Muhterem Hocam, arapça okuyabilen herkes Kur’ân’daki emirleri anlayabilir mi?
Soru
Muhterem Hocam, arapça okuyabilen herkes Kur’ân’daki emirleri anlayabilir mi?
Cevap
Hayır, sevgili kardeşlerim. Peygamber Efendimiz (S.A.V’)in okuma yazması yoktu. Ankebût Sûresi’nin 48. âyet-i kerîmesinde Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
29/ANKEBÛT-48 Ve mâ kunte tetlû min kablihî min kitâbin ve lâ tehuttuhu bi yemînike izen lertâbel mubtılûn(mubtılûne).
Ve sen, bundan önce kitap okumadın. Ve sen, O’nu elinle de yazmıyorsun. Öyle olsaydı, batılda olanlar (boş konuşanlar) elbette şüphe ederlerdi.
Ama Allah’ın Kur’ân-ı Kerîm’i kendisine indirdiği Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) Kur’ân’ı en üst seviyede bütün sahâbeye açıklayan kişiydi. Öyleyse mesele “okumak” değildir. Ne yazık ki Resûlullah Efendimiz’in bütün insanları bağlayacak olan açıklaması şudur:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: (Buhari, Fezailül Kur’ân 21)
Kaynak: Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman 57.
Hayrukum men teâlleme elkur’âne ve âllemehu
“Sizin en hayırlınız Kur'ân'ı öğrenen ve öğretendir.”
“Ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorluklarınızı gideren VELÎNİZ OLAN KİMSEYE KATILINIZ, O MEHDİ’DİR.”
Ümmetin âlimi Mehdi (A.S)’dır. Mehdi (A.S), Resûlullah’ın birinci derecede vârisi, Allah’ın öğretisiyle Kur’ân’ın lafzını ve 7 rûhunu insanlara öğretmekle vazifeli olduğu için en hayırlı odur.
İnsanlar bu hadîsi Kur'ân-ı Kerim'in okunmasına indirgemiş. Hayır, bugün dünyadaki yaklaşık 8 milyar insanın %60’ı Kur’ân-ı Kerim'i Arapçasından okuyor. Ama bunların sahâbe gibi Kur’ân’ı yaşayanların oranı %10’dan azdır.
Öyleyse Arapça bilen herkes âyetlerin mânâsına ulaşamaz. Çünkü cennetin de anahtarı, Kur’ân’ın da giriş kapısı bir bir dilektir: Kalben Allah’a ulaşmayı dilemek. Bu dilek yoksa kişi profesör de olsa, âyetlerden gâfildir ve Kur’ân’ın kursağından geçmeye birisidir.
Nitekim Ankebût 49’da Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
29/ANKEBÛT-49 Bel huve âyâtun beyyinâtun fî sudûrillezîne ûtûl ilm(ilme), ve mâ yechadu bi âyâtinâ illez zâlimûn(zâlimûne).
Hayır O (Kur’ân-ı Kerim), ilim verilenlerin sinelerinde beyan olunan âyetlerdir. Ve zâlimler hariç, onlar âyetlerimizi bile bile inkâr etmezler.
Kur’ân’da “ilim verilenler” ifadesi 7 farklı âyette geçmektedir:
İLİM VERİLENLER (ÖĞRENENLER)
1. NAHL-27: Sonra kıyamet günü (Allah), onları alçaltacak. Ve onlara: ""Ortaklarım nerede?"" diyecek. ""Onlar için ayrılıklara düştünüz."" Kendilerine ilim verilenler şöyle dedi: “Muhakkak ki rezillik ve azap, bugün kâfirlerin üstündedir.”
2. İSRÂ-107: De ki: “O’na inanılsın veya inanılmasın, O’ndan önce kendilerine ilim verilen kimseler, onlara (Kur’ân’ın secde âyetleri) okunduğu zaman, secde ederek çeneleri üstüne kapanırlar.”
3. HACC-54: Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O’na iman etmeleri, onların kalplerinin O’nu (Allah’ı) idrak etmesi içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları mutlaka Sıratı Mustakîm’e hidayet edendir.
4. KASAS-80: Ve ilim verilenler: “Size yazıklar olsun! Âmenû olan ve salih amel (nefs tezkiyesi) yapanlar için Allah’ın sevabı daha hayırlıdır. Buna, sabredenlerden başkası mülâki olmaz.” dediler.
5. ANKEBÛT-49: Hayır O (Kur’ân-ı Kerim), ilim verilenlerin sinelerinde beyan olunan âyetlerdir. Ve zâlimler hariç, onlar âyetlerimizi bile bile inkâr etmezler.
6. RÛM-56: Ve ilim ve iman verilenler: “Andolsun ki Allah’ın Kitabı’ndaki beas (yeniden diriliş) gününe kadar (mezarda) kaldınız.” dediler. İşte bu beas günüdür. Lâkin siz bilmiyordunuz.
7. MUHAMMED-16: Ve seni dinleyenlerden bir kısmı, senin yanından çıktıkları zaman, kendilerine ilim verilenlere: “Biraz önce (O) ne dedi?” dediler. İşte onlar, Allah’ın kalplerini mühürledikleri kişilerdir ve onlar hevalarına tâbi olanlardır.
Öyleyse “ilim verilenler”, kalben Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir. Onlar, Kur’ân’daki emirleri okuduklarında anlayabilen ve başkalarına da öğreten kişilerdir. Fakat Allah’a ulaşmayı dilemeyen bir insan, profesör bile olsa, Yûnus 7’ye göre âyetlerden gâfildir; onlar âyetlere yorum yapsa bile sadece kendi zanlarına tâbî olurlar.