Muhterem Hocam, bir misafirimiz “Allah’a inanarak, günahsız gitmeyi isterim.” Bir insanın günahlardan tamamen arınması mümkün müdür?
Soru
Muhterem Hocam, bir misafirimiz “Allah’a inanarak, günahsız gitmeyi isterim.” Bir insanın günahlardan tamamen arınması mümkün müdür?
Cevap
Evet, Kur’ân-ı Kerîm bunun yolunu gösteriyor. Resûlü o tayin ediyor ve açıklıyor. Davete muhatap olan herkes, kim kalben Allah’a ulaşmayı dilerse ki bu ruhun talebidir. Bu talebi Allah kimin kalbinde görürse mutlaka Rahîm esmasıyla tecelli eder ve o güne kadar işlediği bütün günahları örter. Hangi âyet gereğince? Enfâl 29.
ENFÂL-29: Yâ eyyuhellezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar! Allah'a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.
Yetmez, Allahû Tealâ peşinden onun kalbine mürşid sevgisini veriyor. Mürşidine ulaşıp tâbî olduğu zaman o günahları bir kere daha sevaba çeviriyor ve zikir yapmaya başlıyor.
Burada önüne çıkan engel, daha evvel önündeki engel, onu yolundan çeviren şeytandır. Ama kişi mürşidine tâbî olduktan sonra Allah’ın garantisinde ruhunu Allah’ın Zat’ına Allah ulaştırıyor. Fakat Allahû Tealâ’nın verdiği söz, garanti buraya kadar. Kim Allah’ın kendisini 3 saatlik zikirle ruhunu Kendisine ulaştırmış ise, ulaştıktan sonra ruh Allah’ın Zat’ına ulaşıp yok olduktan sonra koruyucu kalkan kalkıyor. 3 saatlik zikri o noktadan itibaren Allah’ı kendisine vekil tayin ederek artırması lâzım.
İşte burada yine şeytan serbest. Şeytanın serbestliği ne kadar? Eskiden bize %100’e tesir ediyordu. Şimdi sadece %49’a tesir ediyor. Ruhumuz %100 Allah’ın emriyle devam ediyor, nefsimiz de %51 oranda nurlanmış. Şeytanın etki alanı %49.
Ve şeytan bu %49 tesir alanı içerisinde Hicr 39-40’ta diyor ki: Ben yeryüzünü, dünya hayatını onlara süsleyeceğim, hepsini saptıracağım. Orada da yine Allahû Tealâ, “muhlis kullarım müstesna.” diyor.
HİCR-39: Kâle rabbi bi mâ agveytenî le uzeyyinenne lehum fil ardı ve le ugviyennehum ecmeîn(ecmeîne).
(İblis şöyle) dedi: “Rabbim, beni azdırmandan dolayı, onlara mutlaka yeryüzünde (azgınlığı) süsleyeceğim ve mutlaka onların hepsini azdıracağım.
HİCR-40: İllâ ıbâdeke minhumul muhlasîn(muhlasîne).
Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna.
Burada muhlis kul kimdir? Muhlis kul, vuslata erdikten sonra Allah’ı kendisine vekil tayin eden ve o vekâletle zikrini artıran kişidir.
Allah’a ulaşmayı dilediği an kişi küfürden, cehennemden, dalâletten ve bütün 19 negatif özellikten kurtarmıştı kendisini. Ne ile? Bir dilekle.
Ama bu kişi günah işlemeyecek diye Allah’ın bir kanunu yok. Kişi nefsindeki bütün âfetlerle beraber Allah’ın yoluna girmiştir. Elbette günahları devam edecektir ama zikir onu adım adım azalan bir günahlar silsilesinin içinde yaşatacaktır. Ne zaman daimî zikre ulaşırsanız, o zaman nefsinizin kalbi %100 nurlardan oluşur. Günah işlemez bir noktaya gelirsiniz. Otomatik olarak bütün hayırları işlersiniz, yasakları da çiğnemezsiniz.
İşte İblis’i tamamen hayatımızdan çıkardığımız nokta, ruhumuzun Allah’a ulaşmasından daimî zikre ulaşana kadarki olan kesim.
Burada fizik vücudunun Allah’a teslimi, bir de nefsin Allah’a teslimi. Fizik vücudun Allah’a teslimi, Allah’ın bütün emirlerine itaat, yasak olan fiillerin işlenmemesi. Nefsin Allah’a teslimi de artık Allah’ın Zat’ının dışında bir şeyi talep etmemek noktasına geliyoruz. Allah razı olsun.