Muhterem Hocam, Allah’ın seçtiği insanların kurtuluşa ermesinde ailelerin de etkisi var mıdır?

Soru

Muhterem Hocam, Allah’ın seçtiği insanların kurtuluşa ermesinde ailelerin de etkisi var mıdır?

Cevap

Evet. Tahrîm Suresi’nin 6. âyet-i kerimesinde: Ey îmân edenler, yakıtı insanlar ve taşlardan olan ateşten kendinizi koruyun.

66/TAHRÎM-6 Yâ eyyuhâllezîne âmenû kû enfusekum ve ehlîkum nâren vakûduhân nâsu vel hicâretu aleyhâ melâiketun gılâzun şidâdun lâ ya’sûnallâhe mâ emerehum ve yef’alûne mâ yu’merûne.

Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler)! Yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten kendinizi ve ailenizi koruyun. Onun üzerinde çok güçlü ve çok sert (acımasız) melekler vardır. Allah’ın onlara emrettiği şeyde, Allah’a asi olmazlar ve emrolundukları şeyi yaparlar.

Bir çocuk Allah onu seçtiği için Allah’ın yoluna girer, Allah’a ulaşmayı diler. Ama bunda elbette ailesinin onu yetiştirmesinin de tesiri vardır. Buluğ çağına gelene kadar çocuğun iç dünyasında herşey şekillenir. Doğru yolu göstermezseniz yanılması kuvvetle mümkündür.

Yine de bir insanın cennete gitmesi de cehenneme gitmesi de başka bir iradenin onun üzerindeki tesirinden değil, kendi iradesinin sonuçlarından kaynaklanan bir olgudur.

Allah’ın insanlardan beklediği şey Allah’a ulaşmayı dilemeleridir. Hacc 53’te Allahû Tealâ:

22/HACC-53 Li yec’ale mâ yulkış şeytânu fitneten lillezîne fî kulûbihim maradun vel kâsiyeti kulûbuhum, ve innez zâlimîne le fî şikâkın baîd(baîdin).

Kalplerinde maraz (hastalık) olan ve kalpleri kasiyet bağlamış (kararmış ve sertleşmiş) olanlara, şeytanın ilka ettiği (ulaştırdığı) şeyi fitne (imtihan) kılmak içindir. Ve muhakkak ki zalimler, elbette uzak bir ayrılık içindedirler (Sıratı Mustakîm’den uzaklaşmışlardır, ayrılmışlardır).

Hacc Suresi’nin 53. âyet-i kerimesinde şeytan, kalpleri hasta olanlarla kalbi kasiyet bağlayanlara negatif tesirde bulunarak onları Allah yolundan ayırıyor. Yani şeytanın ilka'ları onlara tesir ediyor. Ama Hacc 54’te:

22/HACC-54 Ve li ya’lemellezîne ûtûl ilme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).

Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl'ün, Nebî Resûl'ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O'na îmân etmeleri, onların kalplerinin O'nu (Allah'ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm'e hidayet edendir.

İrşad makamının tebliğ ile ilgili âyetleri devreye girdiği zaman şuurlanan bu kişi ne yapıyor? Allah kendisine resûl vasıtasıyla ilim veriyor o da ilmi alan birisi oluyor ve ilmi alan kişiyi Allahû Tealâ 1. safha Sıratı Mustakîme ulaştırıyor.

Akıl her zaman bulunduğu ortamda şuur sahibi olur. Allah’ın emirlerinin yerine getirilmediği, yasakların işlendiği bir ortamda aklı şuurlanırsa nefsin taleplerine evet diyecektir. Başlangıç noktasında da insanlar, bu negatif ortamının içerisinde hayata başlarlar. Âyetlerden gafildirler, şirktedirler, küfürdedirler, dalâlettedirler, fısktadırlar, isyandadırlar, cahildirler, zalimdirler, şeytanın kulu, dostudurlar, sağır, dilsiz ve kördürler, birbirine düşmandırlar, dinde fırkalara ayrılmışlardır, takva sahibi değil, mü’min değil, hidayette değil ve amelleri boşa giden, hüsranda olup cehenneme giden insanlar.

Ama Allahû Tealâ onları bu hâlde bırakmıyor. Mutlaka tebliğle kendilerine ulaşıyor ve tebliğe muhatap olduklarında onlar eğer davetçinin davetini kabul eder, işitenlerden olursa o zaman onlar kurtuluşa eriyor.

İşte aklın şuurlanması bu açıdan çok çok önemli.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 19 Ekim 2026Son güncelleme: 19 Ekim 20263 dk okuma0