Muhterem Hocam, başkaları için hayır olarak ulaştıracağımız şeyler mutlaka maddî şeyler mi olmalıdır?

Soru

Muhterem Hocam, başkaları için hayır olarak ulaştıracağımız şeyler mutlaka maddî şeyler mi olmalıdır?

Cevap

Sevgili kardeşlerim, hayır. Maddî, manevî insanların talep duyduğu şeylere onlara ulaştırabilirsek, onlara yardım edersek, o zaman biz en güzel mutluluğu yaşarız. Elimizdekiler başkalarını memnun edebilmemiz için her zaman yeterlidir. Bazen bir küçük tebessüm, biriyle ilgilenmemiz, o insana değer vermemiz, bir isteğini karşılamamız, hepsi başkalarını mutlu etmeye sebep olan bir muhteva taşır.

Daha o insana mutluluk vermeyi düşünmeye başladığımız andan itibaren bilemediğimiz bir huzur bizi kaplar.

Ayrıca bir noktayı daha dikkate almamız lâzım: Sahip olduklarınızdan ne kadar verirseniz, kesin olarak bilin ki Allah size verdiğinizden çok daha fazlasını verecektir. Allah’ın istediği bu. Öyleyse biz verebilirsek, Allahû Tealâ da bize verecektir.

Tegâbun Suresinin 16. âyet-i kerimesine baktığımız zaman, Allahû Tealâ ne buyuruyor:

64/TEGÂBUN-16 Fettekûllâhe mesteta’tum vesmeû ve etîû ve enfikû hayren li enfusikum, ve men yûka şuhha nefsihî fe ulâike humul muflihûn(muflihûne). Artık Allah’a karşı gücünüzün yettiği kadar (en üst seviyede) takva sahibi olun. Dinleyin ve itaat edin! Ve kendiniz için hayır olarak infâk edin (verin). Ve kim nefsinin cimriliğinden kendini korursa (sakındırırsa), o taktirde işte onlar; onlar felâha (kurtuluşa) erenlerdir.

“Allah’a karşı gücünüzün yettiği kadar takva sahibi olun, dinleyin, itaat edin ve kendiniz için hayır olarak infâk edin. Kim nefsinin cimriliğinden kendini korursa, o taktirde işte onlar, onlar felâha erenlerdir.

Haşr Suresinin 9. âyet-i kerimesine baktığımız zaman ne görüyoruz?

59/HAŞR-9 Vellezîne tebevveûd dâre vel îmâne min kablihim yuhıbbûne men hâcere ileyhim ve lâ yecidûne fî sudûrihim haceten mimmâ ûtû ve yû’sirûne alâ enfusihim ve lev kâne bihim hasâsah(hasâsatun), ve men yûka şuhha nefsihî fe ulâike humul muflihûn(muflihûne). Ve onlardan önce (Medine’yi) yurt edinmiş olup kalplerinde îmân yerleşmiş olanlar, kendilerine hicret eden kimseleri severler. Ve onlara verilenlerden (dağıtılan ganimetlerden) dolayı, kendileri onlara muhtaç olsa bile, gönüllerinde bir hacet (kaygı, haset) bulunmaz. Ve onları kendi nefslerine tercih ederler (üstün tutarlar). Ve kim nefsini cimrilikten korursa, o taktirde işte onlar, onlar felâha (kurtuluşa) erenlerdir.

“Onlardan önce (Medine’yi) yurt edinmiş olup kalplerinde îmân yerleşmiş olanlar, yani ensar, kendilerine hicret eden kimseleri severler ve onlara verilenlerden (dağıtılan ganimetlerden) dolayı, kendileri onlara muhtaç olsa bile gönüllerinde bir hacet (kaygı, haset) bulunmaz. Onları kendi nefslerine tercih ederler, üstün tutarlar. Kim nefsini cimrilikten korursa, o taktirde işte onlar, felâha erenlerdir.”

Bir tarafta ensar var, bir tarafta muhacirîn var ve ensar, muhacirîne verilen ganimetlerden dolayı, kendileri ihtiyaç içinde dahi olsa bir talep sahibi değiller. Çünkü onları kendinden öne geçirenlerdir. Ensar, muhacirîni kendinden öne geçiriyor, muhacirîn ensarı kendinden öne geçiriyor ve her sahâbe, bir başkasını, kendisinin dışındaki herkesi kendinden öne geçiriyor ve üstün tutuyor.

İşte asr-ı saadet bu muhteva üzere yaşanmış.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 18 Ağustos 2026Son güncelleme: 10 Ekim 20263 dk okuma3