Muhterem Hocam, bir misafirimiz mürşid konusunda "Hatalar başta oradan geldi, öğretilmedi ve öğrenilmedi; öğrenilseydi bu duruma gelmezdi."dedi. İnsanlara mürşidin farz olduğu yete

Soru

Muhterem Hocam, bir misafirimiz mürşid konusunda "Hatalar başta oradan geldi, öğretilmedi ve öğrenilmedi; öğrenilseydi bu duruma gelmezdi."dedi. İnsanlara mürşidin farz olduğu yeterince öğretilmemiş midir?

Cevap

Geleneksel din tatbikatı içerisinde bunlar öğretilmiyor; sadece insanlar İslâm’ın 5 şartına endekslenmiş vaziyette, onun üzerinden din öğretiliyor. Oysa İslâm’ın 5 şartıyla hiç kimsenin huzur ve mutlu yaşaması mümkün değil.

Herşeyden evvel Bakara 256’ya baktığımız zaman;

2/BAKARA-256 Lâ ikrâhe fîd dini kad tebeyyener ruşdu minel gayy(gayyi), fe men yekfur bit tâgûti ve yu’min billâhi fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, lânfisâme lehâ, vallâhu semîun alîm(alîmun).

Dinde zorlama yoktur. irşad yolu (hidâyet yolu, Allah’a ulaştıran yol), gayy yolundan (dalâlet yolundan, şeytana, cehenneme ulaştıran yoldan) açıkça (ayrılıp) ortaya çıkmıştır. Artık kim tagutu (şeytanı ve şeytana ulaştıran yolu) inkâr edip de Allah’a îmân ederse (mü’min olur, Allah’a ulaştıran yolu tercih ederse), böylece o, (Allah’tan) kopması mümkün olmayan urvetul vuskaya (sağlam bir kulba, mürşidin eline) tutunmuştur. Allah Sem’î’dir, Alîm’dir.

Dinde zorlama yoktur. İrşad yoluyla gayy yolu 180 derece birbirinden ayırmıştır. Gayy yolunda tagutlar var, insan ve cin şeytanlar. A’râf 146’da;

7/ARÂF-146 Se asrifu an âyâtiyellezîne yetekebberûne fîl ardı bi gayril hakkı ve in yerev kulle âyetin lâ yu’minu bihâ ve in yerev sebîler ruşdi lâ yettehızûhu sebîlen ve in yerev sebilel gayyi yettehızûhu sebîlâ(sebîlen), zâlike bi ennehum kezzebû bi âyâtinâ ve kânû anhâ gâfilîn(gâfilîne).

Yeryüzünde haksız yere kibirlenen kimseleri, âyetlerimizden çevireceğim. Bütün âyetleri görseler, ona inanmazlar. Eğer rüşd yolunu görseler, onu yol edinmezler. Ve gayy yolunu görseler, onu yol edinirler. Bu; onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve ondan gâfil olmaları sebebiyledir.

Bütün âyetleri görseler îmân etmezler; irşad yolunu görseler onu yol edinmezler. Onlar gayy yoluna tâbî oluyorlar, sebilel gayye.

İşte bütün Allah'ın mürşidleri Cinn Suresi'nin 14. ayetinde;

72/CİNN-14 Ve ennâ minnel muslimûne ve minnel kâsitûn(kâsitûne), fe men esleme fe ulâike teharrev reşedâ(reşeden).

Ve gerçekten bizden, (Allah’a) teslim olanlar da var ve bizden kasitun (kalpleri kasiyet bağlamış) olanlar da var. Artık kim (Allah’a) teslim olmuşsa işte onlar, irşad olmayı (nefsin ve iradenin teslimini) arayanlardır (dileyenlerdir).

“Onlar mürşidlerini arayanlardır.” Meryem 43’te:

19/MERYEM-43 Yâ ebeti innî kad câenî minel ilmi mâ lem ye’tike fettebi’nî ehdike sırâtan seviyyâ(seviyyen).

Ey babacığım, muhakkak ki bana, sana gelmeyen bir ilim gelmiştir! Öyleyse bana tâbî ol. Seni, Sıratı Seviye’ye (düzgün, seviyeli, Allah’a ulaştıran yola) hidayet edeyim (ulaştırayım).

Hz. İbrahim babasına diyor ki: “Babacığım, bana tâbî ol ki sana verilmeyen ilim bana da verildi. Bana tâbî ol ki seni irşad yoluna ulaştırayım. Nahl 36 da,

16/NAHL-36 Ve lekad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâletu, fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).

Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah’a ulaşmayı dileyerek) Allah’a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını (Resûlün daveti üzerine Allah’a ulaşmayı dileyenleri), Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).

Her devirde, o kavimlerin içinde Allah’ın velî resûlleri olduğunu ve mutlaka Allah’tan sorularak onlara ulaşmamız gerektiğini bildiriyor. Bütün Kur’an-ı Kerim, irşad müessesesinin çeşitli muhtevasını göstermek üzere Allah tarafından izah edilmiştir.

Tâbî olmak, Kur’ân-ı Kerim’in temel emridir. Bütün devirlerde, bütün resûller ve nebîler, mürşidler insanlara hep aynı şeyi söylemişlerdir: “Tâbî ol ki irşad yoluna ulaşayım.” Allah’ın söylediği şey, eğer Allah’ın hidayetçisine davetçisine tâbî olunmazsa, o kişinin mutlaka delalette kalmasıdır. Dalalette kalanlarınsa gideceği yer cehennemdir. 7 grup ayet-i kerime dalalette olanların gideceği yer cehennem.

DALÂLETTE OLANLARIN GİDECEĞİ YER CEHENNEM

1. NİSÂ-167 Muhakkak ki inkâr edenler ve Allah’ın yolundan alıkoyanlar, uzak bir dalâletle sapmışlardır.

NİSÂ-168 Muhakkak ki inkâr edenleri ve zulmedenleri, Allah mağfiret edecek değildir ve yola hidayet edecek değildir.

NİSÂ-169 Ancak cehennem yoluna (hidayet eder, ulaştırır), onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır…

2. A’RÂF-178 Allah kimi hidayete erdirirse artık o hidayete ermiştir. Ve kim dalâlette bırakılırsa, işte onlar, onlar artık hüsrana uğrayanlardır.

MU’MİNÛN-103 Ve kimin mizanı (sevap tartıları) hafif gelirse, işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.

3. A’RÂF-179 Onların kalpleri vardır, onunla fıkıh (idrak) etmezler. Onların gözleri vardır, onunla görmezler. Onların kulakları vardır, onunla işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir. Hatta daha çok dalâlettedirler İşte onlar, onlar gâfillerdir.

4. İSRÂ-97 Ve Allah, kimi (Kendisine) ulaştırırsa, artık o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa, o taktirde onlar için O’ndan (Allah’tan) başka dostlar bulamazsın. Ve kıyâmet günü onları kör, dilsiz ve sağır olarak yüzüstü (sürünerek) haşredderiz. Onların me’vası cehennemdir….

5. FURKÂN-34 Cehenneme yüzleri üstü haşredilenler (toplananlar), işte onlar, gideceği mekânı şerli olanlar ve sebîlden sapanlar (dalâlette kalanlar)dır.

6. YÂSÎN-62 Ve andolsun ki sizden birçoklarını dalâlette bıraktı. Hâlâ akıl etmez misiniz?

YÂSÎN-63 Size vaadedilmiş olan cehennem (işte) budur.

7. KAMER-47 Muhakkak ki mücrimler (suçlular), dalâlet ve çılgınlık içindedir.

Mürşide ulaşmayı kim red ediyorsa, Allah’ın tarafında değil, şeytanın tarafındadır. “Allah’la kul arasına kimse giremez” sözü, şeytanın uydurduğu bir sözdür. O kesinlikle Kur’ân’ın hakikatlerini bilmeyen birisidir.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20265 dk okuma0