Muhterem Hocam, bir misafirimiz: “İnsanların %100’ü değil %80’i zekâtını verse fakirlik diye bir şey kalmaz.” Zekât veriminin toplumsal açıdan önemli bir kavram olduğunu söyleyebili
Soru
Muhterem Hocam, bir misafirimiz: “İnsanların %100’ü değil %80’i zekâtını verse fakirlik diye bir şey kalmaz.” Zekât veriminin toplumsal açıdan önemli bir kavram olduğunu söyleyebilir miyiz?
Cevap
Elbette. Allahû Tealâ’nın ilmi ve rahmeti herşeyi kuşatmıştır. O ne yaparsa mutlaka bizim iki cihan saadetine ulaşmamız için kesin bir sebeptir. Bakara Suresi'nin 177. âyet-i kerimesinde Allahû Teâlâ:
BAKARA – 177: Leysel birre en tuvellû vucûhekum kibelet maşrıki vel mağribi ve lâkinne’l birre (1) men âmene billâhi (2) vel yevmil âhıri (3) vel melâiketi (4) vel kitâbi (5) ven nebiyyîn (nebiyyîne), ve âtel mâle alâ hubbihî (1) zevil kurbâ (2) vel yetâmâ (3) vel mesâkîne (4) vebnes sebîli, (5) ves sâilîne (6-7) ve fî’r rikâb (rikâbi), (1) ve ekâmes salâte (2) ve âtez zekât (zekâte), (3) vel mûfûne bi (4) ahdihim izâ âhedû (âhedû), (5) ves sâbirîne fîl be’sâi ved darrâi ve hînel be’si ulâikellezîne sadakû, ve ulâike humul muttekûn (muttekûne).
Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz (hakiki îmânı yansıtan) BİRR (ebrar kılacak davranış biçimi) değildir. Lâkin birr, kişinin, (1) Allah’a, (2) yevm’il âhire (Allah’a ulaşılan sonraki güne, hidayet gününe, vuslat gününe) (3) meleklere, (4) Kitab’a ve (5) peygamberlere îmân etmesi ve sevdiği maldan, (1) akrabalara (yakınlık sahiplerine) (2) yetimlere, (3) miskinlere (çalışamaz durumda olan ihtiyarlara, muhtaçlara), (4) yolda kalmış yolculara, (5) isteyen (muhtaçlara) (6) köle ve (kurtulmaları için) (7) esirlere vermesi ve namazı kılması, zekâtı vermesidir. Ve (Allah’a ve insanlara) ahd verdikleri zaman ahdlerine vefa edenler (yerine getirenler), zorlukta ve darlıkta ve şiddetli savaş hâlinde sabredenler, işte onlar sadık olanlardır. İşte onlar muttekîlerdir (takva sahibi olanlardır).
Şimdi burada adeta Kur'ân'ın bütününü ihtiva eden Bakara 177'yi görüyoruz.
“Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz ebrar kılacak davranış biçimi değildir. Lâkin birr; Allah’a (inanç açısından), yevm’il âhire, meleklere, kitaba ve peygamberlere îmân etmesidir. Sevdiği maldan akrabaya, yetimlere, miskinlere, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere veya kurtulmaları için esirlere vermesi, namazı kılması, zekâtı vermesi, zorlukta ve darlıkta, şiddetli savaş hâlinde sabredenler. İşte onlar sadık olanlardır.”
Gerçekten de Zuhruf Suresi'nin 32. âyet-i kerimesinde de Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
39/ZUMER-32 Fe men azlemu mimmen kezzebe alâllâhi ve kezzebe bis sıdkı iz câeh(câehu), e leyse fî cehenneme mesven lil kâfirîn(kâfirîne).
Öyleyse Allah üzerine (hakkında) yalan söyleyenden ve hakikat ona geldiği zaman onu (Allah’a ulaşmayı) yalanlayandan daha zalim kim vardır? Kâfirlerin yeri cehennemde değil mi?
“Rabbinin rahmetini onlar mı taksim ediyorlar? Biz onların dünya hayatındaki maişetlerini aralarında taksim ettik. Onların bir kısmının derecelerini diğerlerinin üzerine yükselttik bunların bir kısmı diğerlerini emrinde çalıştırsın diye. Senin Rabbinin rahmeti onların topladığı şeylerden daha hayırlıdır.”
Prof. Dr. Mehmet Yazıcı’nın yaptığı bir araştırma var. Sahâbenin zekât verecek kişi araması… Gerçekten de onun yaptığı araştırmada insanlar zekât verecek kişiler zekâtlarını verecek olsalar toplumda fakir kimse kalmaz.
İslâm’ın 5 tane şartından 4’ü insanla Allah arasındaki ilişkileri kapsar. Ama zekât insanla Allah arasındaki ilişkileri aşar. Zekâta ihtiyaç duyan insanları da muhtevasına alır. Orada artık kul hakkı vardır. Bu asıla dayalı olarak Hz. Ebubekir zekât vermeyenlere karşı savaş açmıştır. Zekât kazanıldığı an verilmesi lazım gelen bir paradır. Bunu vermedikçe haram yemiş oluruz. Ama kime zekât verdiysek onun en az 100 katını Allahû Teâlâ bize bilmediğimiz yerlerden mutlaka gönderecektir.
Allah Resûlü (S.A.V) Efendimiz şöyle buyuruyor: “Malınızın zekâtını veriniz. Biliniz ki zekâtını vermeyenlerin namazı, orucu, haccı, cihadı ve îmânı yoktur.”
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Buharî.
“Malınızın zekâtını veriniz! Biliniz ki, zekâtını vermeyenlerin, namazı, orucu, haccı, cihadı ve îmânı yoktur.”
Allah razı olsun.