Muhterem Hocam, bir misafirimiz "Zikir konusunda, ermişlerin haricinde sürekli zikir yapacak bir neslin olduğunu düşünmüyorum." dedi. Zikrin önemi gün geçtikçe unutulmakta mıdır?
Soru
Muhterem Hocam, bir misafirimiz "Zikir konusunda, ermişlerin haricinde sürekli zikir yapacak bir neslin olduğunu düşünmüyorum." dedi. Zikrin önemi gün geçtikçe unutulmakta mıdır?
Cevap
Gerçekten de Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) hadîs-i şerifinde buyuruyor ki;
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Beyhaki; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 24
"Bir zamanlar gelecek, Kur’ân-ı Kerim’in resmi, İslâm’ın ismi kalacaktır. İnsanlar İslâmî isimlerle anılacaklar ama İslâm’dan en uzak kişiler olacaklar. Mescidlere dışarıdan bakıldığı zaman mamur ama içindeki insanlara bakıldığı zaman, kalplerinde hidayetten eser olmayacak. O gün yaşayan âlimler, gök kubbenin altında yaşayan insanların en şerrlileridir. Fitne onlardan çıkmıştır ve tekrar onlara dönecektir."
İşte bu Hadîs-i Şerif bize kesinlikle zikrin de unutulduğu, din tatbikatından çıkartıldığı, Kur'ân'ın da rafa kaldırıldığı bir dönemi hatırlatıyor. Belki insanlar diyecekler ki biz Kur'ân okuyoruz vs. Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V):
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: (Buhari, Fezailül Kur’ân 21)
Kaynak: Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman 57.
Hayrukum men teâlleme elkur’âne ve âllemehu
“Sizin en hayırlınız Kur'ân'ı öğrenen ve öğretendir.”
“Ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorluklarınızı gideren VELÎNİZ OLAN KİMSEYE KATILINIZ, O MEHDİ’DİR.”
“En hayırlınız Kur'ân-ı Kerim'i öğrenen, öğretendir. Ümmetimin en hayırlısı Mehdi (A.S)'dır." demesine rağmen insanlar Kur'ân'ın öğrenilmesi ve öğretilmesini Arapçanın öğrenilmesi ve öğretilmesi olarak değerlendiriyorlar.
Halbuki Resûlullah (S.A.V) Efendimiz “En hayırlınız Kur'ân-ı Kerim'i öğrenen, öğretendir.” deyince, “Ümmetimin en hayırlısı Mehdi (A.S).” buyurduğuna göre Mehdi (A.S), Kur'ân'ı Allah'tan öğrenen, lafzıyla ve ruhuyla öğrenen ve diğer insanlara öğretendir.
O zaman “En hayırlınız Kur'ân-ı Kerim'in lafzını ve 7 ruhunu öğrenen ve öğreten kişidir.” değerlendirmemiz lâzım. İşte bu değiştirilmiş. Kur'ân'ın Arapçası açısından öğrenmek ve öğretmek şeklinde değiştirilmiş ve böylece Kur'ân rafa kaldırılmış, zikir de unutulmuş.
İşte Kur'ân-ı Kerim'in rafa kaldırılmasının arkasında Resûlullah'ın bir hadîsi, buyuruyor ki:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Tirmizî, İbn Mâce.
“Gün gelir, ilim insanları terk eder. İnsanların onda hiç nasibi kalmaz.”
Sahabe sordu: “İlim bizi nasıl terk edebilir ki?
Biz Kur’ân-ı okuyoruz ve bundan böyle de vallahi okuyacağız.
Hanımlarımıza, oğullarımıza da okutmaktayız.”
Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle cevap buyurdu:
“Yahudilerin ve Hristiyanların elinde de Tevrat ve İncil yok muydu?”
Anlıyoruz ki Kur'ân elde varsa ve size diyor, ilk ilmin insanlardan alındığı şey emanet ve huşûdur.
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Ramüzü’l-Ehadîs, s. 120, Ravi: Hz. Zamre İbni Habib (R.A.), Tirmizi; 2791
"Ümmetimden ilk kaldırılacak şey, emanet ve huşûdur."
Emanet Allah'ın bize verdiği ruhun dünya hayatında Allah'a ulaştırılmamasıdır. Eğer kişi Allah'a ulaşmayı dilemiyorsa o zaman huşû sahibi de olmayacaktır ve Kur'ân ona kapalıdır. "Ümmetimde ilk kaldıracak şey emanet ve huşûdur." Yani kişi Allah'a ulaşmayı dilemediği takdirde huşû sahibi de olamaz.
Böylece zikir Kur'ân'da yer almasına rağmen, zikir de farz, çok zikir de farz, daimî zikir de farz olmasına rağmen 32 farzın ve 54 farzın içinde yer almıyor. Ve “Kim Rahman'ın zikrinden göz yumarsa biz ona şeytanı musallat ederiz.”
Allah'ın emirleri var, bizden yapmamızı ister. Onu bizim irademize bırakmıştır. Eğer gerçekleştirirsek Allah Katında kıymetli oluruz, gerçekleştiremezsek kıymetsiz oluruz. Biz kendi irademizle "Allah Allah" dediğimiz zaman Allah'ı zikrederiz. Bu bir zikirdir.
Zikir Allahû Tealâ'nın insan mutluluğu konusuna garantisidir, en büyük vasıtasıdır. İbadetlerin en büyüğü, bizi mutlaka cennet ve dünya saadetine ulaştıracak olan zikirdir. Dünya mutluluğuna taşıyacak olan da zikirdir. Zikirsiz teslim hiçbir şeyle, hiçbir şekilde mümkün değildir. Allah razı olsun.