Muhterem Hocam, bazı takipçilerimiz “Allah’tan başka dost yoktur. Mürşidimiz Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’dir. Size şah damarımız kadar yakın olan Allah varken ulaşmak için neden ara

Soru

Muhterem Hocam, bazı takipçilerimiz “Allah’tan başka dost yoktur. Mürşidimiz Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’dir. Size şah damarımız kadar yakın olan Allah varken ulaşmak için neden aracı koyuyorsunuz, arıyorsunuz?” diye bu tarz sözlere ne buyurursunuz?

Cevap

Şimdi bu zat-ı muhteremler de Kur’ân’ın bütününe hâkim değiller. Bir kere Allahû Tealâ âyetleri ne yapıyor? İnzal ediyor. Öyleyse inzal olayı söz konusu. İndirmek; mesela siz bir şey indirirseniz, size (aklınıza) ne gelir? Yukarıdan bir şey sana gelir. Sen aşağıdasın. O indirilen şey de yukarıda. Ve inzal. Yetmez, bakalım beraberce. Allahû Tealâ Meâric Suresinin 4. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor:

70/MEÂRİC-4 Ta'rucul melâiketu ver rûhu ileyhi fî yevmin kâne mikdaruhu hamsîne elfe seneh(senetin).

Melekler ve ruh, O’na, süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.

“Melekler ve ruh, O’na, süresi elli bin yıl olan bir günde ulaşırlar.”

Şimdi yani melekler, ruh biliyor da; sen, ben. O’na “Bana şah damarımdan daha yakın.” Şah damarımızdan bize yakın olması nedir? Allah’ın Zat’ı değil. İlim ve rahmeti.

Nitekim Allahû Tealâ da öyle diyor yani. “Ben Zat’ımla ona yakınım.” demiyor. İşte Mu’min Suresinin 7. âyet-i kerimesi:

40/MUMİN-7 Ellezîne yahmilûnel arşa ve men havlehu yusebbihûne bi hamdi rabbihim ve yu’minûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, rabbenâ vesi’te kulle şey’in rahmeten ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke ve kıhim azâbel cahîm(cahîmi).

Arşı tutan melekler ve onun etrafındaki kişi (devrin imamı), Rab'lerini hamd ile tesbih ederler ve O'na îmân ederler. Ve âmenû olanlar için (Allah'tan) mağfiret dilerler: “Rabbimiz, Sen herşeyi rahmetle (rahmetinle) ve ilimle (ilminle) kuşattın. Böylece (mürşidin önünde) tövbe edenleri ve Senin yoluna (Sıratı Mustakîm'e) tâbî olanları mağfiret et (günahlarını sevaba çevir). Onları cehennem azabından koru!”

“Senin rahmetin ve ilmin herşeyi kuşatmıştır.”

Öyleyse Allahû Tealâ, herkesle beraber olan Allah’ın neyidir? İlim ve rahmetidir. Zat’ıyla nerededir? Arşta. Hiçbir şey yokken vardı. Arştaydı. Kâinatı yarattı, yine arşta. Bir gün kâinat yok olacak, yine arşta. Hep arştadır. Allah’ın izniyle.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) Efendimiz miraca çıkmadı mı? Bu zat-ı muhteremler, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den daha mı biliyorlar? “Ya Resûlullah (S.A.V), (zaten) nereye gidiyorsun? Bak Allah bizimle beraber, zaten bizi kuşatmış durumda. Nereye gidiyorsun?”

Ama miraca çıktı, döndü ve bunu biliyoruz. Ruh vücuduna örtü oldu. Ruhun standartlarında Allahû Tealâ onu Kendisine ulaştırdı. Ruhun baş gözüyle Allah’ı gördü. Bütün bunların hepsini biliyoruz. O zaman Allah Resûlü (S.A.V) niye miraca çıktı? Madem sana “Allah ilim ve rahmetiyle herşeyi kuşatmış, kalbine çok daha yakın.” diyorsun.

Bunların hepsi tamamen Kur’ân’ı bilmeyenlerin zanları. Hamd ederiz, şükrederiz; biz hiçbir şey bilmiyorduk. Efendimiz, Allah’ın mürşidi olarak devreye girdi ve şu anda sahip olduğumuz bu Kur’ânî ilim, bu İslâm kültürü, bu mutluluk tamamıyla nedir? Efendimiz’den öğrendiklerimizin hayatımıza tatbiki. Öğrendik, yaşıyoruz ve dilimizin döndüğü kadar da öğretmeye çalışıyoruz. Olay bu. Herkesin reçetesi de bu. Kimse kimseden farklı değil. Hepimiz insanız. Hepimizin hanif fıtratıyla yaratıldığını, hanif fıtratıyla yaratılan herkes için mürşid farz. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20262 dk okuma7