Muhterem Hocam, bir misafirimiz mürşid konusunda "Onlara bağlanmak bizim için kurtuluştur, onlara bağlanmamak da bir nevi ölümdür." Bir mürşide bağlanmamakla ölü olmak arasında nas

Soru

Muhterem Hocam, bir misafirimiz mürşid konusunda "Onlara bağlanmak bizim için kurtuluştur, onlara bağlanmamak da bir nevi ölümdür." Bir mürşide bağlanmamakla ölü olmak arasında nasıl bir ilişki var?

Cevap

%100 paralel bir ilişki var mı? Allahû Tealâ mürşidine tâbî olmayanlar dalâlettedir buyuruyor ve dalâlette olanların da ölüler olduğunu, buyuruyor. Hangi âyet-i kerime? Neml Suresi'nin 80-81. âyet-i kerimeleri.

27/NEML-80 İnneke lâ tusmiul mevtâ ve lâ tusmius summed duâe izâ vellev mudbirîn(mudbirîne).

Muhakkak ki sen, ölülere işittiremezsin ve arkasını dönüp kaçan sağırlara da (Allah’ın) davetini işittiremezsin.

27/NEML-81 Ve mâ ente bi hâdîl umyi an dalâletihim, in tusmiu illâ men yu’minu bi âyâtinâ fe hum muslimûn(muslimûne).

Ve sen, körleri dalâletlerinden (çevirip) hidayete erdirecek değilsin. Sen, ancak âyetlerimize inananlara işittirebilirsin. İşte onlar, teslim olanlardır.

“Sen ölülere işittiremezsin. Arkalarını dönüp giden sağırlara da işittiremezsin. Sen o dalâletteki amalara da hidayete erdirecek değilsin.” Eğer mürşide tâbî olmayanlar 10 âyet gereğince dalâlette ise ve dalâlette olanlar sağır, dilsiz ve kör ise o zaman gerçekten mürşide tâbî olmayanların ölüdürler olayıyla paralel bir ilişki içerisinde.

MÜRŞİDE TÂBÎ OLMAYAN (Tarikata Girmeyen) DALÂLETTEDİR (10 ÂYET)

1. ÂLİ İMRÂN-164 Andolsun ki Allah, mü’minlerin üzerine bir ni’met olmak üzere kendilerinden bir resûl beas eder... Ondan evvel onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.

2. A‘RÂF-186 Allah kimi dalâlette bırakırsa, artık onun için bir hidayetçi yoktur. Ve onları azgınlıkları içinde şaşkın terkeder.

3. NAHL-36 ...Biz, bütün ümmetlerin içinde resûl beas ettik. Allah’a kul olsunlar ve taguttan içtinap etsinler diye. Onlardan bir kısmını, Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. …

4. KEHF-17 …Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa artık onun için velî mürşid bulunmaz.

5. TÂHÂ-123 …“İkiniz oradan inin! Hepiniz birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.”

6. KASAS-50 …eğer sana icabet etmezlerse, bil ki onlar heveslerine tâbîdirler. Allah’tan bir hidayetçi olmaksızın kendi heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? ...

7. ZUMER-23 …İşte bu, Allah’ın hidayetidir, dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi yoktur.

8. CÂSİYE-23 Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah onu ilim üzere dalâlette bıraktı. …Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir?…

9. AHKÂF-32 Ve Allah’ın davetçisine icabet etmeyen kimse, yeryüzünde (Allah’ı) aciz bırakacak değildir. Ve onun Allah’tan başka dostları yoktur. İşte onlar apaçık dalâlet içindedirler.

10. CUMA-2 Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden O’dur. …Ve daha önce elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.

İnsanların çoğu A'râf 179'a göre cin ve insanların çoğu cehenneme gidecek. Onların kalpleri var, fıkıh etmezler. Onların gözleri var, görmezler. Onların kulakları var, işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir.

7/ARÂF-179 Ve lekad zere’nâ li cehenneme kesîran minel cinni vel insi, lehum kulûbun lâ yefkahûne bihâ ve lehum a’yunun lâ yubsırûne bihâ ve lehum âzânun lâ yesmeûne bihâ, ulâike kel en’âmi bel hum edallu, ulâike humul gâfilûn(gâfilûne).

Ve andolsun ki; cehennemi, insanların ve cinlerin çoğuna hazırladık (yarattık). Onların kalpleri vardır, onunla fıkıh (idrak) etmezler. Onların gözleri vardır, onunla görmezler. Onların kulakları vardır, onunla işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir. Hatta daha çok dalâlettedirler. İşte onlar, onlar gâfillerdir.

Kasas 50'de de Allahû Tealâ Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e: “Senin davetine icabet etmezlerse bil ki onlar hevalarına tâbî oluyorlar.” Resûlullah (S.A.V) daveti, Allah'a ulaşma davetidir. O da tâbiiyeti gerektirir.

Câsiye 23'te ise hevasına tâbî olanların dalâlette olduğu, sağır, dilsiz ve kör olduğu buyruluyor.

İster En'âm 36, davete icabet edenler işitenlerdir desin.

İster Neml 80'de mürşide olmayanın dalâlette olduğunu, 10 âyet-i kerime muhtevası içerisinde desin, aynı sonuca bizi ulaştırıyor.

İnsanlar Allah ile ilişkileri itibariyle ölüler ve diriler olarak ikiye ayrılıyorlar. Allah'la ilişkileri itibariyle Allah'a ulaşmayı dilemeyenler, mürşidine tâbî olmayanlar ölüler. Allah'a ulaşmayı dileyen, mürşidine tâbî olanlar da dirileri temsil ediyor.

Ölüler kulakları sağır olan, gözleri kör olan, dilsiz olanlardır. Allahû Tealâ canlı olan insanların hepsinin mezardaki ölüler kabul ediyor. İşte bu ölümden kurtulmak ancak mürşidine ulaşmakla mümkündür. Bu faktörler mürşide ulaşınca devre dışı kalır. Allahû Tealâ bunları sadece Allah'a ulaşmayı dileyenlerde gerçekleştiriyor. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 29 Ekim 2026Son güncelleme: 29 Ekim 20264 dk okuma0