Muhterem Hocam, bir misafirimiz “Mürşidi bulmak hazinelerin en büyüğüdür.” dedi. Mürşid insanlara ne sağlar?
Soru
Muhterem Hocam, bir misafirimiz “Mürşidi bulmak hazinelerin en büyüğüdür.” dedi. Mürşid insanlara ne sağlar?
Cevap
İnsanoğlu için ahlâk en büyük hazinedir. Din ahlâktır. Allahû Tealâ’nın bize farz kıldığı dinle bütün insanları iki cihan saadetine ulaştırma hedefini tayin etmiştir. Herkes mutlu olmayı istiyor, mutluluğu arıyor. Allah da herkesin mutlu olmasını istiyor. Ama bir varlık var ki o İblis, herkesin mutsuz olmasını istiyor.
Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanmak, dini öğrenip yaşamak ancak bu düşman İblis’in hayatımızdan çıkarılması ile mümkündür. Bu da ancak nefs tezkiyesi ve tasfiyesi ile gerçekleşir. Mürşid olmadan hiç kimsenin bunu başarabilmesi mümkün değildir.
Mâide 35’te:
MÂİDE-35: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah'a karşı takva sahibi olun ve O'na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O'nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.
Öte yandan 10 tane âyet-i kerimede mürşidine tâbî olmayan dalâlettedir.
MÜRŞİDE TÂBÎ OLMAYAN (Tarikata Girmeyen) DALÂLETTEDİR (10 ÂYET)
1. ÂLİ İMRÂN-164 Andolsun ki Allah, mü’minlerin üzerine bir ni’met olmak üzere kendilerinden bir resûl beas eder... Ondan evvel onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.
2. A‘RÂF-186 Allah kimi dalâlette bırakırsa, artık onun için bir hidayetçi yoktur. Ve onları azgınlıkları içinde şaşkın terkeder.
3. NAHL-36 Biz, bütün ümmetlerin içinde resûl beas ettik. Allah’a kul olsunlar ve taguttan içtinap etsinler diye. Onlardan bir kısmını, Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. …
4. KEHF-17 Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa artık onun için velî mürşid bulunmaz.
5. TÂHÂ-123 …“İkiniz oradan inin! Hepiniz birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.”
6. KASAS-50 …eğer sana icabet etmezlerse, bil ki onlar heveslerine tâbîdirler. Allah’tan bir hidayetçi olmaksızın kendi heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? ...
7. ZUMER-23 …İşte bu, Allah’ın hidayetidir, dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi yoktur.
8. CÂSİYE-23 Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah onu ilim üzere dalâlette bıraktı. …Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir?…
9. AHKÂF-32 Ve Allah’ın davetçisine icabet etmeyen kimse, yeryüzünde (Allah’ı) aciz bırakacak değildir. Ve onun Allah’tan başka dostları yoktur. İşte onlar apaçık dalâlet içindedirler.
10. CUMA-2 Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden O’dur. …Ve daha önce elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.
Mürşid farzdır. Hiç kimse mürşidine tâbî olmaksızın Allah’a teslim olamaz. Tâbiiyet söz konusu olmazsa o kişinin Allahû Tealâ’nın emrettiği ermiş evliya olması hiçbir şekilde mümkün olmaz. Mürşid olmadan nefs tezkiyesi mümkün değildir.
Hadîs: “Benden sonra nebî gelmeyecek ama benden sonra halifeler, imamlar gelecek. Kim zamanın imamına arif olmazsa, o cahiliye standartlarıyla ölür.”
Öyleyse dinin 2. safhası mürşide tâbiiyettir. Âdem (A.S)’dan kıyâmet gününe kadar hep vardır ve bütün peygamberler, onların ardından gelen, onların mirasını devralan bütün velî resûller, velî mürşidler insanları hep af ve mağfirete davet etmişlerdir. Mağfiret ancak mürşide tâbiiyetle gerçekleşir. Mürşide tâbî olmadan dini yaşamak mümkün değildir. Allah razı olsun.