ey kullarım, ben zulmü kendime haram kıldım, sizin aranızda da zulmü haram kıldım. O halde birbirinize zulmetmeyiniz.
Ey insanlar! Hepiniz Allah’a muhtaçsınız. Nimetlendirdiklerim müstesna. Dileyin ki sizi nimetlendireyim.”
Öyleyse sevgili kardeşlerim, kalbimizin kapısının açılması hidayeti dilememizle mümkündür. Hidayeti dilemeyen insanlar hangi ibadeti yaparlarsa yapsınlar, asla kalp kapıları açılmadığı için, rahmet nuru kalbe girmediği için evet fizikî beden olarak vasıta emirleri yerine getirirler ama ameller boşa gidiyor. İşte Allahû Tealâ insanlık tarihi boyunca bize kulağımıza küpe olacak vaazını veriyor. Zumer 65:
39/ZUMER-65 Ve lekad ûhıye ileyke ve ilâllezîne min kablike, le in eşrakte le yahbetanne ameluke ve le tekûnenne minel hâsirîn(hâsirîne).
Ve andolsun ki, sana ve senden öncekilere: “Gerçekten eğer sen şirk koşarsan (Allah’a ulaşmayı dilemezsen), amellerin mutlaka heba olur. Ve mutlaka hüsrana düşenlerden olursun.” diye vahyolundu.
İşte Resûlullah (S.A.V)’in işaret ettiği, Muaz bin Cebel (R.A)’a sorduğu sualde de bu vardır. Allah’ın kulları üzerindeki hakkı nedir? Kulların Allah’a şirk koşmaması.
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Sahih Buhari (2756)
Muaz b. Cebel (R.A) şöyle anlatmaktadır:
“Ey Muaz! Allah’ın kullar üzerindeki hakkı ve kulların Allah üzerindeki hakkı nedir, biliyor musun?” dedi.
Ben, “Allah ve Resûl'ü daha iyi bilirler.” dedim.
Şöyle buyurdu:
“Allah’ın kullar üzerindeki hakkı, hiçbir şeyi ortak kılmadan O’na ibadet etmeleridir.
Kulların Allah üzerindeki hakkı ise, Kendisine hiçbir şeyi ortak koşmayanlara azap etmemesidir.”
Ben, “Ey Allah’ın Resûl'ü! İnsanlara bu haberin müjdesini vermeyeyim mi?” dedim.
“Onlara müjde verme ki, güvene kapılmasınlar!” buyurdu.
Şirkten kurtuluş neyledir? Tek bir dilekle, kalpten Allah’a ulaşmayı dilemek. Nereden biliyoruz? Hep Kur’ân açıklıyor. Rûm 31:
30/RÛM-31 Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
Öyleyse Allah’ın bidâyette işaret ettiği, mutlaka yerine getirmemizi istediği şey takvâ sahibi olmak ve bir dilekle şirkten kurtulmaktır. Hamd eder, şükrederiz. Bu güzelliklerin hepsini, 14 asır evvel geleceğini bize müjdelediği, “ümmetimin en hayırlısı” diye buyurduğu Mehdi (A.S)'ı Efendimiz’den öğrendik. Çünkü hiçbirimiz, ben itiraf ediyorum, Kur’ân’ın harfini bilmezken ona intisap ettikten sonra Allahû Tealâ onun lisanıyla bizlere Kur’ân-ı Kerim’i öğretti. Ve şu anda konuştuklarımızın hepsi Efendimiz’in açıklamalarıdır.
Yani kısacası Efendimiz Allah’tan, biz de Efendimiz'den öğrenmemiz hasebiyle hepimiz Kur’ân-ı Kerim’i kitaplardan değil, Allah’tan öğrendik. İşte Kur’ân-ı Kerim’i ebedî olan, diri olan Rabbimizden öğrenmek var. Bir de Kur’ân-ı Kerim’i ölülerden, kitaplardan öğrenmek var. İkisinin arasında fark var. Diri olandan öğrendiğiniz an o Kur’ân sizi dönüştürür. Neye dönüştürür? Kur’ân’ın ahlâkıyla sizi gerçekten güzide, Allah’ın istediği, Allah’ın dostuna lâyık olan bir ahlâkla sizi ahlâklandırır ve siz hayatınızın içerisinde herkesle el ele, gönül gönüle bir sevgi yumağı içerisinde bir hayat yaşarsınız.
Evet, insanlar başka insanlara düşman olabilir ama Allah’ın yoluna giren, Allah’a ulaşmayı dileyen, tâbiyetini gerçekleştiren herkes bilir ki asıl mesele bizim insanlara ne verdiğimizdir, insanların bizimle olan ilişkileri değil. Çünkü onların bizimle olan ilişkileri onlarla Allah arasındadır. Ama biz insanlara ne verebiliyoruz? Vermemiz gerekir mi? Evet. Mutlu olmak istiyorsak bunun yolu vermekten geçer. Neyi vereceğiz? Sahip olduğumuz herşeyi. Sahip olduğumuz herşeyi onlarla paylaştığımız zaman aslında kimin malını kime veriyoruz? Allah’ın bize verdiklerini tekrar Allah yolunda infak ederek O’na veriyoruz.
Dolayısıyla sevgili kardeşlerim, hayat çok ama çok ama çok güzel. Yeter ki biz bu hayatı Kur’ân ile yaşayalım. Mucize-i bâkî olan Kur’ân tüm insanların hidayetine vesiledir. Allah Resûlü (S.A.V) şöyle buyuruyor: “Benden önceki her peygambere insanların hidayetine vesile olacak bir mucizeyi Allahû Tealâ vermiştir. Bana verilen mucize kelâm nev’inden olan Kur’ân-ı Kerim’dir.
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Buhârî, İ’tisam 1, Fedâilü’l-Kur’ân 1; Müslim, Îmân, 279
""""Gönderilen her peygambere, insanların hidayetine vesîle olacak bir mûcize muhakkak verilmiştir. Bana verilen de Allâh’ın bana vahyettiği kelâm nev’inden olan Kur’ân-ı Kerim’dir.""
Öyleyse kurtuluş Kur’ân’dadır. Kur’ân tüm insanlar için bir mutluluk davetçisidir. Kur’ân tüm insanlar için bir mutluluk reçetesidir. Ve Kur’ân bütün insanlar için mutluluk garantisidir. İşte bu Kur’ân’da Allah’ın ipinden bahsediliyor. “Allah’ın ipi var mı?” diyeceksiniz. Evet. Çünkü Âli İmrân 103’te şöyle buyuruyor Rabbimiz:
3/ÂLİ İMRÂN-103 Va’tasımû bihablillâhi cemîân ve lâ teferrakû, vezkurû ni’metallâhi aleykum iz kuntum a’dâen fe ellefe beyne kulûbikum fe asbahtum bi ni’metihî ihvânâ(ihvânen), ve kuntum alâ şefâ hufratin minen nâri fe enkazekum minhâ, kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihî leallekum tehtedûn(tehtedûne).
Ve hepiniz, Allah’ın ipine sımsıkı tutunun, fırkalara ayrılmayın! Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki ni’metini hatırlayın; siz (birbirinize) düşman olmuştunuz. Sonra sizin kalplerinizin arasını birleştirdi, böylece O’nun (Allah’ın) nimeti ile kardeşler oldunuz. Ve siz ateşten bir çukurun kenarında iken sizi ondan kurtardı. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklıyor. Umulur ki böylece siz hidayete erersiniz.
Hepiniz toptan Allah'ın ipine sarılın. Allah'ın ipi; Sıratı Müstakîm. Ama aynı zamanda Allah'ın ipi Kur-an-ı Kerim. Nereden biliyoruz? Hadîs-i şerifte Allah Resûl'ü (S.A.V) buyuruyor ki:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Ahmed b.Hanbel’in Müsned, Tirmîzi
“Yakında, kopkoyu karanlık gece parçaları gibi fitneler olacaktır.” Hz. Ali: “Ey Allah’ın Resûlü! O fitnelerden kurtuluş yolu nedir?” diye sorduğunda, Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz buyurdular ki: “Mukaddes ve Yüce olan Allah’ın Kitab’ıdır. O’nda sizden öncekilerin, sizden sonrakilerin haberi ve kendi aranızdakinin hükmü vardır. O, Allah’ın kesin sözüdür. Kim ki, kibrinden dolayı o Kitab’ı terk ederse, Allah onun belini kırar. Kim de hidayeti O’ndan başkasında ararsa, Allah, o kimseyi dalâlette bırakır. O, Allah’ın sapasağlam bir ipi, apaçık bir nuru ve Sıratı Müstakîm’e ulaştıran hikmet dolu bir haberidir.”
Kur’ân’da sizden öncekilerin haberi, sizden sonrakilerin haberi ve aranızdaki hüküm vardır. Yani Kur’ân-ı Kerîm tüm zamanların kitabıdır. Kur’ân-ı Kerim Allah’ın kanunlarını içeriyor. Nedir bu kanunlar? Allah’ın biz insanlardan yapmamızı istediği emirler vardır. Allah’ın uymamızı istediği yasaklar vardır.
Öyleyse ana kaynağımız dinde Kur’ân-ı Kerim’dir. Emirler vardır ve nehiyler vardır. Bu emirlere itaat eden, yasaklara uyanların mükâfatı cennettir. Bu dünyada yaşayacakları mutluluk vardır. Bu emirlere isyan eden, yasakları işleyenlerin gideceği yer cehennemdir. Bu dünyada mutsuzluk vardır. Ve bize örnek gösterilen sahâbe bunların hepsini yerine getirmiştir. Yani kitabın bütününe tâbî olmuşlardır. İşte sahâbenin yaşadığı Kur’ân’daki 7 safha:
PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V) VE SAHÂBENİN (MUHACİR VE ENSARIN) YAŞADIĞI YEDİ SAFHA İSLÂM
BAKARA-151: Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, (A)âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve (B)sizi (nefsinizi) tezkiye (ve tasfiye) etsin, (C)size Kitap’ı (Kur’ânı Kerim’i) ve (D)hikmeti öğretsin ve (E)(hikmetin özü olan) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.
(A) - Âyetlerin Tilaveti
1 - Allah’a Ulaşmayı Dilemek
ZUMER–17: Ve onlar ki; taguta kul olmaktan içtinap ettiler. Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır...
ENFÂL–29: Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız size furkan sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder...
2 - 12 İhsanla Mürşide Tâbi Olmak
MUMTEHİNE–12: ...sana tâbi olmak için geldikleri zaman, artık onların biatlerini kabul et ve onlar için Allah’tan mağfiret dile...
(B) - Nefs Tezkiyesi
3 - Ruhun Allah’a Teslimi
RA’D–21: ...Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar...
(C) - Kitabın Öğretilmesi
4 - Fizik Vücudun Allah’a Teslimi
ÂLİ İMRÂN–20: ...de ki; “Ben ve bana tâbi olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah’a teslim ettik.” O kitap verilenlere ve ümmîlere: “Siz de vechinizi (fizik vücudunuzu) (Allah’a) teslim ettiniz mi?” Eğer teslim ettilerse, o takdirde, hidayete ermişlerdir...
(D) - Hikmetin Öğretilmesi
5 - Nefsin Allah’a Teslimi
ZUMER–18: Onlar, sözü işitirler, böylece onun en ahsen olanına tâbi olurlar. İşte onlar, Allah’ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulû’l’elbabtır (daimi zikrin sahipleri).
6 - İrşada Ulaşmak
BAKARA–139: De ki: “Allah hakkında bizimle mücadele mi ediyorsunuz? Ve O, bizim de Rabbimizdir, sizin de Rabbinizdir. Ve bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de size aittir. Ve biz, O’na muhlis olanlarız (dini O’na hâlis kılanlarız).
HUCURÂT–7 ...Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irşad olanlardır.
(E) - Hikmetin Ötesi
7 - İradeyi Allah’a Teslim Etmek
TEVBE–100: O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini Allah’a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınanlar): Onların bir kısmı muhacirinden bir kısmı ensardan ve bir kısmı da onlara ihsânla tâbi olanlardandı...
Sâbikûn-el evvelîn olmuşlar. Sizler de nesiniz? Sâbikûn-el âhirîn. Sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ o kadar mucize-i bâkî olarak bu Tevbe 100'ü bize açıklıyor ki dikkat edin:
9/TEVBE-100 Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâri vellezînettebeûhum bi ihsânin radıyallâhu anhum ve radû anhu ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehâl enhâru hâlidine fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu).
O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini Allah'a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınanlar): Onların bir kısmı muhacirînden (Mekke'den Medine'ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine'deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.
O hayırlarda ileri geçenler; adları ne? Muhacirîn ve ensâr. Sizler de muhacirînsiniz. Nasıl muhacirîn? Allah Resûl'ü (S.A.V) Efendimiz şöyle buyuruyor:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Ebû Dâvûd, Cihâd, 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1, 192.
“Tövbe sona ermedikçe hicret de sona ermez. Güneş battığı yerden doğmadıkça da tövbe sona ermez.”
"Tövbe ile hicret mi başlıyor Hocam?” Evet. Tövbe ile hicretimiz başlıyor. Hepiniz tövbe kapısından geçtiniz mi? Hicretiniz başladı. Neyin hicreti? Ruhunuzun Allah'a hicreti. İşte Ankebût sûresinin 26. âyet-i kerimesinde:
29/ANKEBÛT-26 Fe âmene lehu lût (lûtun) ve kâle innî muhâcirun ilâ rabbî, innehu huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Bundan sonra Lut (A.S), O’na (İbrâhîm (A.S)’a) îmân etti (tâbî oldu) ve dedi ki: "Muhakkak ki ben, Rabbime hicret edecek olanım (ruhumu yaşarken Allah’a ulaştıracağım). Muhakkak ki O; Azîz’dir (çok yücedir), Hakîm’dir (hüküm sahibidir).
Hamd eder, şükrederiz. Hepimiz Rabbimizin temel emrine uyduk. Ruhun dünya hayatında Allah’a ulaşması ve 12 farz emirlere itaat ederek biz de Allah’a hicret kafilesinin içerisinde yer aldık. Ruhumuz sıratı müstakîm üzerinden seyr-i sülûk ile Allah’a ulaştı. Hicret kafilesinin içerisinde Rabbimize hicret ettik. Böylece muhacirîn olduğumuzu anladık. Acaba nasıl ensâr olacağız? İşte asıl mesele bu sevgili kardeşlerim.
Şu anda insanların yüzde doksanından fazlası ne yazık ki kutsal kitaplardaki Rabbimizin hakikatlerini bilmiyor. Ve onlar melâini bir hayat içerisinde, etraflarından öğrendikleri zanlarla dini yaşıyorlar. O zanlarla dini yaşayanlar acaba Allah’ın istediği hedefe, mutluluğa ulaşabilirler mi? Hayır. Zanlarla hiç kimse mutluluğu yaşayamaz.
Her zaman söylüyorum: İnsanı pozitif istikamette dönüştürebilecek olan tek Zat O, Allah’tır. Ve Allahû Tealâ’nın bize uzattığı bir yardım eli var. Bu, Allahû Tealâ’nın tayin ettiği mürşidlerdir. Ama öncelikle o hadîse tekrar dikkatinizi çekmek istiyorum. Kur’ân-ı Kerim bütün zamanların kitabıdır. Kim bu Kur’ân-ı Kerim’i terk ederse, kibrinden dolayı Allah onun belini kırar. Kim hidayeti Kur’ân’dan başka bir yerde ararsa Allah onu dalâlete bırakır.
Kur’ân-ı Kerim, insanı Allah’a ulaştıran hikmet dolu haberi, Allah’ın ipidir. Öyleyse her zamanın kitabı olan Kur’ân-ı Kerim’i öğrenmeden dinimizi yaşayamayız. Neden böyle diyoruz? Çünkü ilim ibadetin imamıdır. İlimsiz sofu şeytanın maskarasıdır. Hayatımızı mutlaka Kur’ân ile tanzim etmek durumundayız.
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Bihar-ül Envar, c.92, s.29
“Saadetli insanlar gibi yaşamak isteyen, şehitler gibi ölmeyi arzulayan ve kıyamet gününde kurtulmayı dileyen, mahşer gününde arşın gölgesi altında bulunmayı arzulayan, dalâletten kurtulup hidayet üzere hidayet bulmayı istiyorsanız, Kur’ân-ı Kerim’i ders alın. Kur’ân-ı Kerim’i her yönüyle öğrenmeye çalışın. Şüphesiz Kur’ân-ı Kerim, Rahmân’ın kelâmıdır ve şeytana karşı insanı koruyan bir kalkan ve amel terazisini ağırlaştırandır.”
1. Mutlu olmak isteyen,
2. Şehit olmak isteyen,
3. Kıyâmet gününde kurtulmayı dileyen,
4. Mahşer gününde arşın gölgesi altında bulunmayı arzulayan,
5. Dalâletten kurtulmayı isteyen,
6. hidayete kavuşmayı isteyen,
Kur’ân-ı Kerim’i ders alsın. Kur’ân-ı Kerim’i her yönüyle öğrenmeye çalışsın.
Çünkü Kur’ân-ı Kerim,
1. Rahmân’ın kelâmıdır.
2. Şeytana karşı insanı koruyan bir kalkandır.
3. Amel terazisini ağırlaştırandır.
Şu anda ensardan olmak istiyor musunuz? Dilden mi, kalpten mi? İşte insanlarla Kur’ân-ı Kerim’i konuşacaksınız. Allah Resûl'ü (S.A.V) hadîsinde şöyle buyuruyor:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Buhârî, Edeb, 31, 85; Müslim, Îmân, 74, 75.
“Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse, komşusuna eziyet etmesin. Allah’a ve ahiret gününe iman eden, misafirine ikramda bulunsun. Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse, ya hayır söylesin veya sussun.”
İşte sosyal hayatta etrafımızda hep insanlar var. Birincil hedefimiz, Allah’la ilişkilerimizde olduğu gibi, etrafımızdaki insanlara sıkıntı vermemektir. Çünkü bileceksiniz ki Allah’ın kanunu şu: Siz kime hangi sıkıntıyı verirseniz onu mutlaka siz yaşarsınız. (Men dakka dukka) Etki-tepki prensibi gereğince. Yani aslında siz başkasına rahatsızlık verdiğiniz zaman kime vermiş oluyorsunuz? Kendinize. İşte iblis bile bunu bize söylüyor. İbrâhîm 22’de;
14/İBRÂHÎM-22 Ve kâleş şeytânu lemmâ kudıyel emru innallâhe vaadekum va’del hakkı ve vaadtukum fe ahleftukum, ve mâ kâne liye aleykum min sultânin illâ en deavtukum festecebtum lî, fe lâ telûmûnî ve lûmû enfusekum, mâ ene bi musrihikum ve mâ entum bi musrihiyy(musrihiyye), innî kefertu bi mâ eşraktumûni min kabl(kablu), innez zâlimîne lehum azâbun elîm(elîmun).
Şeytan, emir yerine getirildiği zaman şöyle dedi: “Muhakkak ki; Allah, size “hak olan vaadini” vaadetti. Ve ben de size vaadettim. Fakat ben, vaadimden döndüm. Ve ben, sizin üzerinizde bir güce (sultanlığa, yaptırım gücüne) sahip değilim. Sadece sizi davet ettim. Böylece siz, bana icabet ettiniz. Artık beni kınamayın! Kendinizi kınayın! Ve ben, sizin yardımcınız değilim. Siz de, benim yardımcım değilsiniz. Gerçekten ben, sizin beni ortak koşmanızı daha önce de inkâr ettim. Muhakkak ki; zalimlere acı azap vardır.”
İşte sevgili kardeşlerim, unutmayalım. Birincil görevimiz bu nefsi dizginlemek. Bu nefsin etrafımızdaki insanlara rahatsızlık vermemesi. İşte Allah Resûl'ü (S.A.V) onun için söylüyor: “Allah’a ve yevmil âhire îmân ediyorsanız komşunuza eziyet etmeyeceksiniz.” Siz eziyet ederseniz eziyet edilirsiniz. Hiç unutmayın, mutlaka. O zaman elimizi başkasına zarar vermekten koruyacağız, çekeceğiz Allah’ın izniyle.
Ve bir başka görev daha var. Yine aslında Rabbimizin bizden istediği, etrafımızdaki insanlara diyargam olmak. “Allah’a ve yevmil âhire îmân eden kişi komşusuna, misafirine ikram etsin.” Sevgili kardeşlerim, herkes yakın komşumuz, uzak komşumuz ama bir şekliyle misafirimiz. Dışımızdaki herkese yaptığımız yardım bu nev’inden bir yardımdır. Ama bir şey daha söylüyor: “Allah’a ve yevmil âhire îmân eden kişi ya hakkı konuşsun ya sussun.” Yani hayatınızın her anında ya Kur’ân konuşacaksınız ya da susacaksınız. Efendimiz’in sözünü hiç unutmayın: “Susan kazandı.” O zaman mutluluk hedefi nerede? Susmakta, daimî zikirde. İşte oraya ulaşmak hepimizin hedefi.
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Tirmizî, Kıyâmet, 50/2501; Dârimî, Rikâk, 5.
“Susan kurtulmuştur.”
Hamd eder, şükrederiz. Rabbimizin lütfu keremiyle çok kısa sürede ne yapıyoruz? Hedefimize Allah bizi ulaştırıyor. Bir dilekle ruhumuzu kendisine ulaştırıyor. Muhacirîn olarak, Allah’ın dostu olarak hayatı yaşamaya başlıyoruz. Ama ensâr olmamız lazım. İşte bu ensâr olma noktasında da, dışımızda insanların yüzde doksanından fazlası Kur’ân hakikatlerini bilmiyor. O bilmeyenlere ne yapmamız lâzım? Onların da bilmesi istikametinde, onların mutluluğu istikametinde onlara tebliğ yapmamız lazım. Bu tebliğ onlara yapılan bir yardım mıdır? Ne diyorsunuz? Evet. İşte Allah, Muhammed suresinin 7. âyet-i kerimesinde buyuruyor ki:
47/MUHAMMED-7 Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tensurûllâhe yensurkum ve yusebbit akdâmekum.
Ey âmenû olanlar! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.
O zaman sevgili kardeşlerim, tek bir dilekle 3 tane cennet ve dünya saadetinin yarısını yaşayan siz sevgili kardeşlerimiz, eminim ki bu mutluluğu yaşadıktan sonra “Ben neden yüzde yüz mutlu olmayayım?” diye harekete geçersiniz. Bu da ancak neyle mümkündür? Yine Allah’ın yardımıyla. Ama o yardımı alabilmenizin vasıtası ne? Sizin başkasına vereceğiniz yardım. Yardım ederseniz yardım edilirsiniz. Bu Allah’ın değişmez kanunudur. O zaman eğer siz Rabbinizin yardımını istiyorsanız, bunun yolu başkalarına yardım etmekten geçer. Yani ne ekersek onu biçiyoruz. Dünya âhiretin tarlasıdır ve sonsuz bir Rabbimizin rahmeti söz konusudur. Bir dilekle Allahû Tealâ bizi kendisine dost kılıyor ve bundan sonra “Benim için yaşayın.” diyor. Çünkü siz benim kulum oldunuz.
Yaratılış gayemiz Allah’a kul olmak. Kul olmak başkaları için yaşamak, başkaları için yaşamak da onları mutlu etmektir. Ama mutlu etmek Kur’ân-ı Kerim’den geçer. Kur’ân âyetlerinin hayatımıza tatbikinden geçer. Kur’ân yoksa mutluluk yok. Ya Kur’ân ya hüsran. İşte hamd eder, şükrederiz; bu hakikati Efendimiz bizlere öğretti ve o günden bugüne hayatımızı Kur’ân’la yaşıyoruz. Tüm kardeşlerimiz Kur’ân âyetlerini konuşmaya başladığı zaman hemen etraftaki insanlar “Siz Mihr Vakfı’nın müntesiplerisiniz, Kur’ân’la hiç kimse sizinle baş edemez.” diyorlar. Çünkü bir âyet değil, iki âyet değil, birçok âyet hafızanızda. Onlara Kur’ân’la cevap verdiğiniz zaman hakkı konuşuyorsunuz. O zaman da Rabbimizin yardımı sizinle beraber olur. O zaman da Allah’ın ipine, Kur’ân’a sımsıkı sarılanlarsınız.
Kur’ân’a sımsıkı sarılan başka bir grup var mı? A’râf suresinin 170. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ salihlerden bahsediyor. İşte bu kitaba sarılanların, salihlerin amelini Allahû Tealâ asla zayi etmez. O zaman hiç unutmayalım: Mutlu olmak isteyen herkesin hayat kitabı, el kitabı Kur’ân-ı Kerim’dir.
7/ARÂF-170 Vellezîne yumessikûne bil kitâbi ve ekâmûs salâte innâ lâ nudîu ecrel muslihîn(muslihîne).
Onlar ki; Kitab’a sımsıkı sarılırlar ve namazı ikame ederler. Muhakkak ki Biz, salih olanların ecrini zayi etmeyiz.
Öyleyse Kur’ân-ı Kerim aslında kimlerin kitabıdır? Ensarın kitabıdır. Başkalarını ıslah edenlerin kitabıdır. Islah etmek neden efdaldir? Allah Resûl'ü (S.A.V) şöyle buyuruyor: “Namaz kılmaktan da, oruç tutmaktan da, sadaka vermekten de daha kıymetli bir ibadet söyleyeyim mi?” Buyurun ya Resûlullah (S.A.V) söyleyin. “O, insanların arasını ıslah etmektir.” O hâlde hiç unutmayın, tebliğe gidenler, insanlara Allah yolunda hizmet edenler, siz işte bu ıslah edicilersiniz.
Onun için hiç unutmayın, yaptığınız görev mukaddes bir görevdir. 14 asır evvel Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in yaptığı bir görevdir. Kitaba sımsıkı sarılanlarsınız ve kitabı insanlara öğretenlersiniz. Onun için Allah Resûlü (S.A.V) buyuruyor:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Buhari, Fezailül Kur'ân 21
Kaynak: Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman 57.
Hayrukum men teâlleme elkur’âne ve âllemehu: “Sizin en hayırlınız Kur'ân'ı öğrenen ve öğretendir."
"Ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorluklarınızı gideren VELİNİZ OLAN KİMSEYE KATILINIZ, O MEHDİ'DİR."
Ama ümmetimin en hayırlısı kimdir? Mehdi (A.S). Mehdi (A.S), Kur’ân-ı Kerîm’in lafzını, mânâsını ve 7 ruhunu öğretendir. Sevgili kardeşlerim, bu hadîsi neye dönüştürmüşler insanlar? Kur’ân-ı Kerim’in sadece Arapçasını öğrenen ve öğreten şekline. İsterseniz Kur’ân-ı Kerim’i en güzel şekilde öğrenin, isterseniz tecvitle okuyun, isterseniz de sabahtan akşama kadar hatimler indirin ama Allah’a ulaşmayı dilemedikçe bu yapılanların hepsi ne yazık ki boşa gidiyor, ameller boşa gidiyor.
Ama hem sizin amelinizin boşa gitmesini istemiyorsanız hem de etrafınızdaki insanların mutluluğuna vesile olmak istiyorsanız, istisnasız bir mürşid-i kâmile (bende) tâbî olmaktan geçer. Ne diyordu Yavuz Sultan Selim? “Padişah-ı âlem olmak bir kuru kavga imiş." Bundan alâsı var mı?” Evet, bundan alâsı bir velîye bende olmaktır.
İşte Allah’a ulaşmayı dileyen herkesin ikinci durağı o mürşide tâbiiyettir. Mürşide tâbî olmaktır çünkü Kur’ân, mürşitle yaşanan hayatın adıdır. Efendimiz'in buyurduğu tasavvuf, mürşide tâbî olan hayatın muhtevasını içerir. A’dan Z’ye kadar tasavvuf deyince mürşid olmadan tasavvuf asla yaşanmaz.
Ve kim ki 12 tane ihsanla Allah’ın kendisi için tayin ettiği mürşide tâbî olursa, o zaman ondan sonrası tamamen Allah’ın vekâleti içerisinde gerçekleşir. O kişi Allah’ın vekilini kendisine vekil tayin etmiştir. Allah’ın vekilini kendisine vekil tayin eden kişiye galip gelecek yoktur. İşte iblis “Herkesi saptıracağım.” dediği zaman Rabbimiz orada “Dur.” diyor: “Muhlis kullarım müstesna.”