Muhterem Hocam, toplumsal ya da bireysel olarak, kişiler hoşlarına gitmeyen bir davranışa maruz kaldıkları zaman o toplum ya da kişiler için Allah'a havale ederek, Allah'tan ceza ya da beddua talep ederek rahatladıklarını söylüyorlar. Kur'ân-ı Kerim'e göre doğru olan düşünce ve davranış biçimini açıklayabilir misiniz?

Soru

Muhterem Hocam, toplumsal ya da bireysel olarak, kişiler hoşlarına gitmeyen bir davranışa maruz kaldıkları zaman o toplum ya da kişiler için Allah'a havale ederek, Allah'tan ceza ya da beddua talep ederek rahatladıklarını söylüyorlar. Kur'ân-ı Kerim'e göre doğru olan düşünce ve davranış biçimini açıklayabilir misiniz?

Cevap

Rahatladıklarını zannediyorlar. Gerçekten de ister bireysel ister toplumsal, özellikle bireysel noktasında olaya baktığınız zaman Allahû Tealâ şöyle buyuruyor: “Hayır Allah'tan, şerr sizin nefsinizdendir.” 7 âyet-i kerimede Allahû Tealâ bunu söylüyor:

HAYIR ALLAH’TAN ŞERR NEFSİMİZDENDİR 1. NİSÂ – 78: … Eğer onlara bir iyilik isabet ederse: “Bu Allah’tandır.” derler. Ve eğer onlara bir kötülük isabet ederse: “Bu sendendir.” derler. De ki: “Hepsi Allah’ın katındandır.” … NİSÂ – 79: Sana iyilikten ne isabet ederse, işte o Allah’tandır. Ve sana kötülükten ne isabet ederse, o taktirde o, kendi nefsindendir.... 2. A’RAF – 23: İkisi şöyle dedi: “Rabbimiz, biz nefslerimize zulmettik. Şayet Sen bize mağfiret ve rahmet etmezsen, biz mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz.” 3. ENFÂL – 51: İşte bu, ellerinizle takdim ettiklerinizin (kendi yaptıklarınızın) sebebiyledir. Muhakkak ki Allah, kullara zulmedici değildir. YÛNUS – 44: Muhakkak ki Allah, insanlara (hiç)bir şeyle zulmetmez. Lâkin insanlar kendi nefslerine zulmederler. 4. HÛD – 101: Ve Biz, onlara zulmetmedik. Ve lâkin onlar, kendilerine zulmettiler. Rabbinin emri geldiği zaman Allah’tan başka dua ettikleri ilahlar, onlara bir fayda sağlamadı… 5. YÛSUF – 53: Ve ben, nefsimi ibra edemem. Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbinin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir. Rahîm’dir. 6. ENBİYÂ – 87: … Sonra karanlıklar içinde (şöyle) nida etti: “Senden başka ilâh yoktur. Sen Sübhan’sın. Muhakkak ki ben, zalimlerden oldum.” 7. KASAS – 16: “Rabbim, ben nefsime zulmettim, artık beni mağfiret et.” dedi. Böylece onu mağfiret etti. Muhakkak ki O; Gafur’dur (mağfiret eden), Rahîm’dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden). HADÎS-İ ŞERİF: “Sizden kim bir hayırla karşılaşırsa Allah’a hamd etsin. Kim de hayır değil de başka bir şey bulursa, kendinden başka bir şeyi levmetmesin (kınamasın, başına geleni kendinden bilsin).” (Kütübü Sitte 5363.) HADÎS-İ ŞERİF: “Artık kim bir hayır bulursa Allah’a hamd etsin. Kim de hayırdan başka bir şey bulursa nefsinden başka kimseyi ayıplamasın.” (Müslim Birr 55.)

Öyleyse dışımızdaki insanlardan oluşan, bizi rahatsız eden olaylarda aslında o kişiyle Allah, bize nefsimizin hasta olan tarafını gösteriyor. 1. Karşımızdaki kişi nefsine uyarak bize zulmediyorsa bize derecat kazandırıyor. 2. Nefsimiz ondan etkileniyorsa o zaman da o olayla Allahû Tealâ bize nefsimizi gösteriyor.

Yani oluşan her olay, istisnasız bizim için güzelliği ifade ediyor, eğer Allah’ın sevgi gözlükleriyle bakacak olursak. Allahû Tealâ bütün insanlara mutluluk hedefini tayin etmiş. Bu mutluluk iki kanatlı bir olaydır. Birinci kanadında ahiret saadeti (cennet), ikinci kanadında dünya saadeti söz konusu. Karşı tarafın nefsine uyarak bize zulmetmesi sebebiyle derecat kazanıyoruz, o derecat kaybediyor. Derecat kazanmak ahiret saadetimiz için gerekli. Ama biz etkileniyorsak bu olaydan, o zaman nefsimiz burada devrede. Nefsimizin ilacı da zikirdir. Zikir, nefs hastalıklarını azaltan ve faziletleri kalpte artıran bir vasıtadır.

O zaman iki yönlü bir derecat kazanmamız sebebiyle ahiret saadeti, bir de Allahû Tealâ o olayla bizi zikre davet etmesi sebebiyle de dünya saadetine bizi ulaştırmak istiyor. Öyleyse herşey çok güzel. Bu olayı toplumsal bazda da buna indirgeyebiliriz.

Kısacası Allah'ın değerlendirme gözlükleriyle baktığımız zaman herşey dört dörtlük, merkezinde yerli yerine oturuyor. Sadece Allahû Tealâ bizlerin mutluluğu için, Allah takdiri, Allah'ın müsaadesi söz konusu.

Ama kişiler Allah'a havale ederek, yani sanki karşı tarafı suçlayarak böyle bir sonuca ulaşıyorlar. Halbuki suçlu olan her olayda daima nefsimizdir. Biz eğer nefsimize uyarak yanlışlar yapıyorsak ve kaybediyorsak, karşı tarafı da sanki o suçluymuş gibi beddua, ceza; gerçekten öyle değil.

İhlasın 7 özelliğinden bir tanesi de muhatabın ortadan kaldırılmasıdır. Evet, dışımızda insanlar var ama o olaylarda muhatabımız Allahû Tealâ’dır. Muhatabımız Allah olması hasebiyle de Allahû Tealâ sadece bizim mutluluğumuzu istiyor, biz de eğer gerekli teslimiyeti gösterebilirsek. O zaman Kur'ân-ı Kerim'e göre doğru olan düşünce ve davranış biçimi; karşı tarafın, nefsimizin afetlerini bize gösterdiği ve nefsine uyması halinde bize derecat kazandırdığını görüyoruz. Yani o kişi nefsiyle davrandığı zaman bize derecat kazandırabilir ve bizi zikre davet edebilir.

Ama hayır noktasında da, hayır Allah’tan olması hasebiyle Allahû Tealâ; karşı taraf bize hayırla mukabele ediyor, güzel bir şeyle, ne diyelim, kendisi bize bir hediye alıyor, biz bir faydaya ulaşıyoruz ama o kişi derecat kazanıyor. O zaman da Allahû Tealâ bizi bir şeye davet ediyor: o zaman da ona karşı da bizim hayır işlememiz, ona ihsanla davranmamız lazım. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 20 Ekim 20264 dk okuma0