Muhterem Hocam, Bakara 148'de ‘Hayırlarda yarışın’ emrindeki hayırlardan kasıt nelerdir? Nasıl uygulamalıyız?
Soru
Muhterem Hocam, Bakara 148'de ‘Hayırlarda yarışın’ emrindeki hayırlardan kasıt nelerdir? Nasıl uygulamalıyız?
Cevap
'Hayırlarda yarışanlar ...' Kişinin hayra ulaşmış olması lâzım. Bakara 148'de İslâm olmanın başka toplumlardan ayıran vasfı hayırlarda yarışmaktır. Bir evvelki âyet-i kerime Bakara 147’de geçen vahiy müessesesine dikkatle bakıldığında, Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in rahmetli oluşundan 14 asır geçtikten sonra insanların kendi kendilerine kanunlar uydurdukları görülür.
2/BAKARA-147: El hakku min rabbike fe lâ tekûnenne minel mü’mterîn (mü’mterîne).
Hakk, Rabbinden'dir. Bundan sonra sakın şüpheye düşenlerden olma!
2/BAKARA-148: Ve li kullin vichetun huve muvellîhâ festebikûl hayrât(hayrâti), eyne mâ tekûnû ye’ti bikumullâhu cemîâ(cemîan), innallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
(Ümmetlerin) hepsinin döndükleri (yöneldikleri) bir yönü vardır. Artık hayırlarda yarışın. Nerede olursanız olun, Allah sizin hepinizi bir araya getirir. Muhakkak ki Allah herşeye kaadirdir.
“Vahiy sadece peygamberlere gelir; peygamberlerin dışındaki insanlara vahiy, Allah vahyetmez.” demişler. Allahû Tealâ ise “Allah'ın hiçbir insanla konuşması olmamıştır, illa vahiyle.” buyurmaktadır. "Allah, Hz. İsa (A.S)’nın havarilerine vahyetti." "Allah Hz. Musa (A.S)'ın annesine vahyetti."
Bugünün din anlayışının bir basit örneği olan “Allah sadece peygamberlere vahyeder.” sözü Kur’ân-ı Kerîm'le devre dışı kalmış olmaktadır. Her devirde Allah'ın vahyettiği insanları çekemeyenler, onlara düşman olanlar, şeytanın kendilerine öğrettiklerini insanlara öğretmeye çalışmışlar ve iblisin de yardımıyla bunu başarmışlardır. Çünkü iblis herkesin iç dünyasında onlara negatif istikâmette tesir etmiştir. Dış tesirde negatif istikâmete gelince iblis yanlış ve eksik mahalleri büyük kitlelere kabul ettirmeyi başarmıştır.
Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e tam olarak tâbî olanlar hayırlarda yarışanlardır. Sahâbe hayırlarda yarışmayı başarmışlar ve gerçek müsabıklar olduklarını Allahû Tealâ'ya ispat etmişlerdir.
Sabikûnların muhtevası üç basamağı oluşturur: 1. Sabikûn makamı: Ulûl'elbâbdır. Bunlar daimî zikre ulaşanlar, yerlerin melekûtunu görebilenlerdir. 2. Sabikûn makamı: İhlâstır. Sahiplerine “Muhlis” denir. Kişinin nefsini hâlis kıldığı, nefsindeki âfetleri tümden yok ettiği, nefsini Allah'a teslim ettiği makamdır. Bu makamda göklerin melekûtu görülür. 3. En üst sabikûn makamı: Salâh makamıdır. Yolun sonudur. Salihlerden iradesini Allah'a teslim edenler peygamberlerle, sıddıklarla ve şehitlerle beraber haşredileceklerdir.