Muhterem Hocam, bazı İslâm âlimleri nebî kelimesinin haber alan anlamına geldiğini söylüyor. Buna göre günümüzde bir kişinin vahiy alıyorum demesi dolaylı olarak ben nebîyim iddias
Soru
Muhterem Hocam, bazı İslâm âlimleri nebî kelimesinin haber alan anlamına geldiğini söylüyor. Buna göre günümüzde bir kişinin vahiy alıyorum demesi dolaylı olarak ben nebîyim iddiası anlamına gelir. Bu Ahzâb Suresi 40. âyet-i kerimeye aykırı mıdır?
Cevap
Hayır, doğru değil bu iddia. Ahzâb Suresinin 40. âyet-i kerimesine aykırı mıdır? Evet, Ahzâb Suresinin 40. âyet-i kerimesine aykırıdır. Ama Kur’ân-ı Kerim’de 2 çeşit vahiyden bahsediliyor. Yani bir çeşit vahiy yok. Şûrâ Suresinin 51. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ bakın ne diyor:
42/ŞÛRÂ-51: Ve mâ kâne li beşerin en yukellimehullâhu illâ vahyen ev min verâi hıcâbin ev yursile resûlen fe yûhıye bi iznihî mâ yeşâu, innehu aliyyun hakîm(hakîmun).
Allah’ın hiçbir insanla konuşması olmamıştır, illâ vahyile veya perde arkasından veya dilediğine izniyle vahyetsin diye resûl (melek) göndererek. Allah, bilir ve hikmet sahibidir.
Öyleyse Allah herkesle vahiyle konuşur. Ama bu vahyin 2 türlüsü var: Bir, resûl göndermek suretiyle, dilediğini ona vahyederek; bir de normal olarak onun kalbine vererek.
Dolayısıyla Kur’ân-ı Kerim’de de bu vardır. Nitekim Mâide Suresinin 66, 67, 68. âyetlerine baktığımız zaman, bir kitabın vahyi vardır, bir de okunmayan vahiy vardır. Şer’î vahiy ve şer’î olmayan vahiy; vahy-i metlüv, vahy-i gayri metlüv diye ikiye ayrılıyor. Şimdi bu âyetlere bakalım beraberce.
5/MÂİDE-66: Ve lev ennehum ekâmût tevrâte vel incîle ve mâ unzile ileyhim min rabbihim le ekelû min fevkıhim ve min tahti erculihim. Minhum ummetun muktesıdeh(muktesıdetun) ve kesîrun minhum sâe mâ ya’melûn(ya’melûne).
Ve eğer Kitap Ehli, Tevrat ve İncil’i ve Rabb’lerinden kendilerine indirileni, gereği gibi uygulasalardı (yerine getirselerdi), mutlaka onlar, hem üstlerinden hem de ayaklarının altından (nice nimetler) yerlerdi. Onlardan bir kısmı (evliyalık mertebesine ulaşmış, henüz daimî zikre ulaşmamış) muktesid olan bir ümmettir. Ve (fakat) onlardan bir çoğunun yaptıkları şey ne kötü.
5/MÂİDE-67: Yâ eyyuhâr resûlu bellıg mâ unzile ileyke min rabbike ve in lem tef’al fe mâ bellagte risâletehu vallâhu ya’sımuke minen nâs(nâsi) innallâhe lâ yehdîl kavmel kâfirîn(kâfirîne).
Ey Resûl! Rabb’inden sana indirileni tebliğ et (duyur). Eğer bunu yapmazsan, o taktirde O’nun Risaletini (sana gönderdiğini) tebliğ etmemiş (duyurmamış) olursun. Ve Allah seni insanlardan korur. Muhakkak ki Allâh, kâfirler kavmini hidayete erdirmez.
5/MÂİDE-68: Kul yâ ehlel kitâbi! lestum alâ şey’in hattâ tukîmût Tevrâte vel İncîle ve mâ unzile ileykum min rabbikum ve le yezîdenne kesîren minhum mâ unzile ileyke min rabbike tugyanen ve kufrâ(kufrân), fe lâ te’se alâl kavmil kâfirîn(kâfirîne).
De ki; "Ey Ehli Kitap! Tevrat’ı, İncil’i ve size Rabb’iniz tarafından indirileni, yerine getirip uygulamadıkça siz bir şey (bir din) üzerinde değilsiniz. Ve sana Rabb’inden indirilen, mutlaka onların bir çoğunun azgınlık ve küfrünü artırır. Artık sen kâfirler topluluğuna üzülme.
Bakın, Tevrat ve İncil kitap vahiydir, şer’î vahiydir. Tevrat bir şer’î vahiydir, İncil bir şer’î vahiydir. Rab’lerinden kendilerine indirilen de vahiydir.
Öyleyse evliyalık mertebesine ulaşan insanlar sadece şer’î vahyi değil, kendilerine Rab’lerinden geleni de tatbik ediyorlar. Bu nedir? Bu mürşidle onlara verilen Allah’ın emirleridir.
Yani Uhud Savaşı’nda Allah’ın Resûlü (S.A.V) sahabeyi yerleştirirken şu tepenin arkasına yerleştirdiği kişilere “Buradan ayrılmayın.” dediği zaman vahiy değil miydi? Bu Kur’ân’da var mı? Hayır. Kur’ân’da âyetler var. Ama aynı zamanda Allah Resûlü’ne, sahabeyi yetiştirirken de vahyediyor ve ona tasarruf ediyor. Onun sözleri de vahiy.
O zaman ne yapmış oluyor? Hem Rabbinden gelen şer’î vahyi hayata geçiriyor, hem de Resûl’den ulaşan vahy-i gayri metlüvü de hayatına tatbik ediyor. İkisi de vahiy. Birisi şer’î vahiy; bu Resûlullah (S.A.V) ile son bulmuştur. Ahzâb Suresinin 40. âyet-i kerimesi:
33/AHZÂB-40: Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyine, ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen).
Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah’ın Resûl’ü ve Nebîler’in (Peygamberler’in) Hatemi’dir (Sonuncusudur). Allah, herşeyi en iyi bilendir.
Nübüvvet Resûlullah’la sona ermiştir. Kutsal kitaplara bakacak olursanız, kutsal kitaplar kendinden öncekini tasdik ediyor, kendisinden sonrakini müjdeliyor. Resûlullah’ın kendisinden sonra müjdelediği Mehdi (A.S)’dır. Mehdi (A.S) bir nebî resûl değildir. Nitekim 3 âyetten bunu net olarak anlıyoruz. Birisi Âli İmrân Suresinin 81. âyet-i kerimesi. İkincisi Ahzâb 40. Üçüncüsü Ahzâb 7. Bu âyetleri yan yana okuyup muhtevaya baktığınız zaman net olarak şunu göreceksiniz: Evet, Mehdi bir resûldür ama bir nebî resûl değildir.
Nebî resûllerle velî resûller arasında birbirinden farklı tam 10 tane özellik var. Bunu insanların yazdığı kitaplarla değil, âyetlerle söylüyoruz; Allah’ın Kitab’ıyla konuşuyoruz. İşte nebî resûller, yani peygamber resûller, şeriat kitabı verilenlerdir. Velî resûller ise peygamberin şeriat kitabıyla amel edenlerdir.
NEBÎ (PEYGAMBER) RESÛLLER, ŞERİAT KİTABI VERİLENLER
1. Nebî kelimesi sadece Peygamberler için kullanılır. ÂLİ İMRÂN - 81
2. Sadece insanlardan seçilirler. BAKARA - 213
3. Aynı soydan gelirler. MERYEM - 58
4. Aynı anda 2 Nebî olmamıştır. FURKÂN - 35
5. Aralarında fetret devri vardır. MÂİDE - 19
6. Şeriat kitabı sahibidirler. ÂLİ İMRÂN - 81
7. Nebî Resûllerin 5 görevi vardır. BAKARA - 151
8. Nebî Resûl Asaleten hepsi devrin imamıdır. ENBİYÂ - 73
9. Asaleten şefaat yetkisine sahiptir. MERYEM - 87
10. Peygamber Efendimiz son Nebîdir. AHZÂB - 40, BAKARA - 213
VELÎ RESÛLLER, PEYGAMBERLERİN ŞERİAT KİTABI İLE AMEL EDENLER
1. Resûl, Peygamberler dışındaki kişiler için de kullanılmıştır. YÛSUF - 50, NEML - 35
2. İnsanlardan, Meleklerden ve Cinlerden olabilirler. HACC - 75, EN’ÂM - 130
3. Farklı soydan gelirler. ÂLİ İMRÂN - 179, İBRÂHİM – 4
4. Aynı anda bütün kavimlerde Velî resûller vardır. NAHL - 36, İBRÂHİM - 4, MU’MİNÛN - 44, YÂSİN - 13-14-16-20
5. Fetret devri yoktur art arda gelir. MU’MİNÛN - 44
6. Nebîlere verilen şeriat kitaplarıyla hükmederler. ÂLİ İMRÂN - 81
7. Velî resûllerin 4 görevi vardır. ÂLİ İMRÂN - 164, CUMA - 2
8. Velî resûllerin içlerinden biri Vekâleten Devrin imamı olarak seçilir. SECDE - 24
9. Vekâleten şefaat yetkisi vardır. ENBİYÂ - 28
10. Kıyâmete kadar devamlı resûller gelecektir. ÂLİ İMRÂN - 81
Ve Peygamber Efendimiz ile nübüvvet sona ermiştir. Son nebîdir. Bir daha nebî gelmeyecek. O zaman kıyâmete kadar devam eden, hayatta olan Devrin İmamlarının hepsi velî resûllerden seçilir. Allah razı olsun.