Muhterem Hocam, bir insan mürşid arayışındayken rüya veya işaret görmeden de doğru yolda olduğunu nasıl anlayabilir? Ayrıca mürşid mutlaka birebir bağlanılan bir kişi midir, yoksa istikamet ve ilimle de bu yol yürünebilir mi?

Soru

Muhterem Hocam, bir insan mürşid arayışındayken rüya veya işaret görmeden de doğru yolda olduğunu nasıl anlayabilir? Ayrıca mürşid mutlaka birebir bağlanılan bir kişi midir, yoksa istikamet ve ilimle de bu yol yürünebilir mi?

Cevap

Allah Resûl'ü (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyuruyor; uğruna Allah'ın kâinatı yarattığı; “Benim mürşidim olmasaydı ben de Rabbime ârif olamazdım.”

HADÎS-İ ŞERİF “Levlel mürebbi lema araftü rabbi.” “Benim mürebbim (mürşidim) olmasaydı ben de Rabbime arif olamazdım.”

Allah Resûl'ü (S.A.V) Efendimiz, mürşidi olan Cebrâil (A.S)’a biat etmiş, tâbî olmuş ve ondan Kur’ân-ı Kerim’i öğrenmiştir. Şimdi bir kişi “Ben mürşide tâbî olmasam da Kur’ân’ı öğrensem hedefime ulaşabilir miyim?” diye soruyor. Ulaşabilir mi? Hayır, ulaşamaz. Ne Allah’a ulaşmayı dileyebilir, ne mürşidine tâbî olabilir, ne de 7 safhanın 7'sini de yaşayamaz. Bunu en güzel biçimde mürşidin hayatımızdaki yerini, fonksiyonunu en güzel ifade edenlerden biri Yunus Emre Hz.’dir: “Gel Ey Kardeş, Hakkı bulayım dersen, Allah'a ulaşayım dersen, bir kâmil mürşide varmasan olmaz. Resûl’ün cemalini göreyim dersen, bir kâmil mürşide varmasan olmaz. Ruhunu teslim edeyim dersen, bir kâmil mürşide varmazsan olmaz. Fizik vücudunu teslim edeyim dersen bir kâmil mürşide varmasan olmaz.” Çünkü Kur’ân’da da bu açıkça ifade edilir. Âli İmrân 20’de “Ben ve bana tâbî olanlar vechimizi Allah’a teslim ettik.” buyrulmaktadır. Tâbiiyet yoksa ne fizik vücut teslimi olur ne de nefs teslimi gerçekleşir. Hiç bir teslim olmaz. Reçeteyi yazan, kanunu koyan böyle koymuş. Bize düşen de bu reçeteye uymak ve kanuna itaat etmek.

3/ÂLİ İMRÂN-20 Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebeani, ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâgu, vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi). Bundan sonra eğer seninle tartışırlarsa o zaman onlara de ki: “Ben ve bana tâbi olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah'a teslim ettik.” O kitab verilenlere ve ümmîlere: “Siz de vechinizi (fizik vücudunuzu) (Allah'a) teslim ettiniz mi?” de. Eğer teslim ettilerse, o taktirde, hidayete ermişlerdir. Ve eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen sadece tebliğdir. Ve Allah, kullarını en iyi görendir.

Öyleyse mürşid mutlaka bağlanılan bir kişidir. “El ele, el Hakk’a” düsturu bunu ifade eder. Allah'ın bizim için tayin ettiği bize gösterdiği kişi mürşiddir. Mürşid olabilir ama sizin mürşidiniz değildir. Bu durum bir doktora benzer: Kulak rahatsızlığı olan bir kişi ortopedi doktoruna giderse fayda bulamaz. İkisi de doktordur ama şifanız orada değildir. Öyleyse üç seçenek vardır ama doğru olan Rabbimizin bize gösterdiği mürşiddir bizim için. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 8 Ekim 2026Son güncelleme: 10 Ekim 20262 dk okuma0