Muhterem Hocam, bir televizyon programında Allah’ın verdiği emanetleri beden, ruh sağlığı, servet, makam ve mevkiî olarak anlattılar. Allah’ın insanlara verdiği emanetler nelerdir

Soru

Muhterem Hocam, bir televizyon programında Allah’ın verdiği emanetleri beden, ruh sağlığı, servet, makam ve mevkiî olarak anlattılar. Allah’ın insanlara verdiği emanetler nelerdir?

Cevap

Beden bir emanetse muhakkak ki onun içindeki ruh da bir emanettir. Çünkü beden; ruh ve nefsin bir mekânıdır. O zaman bedeni mekân olarak kabul edenin, Allah’ın Zat'ından üfürülen ruhu da emanet olarak değerlendirmesi lâzım. Yine bedende meskûn olan nefsi de emanet olarak kabul etmesi lâzım. İrade de bir emanettir.

Nisâ Suresinin 58. âyet-i kerimesinde:

4/NİSÂ-58 İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli). İnnallâhe niımmâ yeızukum bihî. İnnallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).

Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.

Allah, emanetleri sahibine, yani Allah’a iade etmenizi emreder. Bunların hepsinin birer emanet olduğunu nereden anlıyoruz? Halk arasında ne zamandan beri müslümansınız dendiği zaman “emanet”se Allahû Tealâ ""Emaneti bana teslim edin."" diyor. Hadi bunların söylediği gibi beden bir emanet, onu teslim etmemiz lâzım. Ama Kâlû Belâ gününe gittiğimiz zaman Allahû Tealâ sadece fizik vücudumuzdan ahd almamış. Allahû Tealâ nefsimizden yemin almış. Bu kardeşlerimiz bedeni emanet olarak kabul ediyorlarsa, beden ruh ve nefsin mekânıdır. Mekânda oturan ruh da bir emanet. Kâlû Belâ gününde ruh Allah’a misak vermiş, Allah’a teslim olacağına dair. Fizik beden de Kâlû Belâ gününde Allah’a ahd vermiş, Allah’a teslim olacağına dair. Nefs de Kâlû Belâ gününde Allah’a yemin vermiş, Allah’a teslim olacağına dair. O zaman üçünün de Allah’a Kur’ân-ı Kerîm’de verdiği yemin, misak, ahd varsa, bunların hepsinin emanet olduğunu Kur’ân ispat ediyor.

Ama bu televizyon programında konuşan kişi bunları bilmiyor. Bilmediği şuradan belli; ruh sağlığı, ruh Allah’ın Zat'ından üfürülen, tekâmülün en üst noktasında yaratılan, 19 tane hasletle mücehhez, en üst noktada Allahû Tealâ’nın bir emaneti bizde. Öyleyse ruh sağlığından bahsedilemez. Hasta olan fizik bedendir, hasta olan nefsimizdir. Nefs sağlığı demek daha doğru olur.

Nitekim Mevlânâ Celâleddin Rûmî: “Bütün peygamberler nefs hastalıklarının doktorudur.” buyuruyor. Yani Mevlânâ Celâleddin Rûmî, bütün peygamberler ruh hastalıklarının doktorudur demiyor, nefs hastalıklarının doktorudur.

Zaten şu anda yaşamakta olduğumuz bu zâhirî âlemde fizik bedeni tarif ettiğimiz zaman ne diyoruz? Et ve kemikten oluşan, iç organlarıyla mücehhez, beyinle kaim, aklın kumandasında çalışan; doktorların ihtisas alanı. bütün doktorlar beden hastalıklarının doktorudur. Bütün peygamberler de nefs hastalıklarının doktorudur. Çünkü nefsin manevî kalbinde 19 tane afet var ve bu afetlerin mutlaka şifaya kavuşması, tedavi edilmesi gerekir. Bu neyle mümkündür? 19 afetin kalpten temizlenmesi, yerine Allah’ın katından gelen 19 tane faziletin yerleşmesiyle bu noktaya gelir ve kişi kalb-i selîmin sahibi olur.

Öyleyse âyetler incelendiği zaman onların söylediği gibi sadece servet, makam, mevki değil; onlar da emanettir. Eğer kişi kendisini Allah’a teslim etmişse. Ama asıl olan Allah’ın üfürdüğü ruh emaneti Ahzâb 72’de açıklanıyor.

33/AHZÂB-72 İnnâ aradnâl emânete alâs semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).

Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zâlimdir, çok cahildir.

O teslim olduğu zaman fizik vücut emaneti, Allahû Tealâ onun da teslimini istiyor. Daha sonra nefsimizin Allah’a teslimi isteniyor. Buna dair Allahû Tealâ Kâlû Belâ gününde bizden misak, ahd ve yemin almıştır, sırasıyla söylüyorum veya yemin, misak ve ahd olarak da ifade edilebilir. Bunların bize farz kılındığı âyetleri de şu anda ekranda görüyoruz.

MİSAK, AHD VE YEMİN’NİN HATIRLATILMASI

MİSAK

1. RA'D – 20 Onlar, Allah’ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah’a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah’a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar.

2. RA'D – 21 Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.

AHD

3. YÂSÎN – 60 Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.

4. YÂSÎN – 61 Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.

YEMİN

5. MUDDESSİR-38 Bütün nefsler, iktisap ettikleri (kazandıkları) dereceler sebebiyle (karşılığı olarak) rehinedirler (bağlıdırlar).

6. MUDDESSİR-39 Yemin sahipleri (yeminlerini yerine getiren nefsler) hariç.

7. MUDDESSİR-40 Onlar cennetlerdedir. (Diğerlerine) sorarlar.

Bunların hepsinin birer emanet olduğu ve emanetlerin hayattayken, dünya hayatını yaşarken, sahibi olan Allah’a iade edilmesi, teslim edilmesini emrediyor Allahû Tealâ.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20264 dk okuma1