Muhterem Hocam, bazı hadîslerde buyurulduğu üzere birbirimizi sevmedikçe mü’min olamayız. Kim Allah’a ulaşmayı gerçekten dilerse, o kişi mürşidine ulaşıp tâbî olursa, tâbî olduğu a
Soru
Muhterem Hocam, bazı hadîslerde buyurulduğu üzere birbirimizi sevmedikçe mü’min olamayız. Kim Allah’a ulaşmayı gerçekten dilerse, o kişi mürşidine ulaşıp tâbî olursa, tâbî olduğu an kalbine îmân yazılır ve o kişi mü’min olur mu?
Cevap
Mü’min olmak, sevmeye başlamanın kesin işaretini taşır. Kalpteki nur arttıkça bu sevgi çok üst boyutta cereyan eder. Allah’ın dostları mutlaka birbirlerini, Allah’a ne kadar dostlarsa o kadar sevenlerdir. Ama kim mü’min değilse, Allah’a karşı çıkıyorsa, resûle karşı çıkıyorsa, îmâna karşı çıkıyorsa o zaman sahâbenin yaptığını yapıp siz de ona karşı çıkmak durumundasınız.
Ama kim mü’min değilse, Allah’a karşı çıkıyorsa, resûle karşı çıkıyorsa, tâbiiyeti inkar ediyorsa, îmâna karşı çıkıyorsa o zaman sahâbenin yaptığını yapıp siz de ona karşı çıkmak durumundasınız.
Mücâdele Suresi’nin 22. âyet-i kerimesinde: “Allah’a ve Resûlü’ne îmân eden bir kavmi, Allah’a ve Resûlü’ne karşı çıkanlarla sevişir bulamazsın. Velev ki babaları, kardeşleri, aşiretleri olsa dahi. İşte böylelerin kalplerine Allah îmânı yazmıştır.”
58/MUCÂDELE-22: Lâ tecidu kavmen yû’munûne billâhi vel yevmil âhîri yuvâddûne men hâddallâhe ve resûlehu ve lev kânû âbâehum ve ebnâehum ve ihvânehum ev aşîretehum, ulâike ketebe fî kulûbihimul îmâne ve eyyedehum bi rûhin minh(minhu), ve yudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ, radıyallâhu anhum ve radû anh(anhu), ulâike hizbullâh(hizbullâhi), e lâ inne hizbullâhi humul muflihûn(muflihûne).
Allah'a ve ahiret gününe (ölmeden önce Allah'a ulaşmaya) îmân eden bir kavmi, Allah'a ve O'nun Resûl'üne karşı gelenlere muhabbet duyar bulamazsın. Ve onların babaları, oğulları, kardeşleri veya kendi aşiretleri olsa bile. İşte onlar ki, (Allah) onların kalplerinin içine îmânı yazdı. Ve onları, Kendinden bir ruh ile destekledi (orada eğitilmiş olan, devrin imamının ruhu onların başlarının üzerine yerleşir). Ve onları, altından nehirler akan cennetlere dahil edecek. Onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır. Allah, onlardan razı oldu. Ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razı oldular. İşte onlar, Allah'ın taraftarlarıdır. Gerçekten Allah'ın taraftarları, onlar, felâha erenler değil mi?
Yani, Allah’a ulaşmayı dileyen, mürşidine tâbî olup kalbine îmân yazılan, ruhunu Allah’a ulaştıran kişi için, Allahû Tealâ onun hak mü’minlerden olduğunu ve birbirlerini sevenler olduğunu, ama tam tersi, Allah’a ulaşmayı dilemeyen, tâbiiyetini gerçekleştirmeyen, “Allah’a ulaşmak yoktur.” diyen, îmâna karşı çıkanlara karşı bizim de üst seviyede karşı çıkmamız emrediliyor.
“Amenu olmadıkça cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de mü’min olamazsınız.” Yani Allah’a ulaşmayı dilemedikçe cennete giremezsiniz. Ama birbirinizi sevmedikçe de mü’min olamazsınız. Kişi mürşidine tâbî, ki îmânın en sağlam kulpu budur: Allah için sevmek ve Allah için karşı çıkmak.
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Müslim, Îmân, 93.
"Îmân etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de îmân etmiş olamazsınız. Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir iş göstereyim mi? Aranızda selâmı yayın."
Allah için sevmek, Allah’a ulaşmayı dilemek; Allah için karşı çıkmak, mürşide tâbiiyet.
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Tirmizi Huccetü’l İslâm İmam Gazali, İhya’u Ulumi’d-dîn, 3. cilt, s. 425
“Sizden önceki toplumların derdi size de bulaştı: Haset ve kin. Kin beslemek kökten kazıyan şeydir.
Allah’a yemin ederim ki îmân etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe îmân etmiş olamazsınız.
Size birbirinizi seveceğiniz bir şeyi haber vereyim mi? Aranızda selâmı yayın…”
Sizden önceki toplumların derdi haset ve kin. Kin kökten kazıyandır. Allah’a yemin ederim ki îmân etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de mü’min olamazsınız. Size birbirinizi seveceğiniz bir şey haber vereyim mi? Aranızda selâmı yayın. Allah razı olsun.