Allahû Tealâ bizlere verdiği aklı nasıl kullanmamızı ister?

Soru

Allahû Tealâ bizlere verdiği aklı nasıl kullanmamızı ister?

Cevap

Tabi insanlar serbest iradenin sahibi ve çeşitli beslenme kanalları var. Akıl şeytanın etkisinin altında da kalabilir. Akıl Allah'ın tesirinde de kalabilir. Dolayısıyla aklın şeytanın tesirinden kurtulup Allah'ın emrettiğine odaklanabilmesi mutlak surette kendisine söylenenleri Kur’ân'la karşılaştırmasına bağlı. Kur’ân Furkandır. Hakkı batıldan ayıran ölçü Kur’ân'dır. Kur’ân'a uyan herşey haktır. Kur’ân'a uymayan herşey batıldır.

Muhakkak ki Allah indinde en kıymetli varlık insandır. Allahû Tealâ'nın insana hediye ettiği en büyük ihsan akıldır. Evet. Yarattığı mahlûkatın içerisinde Allah'a en yakın olan varlık insan. Ama insana da Allah'ın ihsan ettiği en üst seviyedeki hediye akıl. Ama akıl her zaman iblisin tesirinde de kalabilir. Çevrenizdeki insanların tesirinde de kalabilir. Allah'ın da tesiri altında kalabilir. Sizin bu üç tane faktörden hangisine karşı sevginiz, eğiliminiz varsa ona göre hükümlenirsiniz.

Aklınızı Allah'ın emrettiği biçimde kullanmalısınız. Böyle bir dizaynda aklı kullanmak terazinin bir tarafında cehennem, bir tarafında cennet varken cenneti seçmektir. Kim kendi iradesiyle Allah'a ulaşmayı dilerse Allah onu akleden bir insan hüviyetine sokar. Akledenler kurtuluşa ulaşanlardır. "Kişinin dîni aklı ölçüsündedir. Aklı olmayanın dîni yoktur."

HADÎS-İ ŞERİF

"Kişinin dîni aklı ölçüsündedir. Aklını kullanmayanın dîni yoktur."

Kaynak: Tirmizi; Suyuti-Camiüssağir-2183. [3.535, Hadîs No: 4242]

67/MULK-8 Tekâdu temeyyezu minel gayz(gayzi), kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ e lem ye’tikum nezîr(nezîrun).

(Cehennem) nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. Oraya herbir grup atılışında onun (cehennemin) bekçileri onlara: “Size nezir (uyarıcı) gelmedi mi?” diye sordu.

67/MULK-9 Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelallâhu min şey'in entum illâ fî dalâlin kebîr(kebîrin).

Onlar (cehenneme atılanlar) dediler ki: “Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.”

67/MULK-10 Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na'kılu mâ kunnâ fî ashâbis saîr(saîri).

Ve: “Eğer biz işitmiş veya akıl etmiş olsaydık, alevli ateş halkı arasında olmazdık.” dediler.

Gerçekten de Mülk Suresinin 8, 9, 10. âyet-i kerimesinde: “Cehennemin kapılarına giren cehennemliklere cehennem bekçileri sual soruyorlar. Size nezir gelmedi mi? Onlar da geldiler ama biz onları yalanladık. Allah bir şey indirmemiştir dedik. Ve onları dalâlette olmakla suçladık. Eğer onları işitseydik ve akletseydik bugün cehennemde olmazdık.”

Öyleyse akledenler Allah'ın Kur’ân'daki hükümleriyle amel edenlerdir.

6/ENÂM-36 İnnemâ yestecîbullezîne yesmeûn(yesmeûne), vel mevtâ yeb’asuhumullâhu summe ileyhi yurceûn(yurceûne).

(Davete) ancak işitenler icabet eder. Ve Allah, ölüleri (ölü olan sem’î isimli işitme hassasını, ölü olan fuad isimli idrak hassasını, ölü olan basar isimli görme hassasını) diriltir. Sonra O'na döndürülürler. (Hayatta iken ruhu mürşid eliyle Allah’a döndürülür.)

İşitenler onlar davete icabet edenlerdir. Enâm Suresi 36. âyet-i kerimesinde: “Eğer davete icabet etseydik ve Kur’ân-ı Kerim'deki farzları yerine getirmek üzere aklımızı kullansaydık.”

Nedir bu farzlar? Allah'a ulaşmayı dilemek, mürşide tâbîyet. O zaman kimdir akledenler? Allah'a ulaşmayı dileyenler vesaire.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 27 Ağustos 20263 dk okuma1