Muhterem Hocam, bir misafirimiz mürşidin farziyeti konusunda “Kur’ân-ı Kerim’i 3 kere 4 kere okudum, öyle bir şeye rastlamadım.” diyor. Kur’ân-ı Kerim’de mürşid kavramı var mıdır?
Soru
Muhterem Hocam, bir misafirimiz mürşidin farziyeti konusunda “Kur’ân-ı Kerim’i 3 kere 4 kere okudum, öyle bir şeye rastlamadım.” diyor. Kur’ân-ı Kerim’de mürşid kavramı var mıdır?
Cevap
Gerçekten de Allahû Tealâ mürşide tâbî olmayı farz kılmış. Evvela 10 tane âyet-i kerime, mürşide tâbî olmayan dalâlettir ve gideceği yer cehennemdir.
MÜRŞİDE TÂBÎ OLMAYAN (Tarikata Girmeyen) DALÂLETTEDİR (10 ÂYET)
1. ÂLİ İMRÂN-164 Andolsun ki Allah, mü’minlerin üzerine bir ni’met olmak üzere kendilerinden bir resûl beas eder... Ondan evvel onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.
2. A‘RÂF-186 Allah kimi dalâlette bırakırsa, artık onun için bir hidayetçi yoktur. Ve onları azgınlıkları içinde şaşkın terkeder.
3. NAHL-36 ...Biz, bütün ümmetlerin içinde resûl beas ettik. Allah’a kul olsunlar ve taguttan içtinap etsinler diye. Onlardan bir kısmını, Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. …
4. KEHF-17 …Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa artık onun için velî mürşid bulunmaz.
5. TÂHÂ-123 …“İkiniz oradan inin! Hepiniz birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.”
6. KASAS-50 …eğer sana icabet etmezlerse, bil ki onlar heveslerine tâbîdirler. Allah’tan bir hidayetçi olmaksızın kendi heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? ...
7. ZUMER-23 …İşte bu, Allah’ın hidayetidir, dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi yoktur.
8. CÂSİYE-23 Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah onu ilim üzere dalâlette bıraktı. …Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir?…
9. AHKÂF-32 Ve Allah’ın davetçisine icabet etmeyen kimse, yeryüzünde (Allah’ı) aciz bırakacak değildir. Ve onun Allah’tan başka dostları yoktur. İşte onlar apaçık dalâlet içindedirler.
10. CUMA-2 Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden O’dur. …Ve daha önce elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.
Mürşidine tâbî olmayanın 10 âyet gelince dalâlette olacağı zikrediliyor. Mürşide tâbiiyet farz mıdır? Farzdır. İşte Âli İmrân 31’de: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tâbî olun, tâbî olun ki Allah sizi sevsin.”
ÂLİ İMRÂN-31: Kul in kuntum tuhibbûnallâhe fettebiûnî yuhbibkumullâhu ve yagfir lekum zunûbekum, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
De ki: “Eğer siz Allah'ı seviyorsanız, o takdirde bana tâbi olunuz ki Allah da sizi sevsin ve sizin günahlarınızı mağfiret etsin (sevaba çevirsin). Ve Allah "Gafur"dur, "Rahîm"dir.”
Meryem sûresinin 43. âyet-i kerimesinde Hz. İbrâhîm (A.S):
MERYEM-43: Yâ ebeti innî kad câenî minel ilmi mâ lem ye’tike fettebi’nî ehdike sırâtan seviyyâ(seviyyen).
Ey babacığım, muhakkak ki bana, sana gelmeyen bir ilim gelmiştir! Öyleyse bana tâbî ol. Seni, Sıratı Seviye'ye (düzgün, seviyeli, Allah'a ulaştıran yola) hidayet edeyim (ulaştırayım).
Mü’min sûresinin 38. âyet-i kerimesinde:
MU'MİN-38: Ve kâlellezî âmene yâ kavmittebiûni ehdikum sebîler reşâd(reşâdi).
Ve âmenû olan adam şöyle dedi: "Ey kavmim! Bana tâbî olun ki sizi irşad yoluna ulaştırayım."
İşte bu 7 tane âyet-i kerime mürşide tâbiiyeti farz kılmış. Yâsîn suresinin 21. âyet-i kerimesi:
YÂSÎN-21: İttebiû men lâ yes’elukum ecren ve hum muhtedûn(muhtedûne).
(Tebliğlerine karşılık) sizden ücret istemeyen (bu) kişilere tâbî olun. Ve onlar, mehdilerdir (hidayete ermiş ve hidayete erdirenlerdir).
Bu âyetler bize mürşide tâbiiyetin farz olduğunu gösteriyor. Tâbî olmayanın dalâlette kalacağı buyuruluyor.
Kur’ân-ı Kerîm’de mürşid kavramı var mıdır? Var tabiî.
Kur’ân-ı Kerim’de mürşid kavramı vardır.
BAKARA-186: Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, fel yestecîbû lî vel yu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne).
Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).
KEHF-17: Ve tereş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minh(minhu), zâlike min âyâtillâh(âyâtillâhi), men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden).
Ve güneşin doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah'ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah'a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz.
Bakara 186'da mürşidine tâbî olmayan dalâlette kalır ve Kehf sûresinin 17. âyet-i kerimesinde: "Allah kimi Kendisine ulaştırmışsa, o hidayete ermiştir. Kimi dalâlete bırakmışsa onun için bir velî mürşid bulunmaz." Eğer Allahû Tealâ hidayete ermeyi farz kılmışsa ve hidayete ermek mürşid ile ise o zaman kimdir dalâlette kalan? Mürşidine tâbî olmayandır.
MÂİDE-35: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah'a karşı takva sahibi olun ve O'na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O'nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.
Neyle isteyeceğiz? Hacet namazıyla. “Sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyin. Mürşidinizi talep ediniz.”
BAKARA-45: Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne).
(Allah'tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah'a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.
CİNN-14: Ve ennâ minnel muslimûne ve minnel kâsitûn(kâsitûne), fe men esleme fe ulâike teharrev reşedâ(reşeden).
Ve gerçekten bizden, (Allah'a) teslim olanlar da var ve bizden kasitun (kalpleri kasiyet bağlamış) olanlar da var. Artık kim (Allah'a) teslim olmuşsa (ruhunu teslim etmişse) işte onlar, irşad olmayı (nefsin ve iradenin teslimini) arayanlardır (dileyenlerdir).
İnsanlar diledikleri gibi konuşabilirler ama Allah ne söylüyor? Konunun önemli olan yeri burası. Allah diyor ki mürşid farzdır. Önemli olan Allah’ın söylediği. Mürşid, kendisine ulaşılması mutlaka gerekli bir vasıtadır ve insanları hidayete erdirmek için Allahû Tealâ tarafından tayin edilmiştir. Allah’ın mürşidlerine ulaşamamak insanları dalâlete bırakır. Bir insan mürşidine ulaşmadığı takdirde hiçbir açıdan kurtuluş ümidi yoktur.
Hurafe olarak dinimize giren bir zan: ‘Allah’la kul arasına kimse giremez.’ Bu tamamen insanların kendi zannı, uydurmasıdır. Ama Kur’ân-ı Kerim’de 7 tane âyet-i kerimede mürşide tâbiiyeti farz kılıyor, 10 âyet gereğince de mürşidine tâbî olmayan dalâlette kalıyor.
Bakın, 7 tane âyet-i kerîme: Âli İmrân 31, Âli İmrân 164, Meryem 43, Yâsîn 21, Mü’min 38, Zuhrûf 61, Cuma 2. Mürşide tâbiiyetin farz olduğunu beyan eden âyetler.