Muhterem Hocam, bir misafirimiz “Mevlana Hazretleri kendi zamanında çok şeyler söylemiş ama ben canlılarını arıyorum, bugün ne söylüyorlar onlara bakalım.” diyor. Her mürşid o devr
Soru
Muhterem Hocam, bir misafirimiz “Mevlana Hazretleri kendi zamanında çok şeyler söylemiş ama ben canlılarını arıyorum, bugün ne söylüyorlar onlara bakalım.” diyor. Her mürşid o devrenin ihtiyacına göre mi ilim aktarır?
Cevap
Hayır. Allah’ın ilmi ezelî ve ebedîdir ve herşeyi kuşatmıştır. Allahû Tealâ hangi hakikatleri Âdem (A.S)’a söylemişse, peşinden Nuh (A.S)’a da söylemiştir, peşinden İbrâhîm (A.S)’a da söylemiştir, peşinden Musa (A.S)’a da… Allah’ın âyetleri açıkça bunu ifade ediyor: Din tektir; ezelî ve ebedî din. Âli İmrân Suresinin 33. âyet-i kerimesi:
3/ÂLİ İMRÂN-33: İnnallâhestafâ âdeme ve nûhan ve âle ibrâhîme ve âle imrâne alel âlemîn(âlemîne).
Muhakkak ki Allah, Hazreti Âdem’i, Hazreti Nuh’u, Hazreti İbrâhîm’in ailesini ve İmran ailesini, âlemlerin üstüne seçti.
Görüyoruz ki ilk insan olan Âdem babamızın şeriatı, Hz. Nuh’un şeriatından farklı değil. Hz. Nuh’un şeriatı, Hz. İbrâhîm’in şeriatıdır. Hz. İbrâhîm’in şeriatı, Âli İmrân’ın şeriatıdır ve son Nebî’nin de şeriatıdır. Allahû Tealâ’nın zikrettiği gibi:
3/ÂLİ İMRÂN-104: Veltekun minkum ummetun yed’ûne ilel hayri ve ye’murûne bil ma’rûfi ve yenhevne anil munker(munkeri), ve ulâike humul muflihûn(muflihûne).
Sizin içinizden hayra davet eden (mürşidlerden) bir cemaat olsun ve mârufla emretsin, ve münkerden nehyetsin (men etsin). İşte onlar, onlar felâha erenlerdir.
Âli İmrân-164’te ise bu resûl, kendi kavminin resûlüdür; ama aynı zamanda onlar arasından seçilen ve mü’minlere bir ni’mettir.
3/ÂLİ İMRÂN-164: Lekad mennallâhu alâl mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmete, ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
Andolsun ki Allah, mü’minlerin (başlarının) üzerine (devrin imamının ruhu) bir ni’met olmak üzere (onların aralarında, kendi kavminin içinde) kendilerinden bir resûl beas eder. Onlara O’nun (Allah’ın) âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (Allah’a ulaşmayı dilemeden evvel) onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.
Bakara-151’de ise Allah’ın kendisine verdiği peygamberden bahsediyor.
2/BAKARA-151: Kemâ erselnâ fîkum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta’lemûn(ta’lemûne).
Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden (kendinizden) bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi) tezkiye (ve tasfiye) etsin, size Kitap’ı (Kurân-ı Kerim’i) ve hikmeti öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.
İster Âli İmrân-164 olsun ister Bakara-151, ikisi de devrin imamıdır; 5 görevin de sahibidir. Tüm resûller müjdeleyici ve uyarıcı olarak Allah tarafından gönderilmişlerdir. Allahû Tealâ gaybı sadece devrin imamlarına bildiriyor.
72/CİN-26: Âlimul gaybi fe lâ yuzhiru alâ gaybihî ehadâ(ehaden).
O (Allah), gaybı bilendir. Fakat O, gaybını hiç kimseye izhar etmez (açıklamaz).
72/CİN-27: İllâ menirtedâ min resûlin fe innehu yesluku min beyni yedeyhi ve min halfihî rasadâ(rasaden).
Resûllerden razı oldukları (tasarruf rızasına ulaşmış olanları) hariç! O taktirde, muhakkak ki O (Allah), onların önünden ve arkasından gözetenler sevkeder ki,
Bakara-170’te ise:
2/BAKARA-170: Ve izâ kîle lehumuttebiû mâ enzelallâhu kâlû bel nettebiu mâ elfeynâ aleyhi âbâenâ e ve lev kâne âbâuhum lâ ya’kılûne şey’en ve lâ yehtedûn(yehtedûne).
Ve onlara: “Allah’ın indirdiği şeye tâbî olun!” denildiğinde; “Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (yola) tâbî oluruz.” dediler. Ve eğer, onların ataları hiçbir şeyi akıl etmiyor ve hidayete ermemiş olsalar bile mi?
İstiklâl Marşımızın yazarı Mehmet Âkif Ersoy bir dörtlüğünde diyor ki: “Doğrudan doğruya Kur’ân’dan alıp ilhamı, asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm’ı.” Yani her devirde devrin imamından Kur’ân’ı öğrenmeliyiz. Bu, bütün insanlar için Allah’ın ilmî konularının temelini teşkil eder. İnsanlar Allah’ın kendilerine ne emrettiğini bilmezlerse hepsinin cehenneme gidecekleri kesin olduğuna göre, Allahû Tealâ böyle bir haksızlığa müsaade etmiyor; peygamberlerin olmadığı devrelerde de onların vekillerini tayin ediyor. Şu anda dünya üzerinde bütün kavimlerdeki bütün inanç çeşitlerinin, ayrı ayrı dinlerin içerisinde bir resûl hayatta ve her birine onların diliyle Allah’ın doğrularını anlatıyor. Allah razı olsun.