Muhterem Hocam, Cuma hutbesinde bir hoca şöyle dedi: "Bir kişi Allah’tan korktuğunda Allah’a yaklaşır, Allah’a olan sevgisi muhabbeti artar. Onun için bizim de Allah korkusunu kalb
Soru
Muhterem Hocam, Cuma hutbesinde bir hoca şöyle dedi: "Bir kişi Allah’tan korktuğunda Allah’a yaklaşır, Allah’a olan sevgisi muhabbeti artar. Onun için bizim de Allah korkusunu kalbimize yerleştirmeliyiz ki kalbimiz felaha ersin." Bu konu doğru mudur, açıklar mısınız?
Cevap
Hayır sevgili kardeşlerim. Şimdi bu suali Kur’ân çerçevesinde incelersek şunu görüyoruz: İnsanla Allah arasındaki ilişkide Allahû Tealâ yarattığı mahlûkatın içerisinde en çok insanı seviyor. İşte sevgisinin işareti Bakara 29’da: “O, Allah ki yeryüzünde olanların hepsini sizin için yarattı ey insanlar.”
2/BAKARA-29 Huvellezî halaka lekum mâ fîl ardı cemîan summestevâ iles semâi fe sevvâhunne seb’a semâvât(semâvâtin), ve huve bi kulli şey’in alîm(alîmun).
O (Allah) ki, yeryüzünde olanların hepsini sizin için yarattı. Sonra (kudret ve iradesiyle) göğe yönelip, onları da yedi (kat) gök olarak düzenledi. Ve o, Alîm’dir (herşeyi en iyi bilendir).
Câsiye 13: “Sadece yeryüzündekileri değil, bütün kâinatı Allah insan için yaratmış.”
45/CÂSİYE-13 Ve sahhara lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı cemîan minhu, inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne).
Ve göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden (bir lütuf olarak) size musahhar (emre amade) kıldı. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için mutlaka âyetler (ibretler) vardır.
Öyleyse mahlûkatın sayısı kadar insanı seven Allahû Tealâ ile bizim aramızda korku değil, sevgi hakimdir. Seven sevdiğine yaklaşır, korkan korktuğundan kaçar.
Kur’ân-ı Kerim’de korku niçin ifade edilmiştir? Allahû Tealâ Ra’d Suresinin 18. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor: “Rabbinin emrine icabet edenler için en güzeli vardır. Ama ona icabet etmeyenler, yeryüzünde olanların hepsi ve bir o kadarı da onların olsa, onu mutlaka fidye olarak verirlerdi. İşte onlar, onlar için hesabın kötüsü vardır. Onların varacakları yer ateştir.”
13/RA'D-18 Lillezînestecâbû li rabbihimul husnâ, vellezîne lem yestecibû lehu lev enne lehum mâ fîl ardı cemîan ve mislehu meahu leftedev bihî, ulâike lehum sûul hısâbi ve me’vâhum cehennem(cehennemu), ve bi’sel mihâd(mihâdu).
Rab’lerine (Rabbinin emrine) icabet edenler için en güzeli vardır. Ve O'na icabet etmeyenler, yeryüzünde olanların hepsi ve bir o kadarı daha onların olsa, onu mutlaka fidye olarak verirlerdi. İşte onlar; onlar için hesabın kötüsü var. Ve onların barınacağı yer, cehennem; ne kötü bir döşektir.
Kötü hesaptan korkarlar: kötü hesap sahipleri kimlerdir? Kötü hesabın sahipleri; ömrü boyunca kaybettiği dereceler, kazandığı dereceden fazla olanlardır. Şerr, günah, seyyiat, zulüm bize derecat kaybettiriyor. Ama bunun karşılığında hayır, sevap, hasenat, salihat bize derecat kazandırıyor. Öyleyse kazandığımız pozitif dereceler, negatif derecelerden azsa o kişi kötü hesabın sahibidir. Ama kazandığımız dereceler kaybettiğimiz derecelerden fazlaysa, o kişi kurtuluştur. Ve Allahû Tealâ ile onun arasında sevgiye dayalı bir ilişki vardır. Sevgi yaklaştırıcıdır, korku uzaklaştırıcıdır.
Burada da eğer illa da korkuyu da devreye alacak olursak, sevginin kaybedilmesi korkusudur. Allahû Tealâ bizi çok seviyor. Eğer Allah’ın emretmediği yanlışları yaparsak, o zaman O’nun üzerimizdeki sevgisinin azaldığını göreceğiz. İşte bu noktaya gelmek istemiyorsak hayatımızda Allah sevgisini hakim kılmamız lâzım ki, muhterem Efendimiz; her zaman Allah’tan hoşlanmak, Allah’ı sevmek, Allah’a aşık olmak, Allah’a hayran olmak, bunlar hep sevginin türevleridir. Ve en zirve noktada sevgiyi de aşkı da aşan bir hayranlık söz konusudur. Allah razı olsun.