Muhterem Hocam, Allahû Tealâ insanlara niçin “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın.” emrini vermiştir?
Soru
Muhterem Hocam, Allahû Tealâ insanlara niçin “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın.” emrini vermiştir?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, Allah’ın ipi, Sıratı Mustakîm’dir. Sıratı Mustakîm ne mene bir şey âyetlerde Allahû Tealâ bize tarif ediyor.
En’âm 87-88’de:
EN'ÂM-87: Ve min âbâihim ve zurriyyâtihim ve ihvânihim, vectebeynâhum ve hedeynâhum ilâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).
Ve onların babalarından, zürriyetlerinden (nesillerinden) ve kardeşlerinden onları seçtik. Ve onları Sıratı Mustakîm'e (Allah'a ruhu ulaştıran yola) hidayet ettik (ulaştırdık).
EN'ÂM-88: Zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu min ıbâdih(ıbâdihî), ve lev eşrekû le habita anhum mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
İşte bu Allah'ın hidayetidir. Kullarından dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve eğer şirk koşsalardı, elbette yapmış oldukları şeyler heba olurdu (boşa giderdi).
Kur’ân-ı Kerim’in hedefi hidayet ve hidayetin de hayattayken insan ruhunun Sıratı Mustakîm üzerinden seyr-i sülûkla Allah’ın Zat’ına ulaşmasıdır. Eğer Sıratı Mustakîm de Allah’ın ipi ise o zaman elbette Allahû Tealâ ne demiş oluyor? Allah’ın ipine sarılın. Yani “Hayattayken ruhunuzu Allah’a ulaştırın.” demiş oluyor. Burada Allahû Tealâ’nın çok açık bir işareti var. Allah’ın ipine sımsıkı sarılmak demek, fırkalara ayrılmamak demektir. O fırkalara ayrılanlardan olmamak ise sadece tek bir sebeple mümkündür; Allah’a ulaşmayı dilemek. Allah’ın ipine sarılmanın başlangıcıdır.
Gerçekten de nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V):
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Tirmizî 2778, İbnî Mâce 3991 – 3994
“Benim ümmetim 73 fırkaya ayrılacaktır. 72 tanesi cehenneme gidecek, bir tanesi hariç.”
Sahâbe, “Kimlerden oluşuyor ya Resûlullah?” “Ben ve sizin gibi Sırât-ı Müstakîm’de olanlar.”
Âli İmrân 112’ye baktığımız zaman:
ÂLİ İMRÂN-112: Duribet aleyhimuz zilletu eyne mâ sukıfû illâ bi hablin minallâhi ve hablin minen nâsi ve bâû bi gadabin minallâhi ve duribet aleyhimul meskeneh(meskenetu), zâlike bi ennehum kânû yekfurûne bi âyâtillâhi ve yaktulûnel enbiyâe bi gayri hakk(hakkın), zâlike bimâ asav ve kânû ya’tedûn(ya’tedûne).
Onların üzerlerine, nerede olurlarsa olsunlar zillet (alçaklık) damgası vuruldu. Ancak Allah'ın ipine (Sıratı Mustakîm'e) ve insanlardan bir ipe (Allah'a ulaştıracak olan mürşide) tutunanlar (ulaşanlar) hariç. (Onlar) Allah'tan bir gazaba uğradılar ve üzerlerine miskinlik damgası vuruldu. Bu, onların Allah'ın âyetlerini inkâr etmiş olmaları ve peygamberleri haksız yere öldürmüş olmaları sebebiyledir. İşte bu, onların (Allah'a) isyan etmelerinden ve haddi aşmış olmalarındandır.
Fırka-i Nâciye’nin Allah’tan bir ip ve insanlardan bir ipe tutunduğunu görüyoruz. Yani Allah’tan bir ipe tutunanın sağlaması, insanlardan bir ipe tutunmak. İnsanlardan bir ipe tutunanın sağlaması, Allah’ın ipine sarılmak. İkisi beraber; birisi öğrenen diğeri öğreten söz konusu. Mürid ile mürşid. Dolayısıyla sizi Allah’a kadar ulaştıracak olan bu ip, Sıratı Mustakîm’dir.
1. Sıratı Mustakîm kişiyi hidayet üzere kılar. 2. Sıratı Mustakîm yine kişiyi hidayette kılar. 3. Sıratı Mustakîm hidayete erdirir. Üçünün toplamı Allah’ın ipini ifade eder.
Allahû Tealâ tüm insanların bu ipe mutlaka ulaşmasını ister. Âli İmrân Suresi’nin 103. âyet-i kerimesinde:
ÂLİ İMRÂN-103: Va’tasımû bihablillâhi cemîân ve lâ teferrekû, vezkurû ni’metallâhi aleykum iz kuntum a’dâen fe ellefe beyne kulûbikum fe asbahtum bi ni’metihî ihvânâ(ihvânen), ve kuntum alâ şefâ hufretin minen nâri fe enkazekum minhâ, kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihî leallekum tehtedûn(tehtedûne).
Ve hepiniz, Allah'ın ipine sımsıkı tutunun, fırkalara ayrılmayın! Ve Allah'ın sizin üzerinizdeki ni'metini hatırlayın; siz (birbirinize) düşman olmuştunuz. Sonra sizin kalplerinizin arasını birleştirdi, böylece O'nun (Allah'ın) nimeti ile kardeşler oldunuz. Ve siz ateşten bir çukurun kenarında iken sizi ondan kurtardı. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklıyor. Umulur ki böylece siz hidayete erersiniz.
“Hepiniz Allah’ın ipine sarılır... fırkalara ayrılmayın…”
Bu âyetle Rûm Suresi’nin 31 ve 32. âyet-i kerimeleri birbiriyle ilişkili, illiyet rabıtası içinde.
RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O'na (Allah'a) yönelin (Allah'a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
RÛM-32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).
(O müşriklerden olmayın ki) onlar, dinlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.
“Allah’a ulaşmayı dileyin, takva sahibi olun ama müşriklerden olmayın.” Fırkalara ayrılanlar müşrikler, fırkalara ayrılmayanlar ise takva sahipleri, Allah’a ulaşmayı dileyenler.
Öyleyse şu an dünya üzerinde ne kadar insan varsa, eğer Allah’a ulaşmayı diliyor ve takva sahibiyseler onlar Fırka-i Nâciye içerisinde yer alıyor. Ama Allah’a ulaşmayı dilemiyor, fakat İslâm’ın beş şartını yerine getiriyorlarsa, onların İslâm’ın beş şartıyla kurtuluşa ulaşması mümkün değil.
İnsanın kurtuluşa ulaştıran iki ip söz konusu; Birisi Allah’tan bir ip, o Sıratı Mustakîm’dir; insan ruhunu Allah’a ulaştıran yoldur. İkincisi de insanlardan bir ip, o da Allah’ın tayin ettiği mürşiddir.