Muhterem Hocam, bir profesör oruç bozmakla ilgili, “Oruç bozulursa 61 gün kaza orucu tutacak.” dedi. Soruyu soran kişi, “61 gün kaza orucu Kur’ân’da geçmiyor.” dedi. Profesör de, “

Soru

Muhterem Hocam, bir profesör oruç bozmakla ilgili, “Oruç bozulursa 61 gün kaza orucu tutacak.” dedi. Soruyu soran kişi, “61 gün kaza orucu Kur’ân’da geçmiyor.” dedi. Profesör de, “Her şey Kur’ân’da olsaydı hiçbir şey sızmazdı, resûle itaat Allah’a itaattir.” dedi. Rabbimiz “Biz bu kitapta hiçbir şey eksik bırakmadık.” buyuruyor. Profesör kendi hevasından mı konuşuyor? Açıklayabilir misiniz?

Cevap

Evet, profesör kendi hevasından konuşuyor. Şimdi Kur’ân-ı Kerim’de Allahû Tealâ’nın bir farz emri var ve kişi bozmuş. Onun ne şekilde bozup bozmadığını, kalbî talebini Allah bilir. Ama Kur’ân-ı Kerim’de ister yasaklar cihetiyle, ister emirler cihetiyle beraber bakalım, hiçbirisinde böyle bir şey yok. Nedir o? “61 gün oruç tutacaksın.” Cezalandırma noktasına baktığımız zaman Allahû Tealâ’nın vaz ettiği emirlerde 7 âyet-i kerimede bir seyyiat işleyen misliyle cezalandırılır. Seyyiatta ceza artırımı yok. Nisâ 123: “Kim kötülük yaparsa onunla cezalandırılır.”

4/NİSÂ-123 Leyse bi emâniyyikum ve lâ emâniyyi ehlil kitâb(kitâbi). Men ya’mel sûen yucze bihî, ve lâ yecid lehu min dûnillâhi veliyyen ve lâ nasîrâ(nasîran).

Sizin emaniyenizle ve kitap ehlinin emaniyesi ile değil, kim kötülük yaparsa (sadece) onunla cezalandırılır. Ve kendisi için Allah'tan başka bir velî ve bir yardımcı bulamaz.

En’âm 160 yine aynı şekilde.

6/ENÂM-160 Men câe bil haseneti fe lehu aşru emsâlihâ, ve men câe bis seyyieti fe lâ yuczâ illâ mislehâ ve hum lâ yuzlemûn(yuzlemûne).

Kim (Allah’ın huzuruna) bir hasene ile gelirse, artık onun on misli, onundur. Ve kim bir seyyie ile gelirse, o zaman onun mislinden başkası ile cezalandırılmaz. Ve onlar zulmolunmazlar.

Diyelim ki oruç tutmadı. Onun kaza etmesi, 1 gün kaza etmesi ama 1 gün oruç tutmadığı için onun cezasını 61 gün artırmasına dair Allah’ın Kur’ân’da hiçbir kanunu yok. İşte bunlar görüyorsunuz, insanların kendi ilaveleri.

Profesör: “Herşey Kur’ân’da olsaydı hiçbir şey sızmazdı.” diyor. Herşey Kur’ân’da var sevgili kardeşim. 7 tane âyet-i kerimeyi hemen gösterelim Kur’ân’da herşeyin olduğuna dair. Misaller mi diyorsun? Hepsini Allahû Tealâ Kur’ân’da açıklıyor. “Biz bu kitapta hiçbir şey eksik bırakmadık.” “Herşeyi açıklamak için sana kitabı indirdik.” “Her haberin gerçekleşme zamanı var.” “Ahsen tefsirini sana bu Kur’ân’la verdik.” Ve “Bilmiyorsanız hikmet sahibi âlime sorun.”

Allah’ın en üst seviyedeki kanunu da liyakat-mükâfat kanunu. Bu kanunun nerede olduğunu görüyoruz? Bakara 269:

2/BAKARA-269 Yu’til hikmete men yeşâu, ve men yu’tel hikmete fe kad ûtiye hayran kesîrâ(kesîren), ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).

(Allah) hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse böylece ona çok hayır verilmiştir. Ve ulûl elbabtan başkası tezekkür edemez.

“Allah dilediğine hikmet verir. Kime hikmet vermişse ona çok büyük hayır vermiştir.” Ama Allah’ın dilediği kişi, hikmet verdiği kişi, ona lâyık olan kişidir. Bütün bu muhtevayı bilen de kimdir? Ehl-i zikirdir. “Bilmiyorsanız ehl-i zikre sorun.” Enbiyâ 7 ve Bakara 186:

21/ENBİYÂ-7 Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).

Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.

2/BAKARA-186 Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, felyestecîbû lî velyu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne).

Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).

Öyleyse herşey Kur’ân’da var. Allah’a ulaşmayı dilemeyen için Kur’ân eskilerin masallarıdır. Ama dileyenler için herşey var. Çünkü Kur’ân’da Allah var.

Bir gün daimî zikre ulaştığı zaman o kişi Allah ile konuşuyor. Daimî zikir Kur’ân’da farz mıdır? Farzdır. Nisâ Suresinin 103. âyet-i kerimesi:

4/NİSÂ-103 Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alâl mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten).

Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken (yatarken), (devamlı) Allah'ı zikredin! Daha sonra güvenliğe kavuştuğunuz zaman, namazı erkânıyla kılın. Muhakkak ki namaz, mü'minlerin üzerine, "vakitleri belirlenmiş bir farz" olmuştur.

“Ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken Allah’ı zikredin.” Daimî zikre ulaştığı zaman ehl-i zikirden oluyor. “Ehl-i zikre sorun.” diyor. Neyi bilmiyorsanız? Ehl-i zikir herşeyi bilir mi? Hayır, bilmez. Ama ehl-i zikir herşeyi bilen Allah’a sorma yetkisine sahip. Kalp gözü açık, kalp kulağı açık ve Allah’ın da bilmediği bir şey yok. Allah’ın ilmi ve rahmeti herşeyi kuşatmıştır. Öyleyse herşey, her sualin cevabı Kur’ân-ı Kerim’de var. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 19 Ekim 2026Son güncelleme: 19 Ekim 20264 dk okuma0