Muhterem Hocam, bazı kimseler “Din, kaderciliği savunduğu için ilerlemeyi değil de geri kalmayı teşvik ediyor” diyorlar. Yani İslâmiyet kadere inanmayı emrettiği için çalışmaya, il
Soru
Muhterem Hocam, bazı kimseler “Din, kaderciliği savunduğu için ilerlemeyi değil de geri kalmayı teşvik ediyor” diyorlar. Yani İslâmiyet kadere inanmayı emrettiği için çalışmaya, ilerlemeye mâni mi olmuş oluyor?
Cevap
Hayır, tam tersi. Kadercilik o değildir. Allah’ın yardımını almak, daha üst seviyede başarıya götürür. Yani bugün halk arasında bir söz var: “Bir elin nesi var, iki elin sesi var.” Demek ki bir kişi, çok noktalarda acziyeti sebebiyle bir hedefe ulaşamıyor. Ama devreye aldığı mürşidin duası, devreye aldığı Allah’ın yardımıyla başaramayacağı hiçbir şey yoktur. İncil’deki birçok âyet şunu söylüyor: "Kullar için imkansız olan, Allah için çok kolay." Öyleyse dinin sahibi Allah’tır.
İNCİL
Matta 19:26 İsa onlara bakarak, "İnsanlar için bu imkânsız, ama Allah için herşey mümkündür" dedi.
Markos 10:27 İsa onlara bakarak, "İnsanlar için bu imkânsız, ama Allah için değil. Allah için herşey mümkündür" dedi.
Luka 18:27 İsa, "İnsanlar için imkânsız olan, Allah için mümkündür" dedi.
Matta 19:26'da "İsa onlara bakarak, 'insanlar için bu imkansız ama Allah için herşey mümkün' dedi." Öyleyse dinin sahibi Allahsa; biz O'na teslim oluyorsak, bu aslında bizim başarımızı en zirve noktaya taşır.
Yine Markos 10:27’de "İsa onlara bakarak, 'İnsanlar için bu imkansız ama Allah için değil. Allah için herşey mümkündür.' dedi” Allah herşeye kaadirdir. Eğer olay buysa, din geriletmeyi değil tam tersi ilerlemeyi sağlıyor.
Nitekim dinin yaşandığı hangi devreye bakarsak bakalım, insanlık çok ileri gitmiştir. sahâbeye baktığımız zaman onların döneminde herkes cahiliye dönemini yaşarken, onlar asr-ı saadeti yaşadı. Gelelim İslâm’ın Avrupa’ya taşındığı Endülüslerle olaya baktığımız zaman yine ilmi Avrupa’ya götüren İslâm Endülüs Devleti’dir. Osmanlı’ya baktığımız zaman, 400 yıllık bir yükselme dönemi — daha doğrusu belki de 200 yıllık bir yükselme dönemi — o zamana baktığımız zaman Osmanlı'nın üç kıtaya hükmetmesinin arkasında sağlam Kur'ân'daki İslâm’ı yaşaması geliyor.
Öyleyse insanlar Allah’ın kendilerine nasıl yardım ettiğini bilmiyorlar. Bilmedikleri için de tamamen zanlarına tâbî oluyorlar. Zanların arkasında da insanları zanna sürükleyen şeytan var. Şeytan, o şekilde söylüyor.
Kadercilik: İçinde birden fazla iradenin yer aldığı olaylar, kaderdir. Dua, kaderdir. Biz duaya inanırsak bize zararı ne? İşte tam tersi, zarar değil, Allah’ın yardımını bize ulaştırıyor. Biz Allah’ın dostu olursak, Allahû Tealâ devamlı bizimle beraber. Yardımını biz 1'e 1 değil de, 1'e 700 kazanırsak, bu bizi geriletir mi yoksa ilerletir mi? Elbette ilerletir. din tamamıyla insanı insan kılan, en zirve noktaya taşıyan, Allah’ın sahipliğinde gerçekleşen bir muhtevayı ifade ediyor.
Geri kalmak, şeytanın korkunç bir tuzağıdır. Şeytan insanlara yardımı engelleyendir. Bakın hemen âyet-i kerimeyi okuyorum. Furkan Suresinin 29. âyet-i kerimesinde:
25/FURKÂN-29 Lekad edallenî aniz zikri ba’de iz câenî, ve kâneş şeytânu lil insâni hazûlâ(hazûlen).
Andolsun ki; bana zikir (Kur’ân’daki ilim) geldikten sonra beni zikirden saptırdı ve şeytan, insana yardımı engelleyendir.
Öyleyse kim insanı Allah’tan ayırırsa, Allah’ın ilminden ayırırsa, o iblistir. İblis de insanlara yardımı engelleyendir, kendisiyle beraber hem cehenneme sürükler hem de zelil bırakır. Halbuki Allah’a sığındığımız an, Allah’ın yardımının bizimle olduğu an, mutlak surette Allah’ın koruması altında hedeflere en güzel şekilde ulaşabiliriz.
Birçok açılardan insanlar yanlış düşünüyor: "Madem Allah herşeyi biliyor, o zaman benim cehenneme gideceğimi de biliyor. Benim bir dahlim yok." Hayır. Çünkü Allahû Tealâ yolları açıklamış ve herkese serbest irade vermiş. Seçimi insana bırakmış. Bakara 256’da: “Dinde zorlama yoktur. dinde, irşad yoluyla gayy yolu (gayy yolu; şeytanın yolu, irşad yolu; Allah’a ulaştıran yol) birbirinden 180 derece ayrılmış vaziyette. Kim iradesini kullanarak tagutu inkâr eder ve Allah’a îmân ederse, o Allah’tan kopması mümkün olmayan kulba, Mürşide sarılır."
2/BAKARA-256 Lâ ikrâhe fîd dini kad tebeyyener ruşdu minel gayy(gayyi), fe men yekfur bit tâgûti ve yu’min billâhi fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, lânfisâme lehâ, vallâhu semîun alîm(alîmun).
dinde zorlama yoktur. irşad yolu (hidayet yolu, Allah’a ulaştıran yol), gayy yolundan (dalâlet yolundan, şeytana, cehenneme ulaştıran yoldan) açıkça (ayrılıp) ortaya çıkmıştır. Artık kim tagutu (şeytanı ve şeytana ulaştıran yolu) inkâr edip de Allah’a îmân ederse (mü’min olur, Allah’a ulaştıran yolu tercih ederse), böylece o, (Allah’tan) kopması mümkün olmayan urvetul vuskaya (sağlam bir kulba, mürşidin eline) tutunmuştur. Allah Sem’î’dir, Alîm’dir.
O zaman mürşide tâbî olduğu an, mürşidin duası kaderdir. Allah’ın yardımını bize ulaştırıyor ve mutlaka bizi daha üst seviyelere taşıyor inşaallah.