Muhterem Hocam, bazı kardeşlerimiz sohbet yerlerine öğle namazı zamanı gelip Efendimiz’in arkasında kılmıyorlar ve sohbetin ortasında geliyorlar, tezekküre katılıyorlar ama sohbeti

Soru

Muhterem Hocam, bazı kardeşlerimiz sohbet yerlerine öğle namazı zamanı gelip Efendimiz’in arkasında kılmıyorlar ve sohbetin ortasında geliyorlar, tezekküre katılıyorlar ama sohbetin bitiminde orada kalıp normal günmüş gibi sohbet edebiliyorlar ve geç saate kadar kalabiliyorlar. Efendimiz’in arkasında namaz kılmayanlara “kılmaya gelin” dediğimizde ise “biz ev sahibini rahatsız etmek istemiyoruz” diyorlar. Fakat ev sahiplerimiz sohbetin olduğu gün sabah 10’dan itibaren evlerimizin hazır ve sohbet sonuna kadar da açık olduğunu, gelen kişilerin kendilerini mutlu ettiğini belirtiyorlar. Bu konuda davranış biçimimiz nasıl olmalıdır?

Cevap

Sevgili kardeşlerim, sanıyorum bu kardeşimiz ev sohbetinde. Dergâhlarda Efendimiz’in arkasında namaz kılmamız Efendimiz’in bir emri. Ama bazen bizim kardeşimiz olmayan, dışarıdan gelen kardeşlerimiz de var ve henüz o idrakin, cemaat idrakinin içerisinde değil. Onun için esas olan fitne oluşturmamaktır.

Allah’ın resûlü “Herkese aklı ölçüsünde hitap ediniz. Siz Allah ve resûlünün inkâr edilmesini ister misiniz?” diyor. Buradan hareketle, onları fitneye sokmamak için kendi aranızda onların alışa geldiği şekilde devam etmeniz lâzım. Onlar öyle biliyorlar. Ama bir gün onlardan bir tanesi Allah’a ulaşmayı diledi, tövbesini gerçekleştirdi. O zaman aynı sizin gibi, o da cemaatin içinde Efendimiz’in arkasında namaz kılarsa, o artık bu kişinin karşısında olmayacaktır, onu benimseyecek, ona îmân edecektir.

Bunlara hassasiyetle uymamız gerekiyor. Yoksa biz farkında olmadan fitne sebebi oluruz. Fitne sebebi olmamamız lâzım. Birçok konularda kardeşlerimiz tartışmaya girebiliyorlar. Hayır, bizde tartışma yok.

Âl-i İmrân 20’de “Seninle tartışırlarsa de ki: Ben tartışmıyorum, ben veçhimi Allah’a teslim ettim.”

3. ÂLİ İMRÂN-20: Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean(menittebeani), ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâg(belâgu), vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi).

Bundan sonra eğer seninle tartışırlarsa o zaman onlara de ki: "Ben ve bana tâbi olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah'a teslim ettik. O kitâb verilenlere ve ümmîlere: "Siz de vechinizi (fizik vücudunuzu) (Allah'a) teslim ettiniz mi?" de. Eğer teslim ettilerse, o takdirde, hidayete ermişlerdir. Ve eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen sadece tebliğdir. Ve Allah, kullarını en iyi görendir.

Bunlara çokça riayet etmemiz lâzım. O zaman kardeşlerimiz bu şekilde gelebiliyorlarsa, biraz da tolerans göstermemiz lâzım. Sevgili kardeşlerim, herkesi bizim gibi düşünmek doğru değildir. Biz böyle düşünüyoruz diye onlar da öyle olmak zorunda değildir. Sıkboğaz edersek etrafımızda insan göremeyiz.

Ama yavaş yavaş, tedricî basamaklar içerisinde onların gönlünü alarak, onlara sevdirerek, onlara yumuşak sözlerle hitap ederek, sevdirerek bu güzellikleri onlara da anlatmamız gerekir. Ama onların kalbini kırarak değil.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20262 dk okuma4