Muhterem Hocam, bir kişinin Allah'a verdiğim yeminlerden haberdar değildim demesi onu sorumluluktan kurtarır mı?
Soru
Muhterem Hocam, bir kişinin Allah'a verdiğim yeminlerden haberdar değildim demesi onu sorumluluktan kurtarır mı?
Cevap
Hayır Kur'ân-ı Kerîm'i öğrenmek her kadın ve erkeğin üzerine farz.
A'râf 172'de Allah Âdemoğlunun sırtından onun bütün zürriyetini yaratıyor ve ruhu nefsin üzerine şahit tutarak onlara Ben sizin Rabbiniz değil miyim diyor; onlar da "Kalu Bela" diyorlar şahit olduk. Allahû Tealâ kıyamet günü kimse benim bundan haberim yoktu demesin diye, dünya hayatını yaşarken herkese bunu Resûller vasıtasıyla bildiriyor.
7/A'RÂF-172 Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn(gâfilîne).
Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.”
Resûl göndermezsem azap etmem. 7 tane âyet-i kerime resûl de onlara "duyduk duymadık demeyin kalpten Allah'a ulaşmayı dileyin nefsinizi tezkiye edin. Ruhunuzu Allah'a ulaştırın. Böylece yaradılış gayeniz ulaşın demedikçe hiç kimseye ölüm gelmez."
KULLARIN ALLAH ÜZERİNDE HAKKI ALLAH’IN ONLARA RESUL GÖNDERMESİDİR
1. NİSÂ – 165 (Onlar) müjdeleyici ve uyarıcı resullerdir ki, insanların, resûllerden sonra Allah'a karşı (bizi uyaran ve müjdeleyen bir resûl gelmedi diye) hüccetleri (delilleri) olmasın. Ve Allah, Azîz'dir, Hakîm'dir.
2. İBRÂHİM – 4 Hiçbir resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisanıyla göndermiş olmayalım. Onlara (kendi lisanlarıyla) beyan etsin diye. Öyleyse Allah, dilediğini (Allah'a ulaşmayı dilemeyenleri) dalâlette bırakır. Dilediğini (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) hidayete erdirir. Ve O, Azîz'dir, Hikmet
3. NAHL – 36 …Biz, bütün ümmetlerin içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah'a ulaşmayı dileyerek) Allah'a kul olsunlar ve taguttan içtinap etsinler diye. Onlardan bir kısmını (Resûlün daveti üzerine Allah'a ulaşmayı dileyenleri), Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu...
4. İSRÂ – 15 Kim hidayete erdiyse, sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. ... Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edici olmadık.
5. TÂHÂ – 134 Ondan önce gerçekten Biz onları, azapla helâk etmiş olsaydık, muhakkak şöyle derlerdi: "Rabbimiz, bize resûl göndermeydin olmaz mıydı? Böylece bize de zelil (rezil) ve rüsva olmadan önce senin âyetlerine tâbi olsaydık."
6. KASAS – 47 ... "Rabbimiz keşke bize bir resûl gönderseydin böylece biz, Senin âyetlerine tâbi olur ve mü'minlerden olurduk." diyecek olmasalardı (seni Nebi-Resûl olarak göndermezdik).
KASAS – 59 Ve senin Rabbin, ülkelere, onların ana şehirlerine, onlara âyetlerimizi okuyan bir resûl göndermedikçe helâk edici olmadı.
7. ZUMER – 71 ... "Size sizden olan resûller gelmedi mi ki, size Rabbinizin âyetlerini okusun, bugüne geleceğinizi uyarsın?" dediler ki: "Evet." Fakat azap sözü kâfirlerin üzerine hak oldu.
MULK - 8-9 ... onun bekçileri ... "Size nezir gelmedi mi?" diye sordu. ... “Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.”
Enam 48'de "Biz Resûllerimizi müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderiyoruz" kimler için müjdeleyici Allah'a ulaşmayı dileyenler için, kimler için uyarIcı dilemeyen için.
6/EN'ÂM-48 Ve mâ nursilul murselîne illâ mubeşşirîne ve munzirîn(munzirîne), fe men âmene ve asleha fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Biz resûlleri “uyarıcılar ve müjdeleyiciler” olmaktan başka (bir şey için) göndermeyiz. Artık kim âmenû olur (Allah’a ulaşmayı dilerse) ve ıslâh olursa (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparsa) artık onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.
İsra 15'de Resûl göndermezsek azap etmeyiz.
17/İSRÂ-15 Menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsihî, ve men dalle fe innemâ yadıllu aleyhâ, ve lâ teziru vâziratun vizra uhrâ, ve mâ kunnâ muazzibîne hattâ neb’ase resûlâ(resûlen).
Kim hidayete erdiyse, sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. Öyleyse kim dalâlette ise sorumluluğu sadece kendi üzerinde olarak dalâlette kalır. Yük taşıyan (günahı yüklenen) bir kimse, bir başkasının yükünü (günahını) yüklenmez. Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edici olmadık.
Her devirde Resûl var mı? Evet şu an Dünya üzerinde ne kadar ayrı lisânî konuşan kavim varsa Allah onların içinde, ardı arkası kesilmeksizin resûl gönderiyor.Mu'minûn suresi 44 ayeti kerimesi Biz Resûllerimizi art arda gönderiyoruz.
23/MU'MİNÛN-44 Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne).
Sonra Biz, resûllerimizi art arda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü’min olmayan kavim (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun.
Allah'la insan arasında yapılan bir anlaşma söz konusu bütün insanlar ezelde ruhlarını, vechlerini, nefislerini ve iradelerini Allah'a teslim edeceklerine dair söz vermişler. İlk insan Adem (A.S)'dan Kıyamet gününe kadar yaşamakta olan son insana kadar herkes orada bulunmuş ve kıyamet günü biz bundan gafildik haberdar değildik demesinler diye Allah insanları nefislerin üzerine şahit tutuyor.
Allahû Tealâ Hac 78'de
22/HACC-78 Ve câhidû fîllâhi hakka cihâdihî, huvectebâkum ve mâ ceale aleykum fîd dini min haracin, millete ebîkum ibrâhîm(ibrâhîme), huve semmâkumul muslimîne min kablu ve fî hâzâ li yekûner resûlu şehîden aleykum ve tekûnû şuhedâe alân nâsi, fe ekîmûs salâte ve âtuz zekâte va’tesımû billâhi, huve mevlâkum, fe ni’mel mevlâ ve ni’men nasîr(nasîru).
Ve Allah'ta hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti. Dinde sizin için bir zorluk kılmadı ki; o, babanız İbrâhîm (A.S)’ın dinidir. O, sizi daha önce de “müslümanlar” (Allah’a teslim olanlar) olarak isimlendirdi. Bunda da (Kur’ân-ı Kerim’de de), resûl size şahit olsun ve siz de insanlara şahitler olasınız diye. Öyleyse namazı ikame edin (kılın), zekâtı verin, Allah’a sarılın (Allah’ın Zat’ında yok olun). O, sizin Mevlâ’nız. (O), ne güzel Mevlâ (dost) ve ne güzel yardımcı.
Allah Resûlleri insanlar üzerinde şahit kılıyor, insanları da nefislerin üzerine şahit tutuyor, sonra diyor ki insanlar yeminlerini unutmuş olabilirler, evvela ben onlara hatırlatayım. Resûller göndererek hatırlatıyor. Hiç kimse benim bundan haberim yoktu diyemez olayı ben resûl göndermesem kimseye azap etmemle eş değer. Allahû Tealâ bunu açıkça ifade ediyor A'râf 172'de "kıyamet günü benim bundan haberim yoktu demesinler" diye Allahû Tealâ Resûl göndererek onlara hatırlatıyor. Resûlün kendisine gelmediği hiçbir insan olmaz. Mutlaka gelir.